ARTICLE
28 August 2026

Görevli Olmayan Yargı Kolunda Dava Açılması Halinde Süreler Ve Usul: Göresizlik Kararının Hukuki Sonuçları

SO
Sakar Law Office

Contributor

Sakar is a client and solution oriented, investigative and innovative law firm based in Istanbul. Our Firm is committed to provide our clients with high-quality legal services and business-minded approach. We are a full service law firm to clients across a wide range of areas including Mergers and Acquisitions, Corporate and Commercial, Contracts, Banking and Finance, Competition, Litigation, Employment, Real Estate, Energy, Capital Markets, Foundations, E-commerce, Media and Technology, Data Privacy and Data Protection and Intellectual Property. In order to offer the best possible service for our clients, we harness the latest market developments in legal technology and innovation and we closely follow the legislative changes in Turkish Law. Our lawyers are multi-specialists, equipped to handle a broad range of legal matters. In addition to our depth of experience and awareness of market practice, clients know they will benefit from our team’s innovative mindset and willingness.
Bir uyuşmazlığın hangi yargı kolunun görev alanına girdiğinin doğru belirlenmesi, yalnızca uyuşmazlığın esasını inceleyecek yargı merciinin tespiti bakımından değil, aynı zamanda hak arama özgürlüğünün etkin kullanılması, dava açma sürelerinin korunması ve usuli kazanılmış hakların gözetilmesi bakımından da önem taşımaktadır. Zira adli ve idari yargı arasındaki görev dağılımı, kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınabilmektedir.
Turkey Litigation, Mediation & Arbitration
Sakar Law Office are most popular:
  • within Energy and Natural Resources, Employment and HR and Environment topic(s)
  • in Turkey

Bir uyuşmazlığın hangi yargı kolunun görev alanına girdiğinin doğru belirlenmesi, yalnızca uyuşmazlığın esasını inceleyecek yargı merciinin tespiti bakımından değil, aynı zamanda hak arama özgürlüğünün etkin kullanılması, dava açma sürelerinin korunması ve usuli kazanılmış hakların gözetilmesi bakımından da önem taşımaktadır. Zira adli ve idari yargı arasındaki görev dağılımı, kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınabilmektedir.

Bununla birlikte, uyuşmazlığın görevli olmayan  yargı kolunda açılmış olması, her durumda davacının hakkını kaybettiği anlamına gelmemektedir. Hukuk sistemimizde, görevli olmayan yargı koluna yapılan başvurunun belirli koşullar altında görevli yargı merciine taşınmasına imkân sağlayan düzenlemeler bulunmaktadır.

Ancak bu koruma, yargı kollarına göre farklı usul kurallarına ve sürelere tabi olup söz konusu usul kuralları ve süreler aşağıda iki başlık halinde incelenmiştir.

  1. İdari Yargıda Görülmesi Gereken Davanın Adli Yargıda Açılması

İdari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın adli yargıda açılması hâlinde, uyuşmazlığın yargı yolu bakımından adli yargının görev alanı dışında kaldığı tespit edilerek dava usulden reddedilir. Bu hâlde uygulanacak özel düzenleme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (“İYUK”) 9. maddesidir.

İYUK m.9/1 uyarınca, çözümü idari yargının görev alanına girdiği hâlde adli yargı yerlerinde açılan davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine, görevsizlik kararının kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içerisinde görevli idari yargı merciinde dava açılabilir. Daha da önemlisi, görevsiz yargı merciine yapılan başvuru tarihi, idari yargıya başvuru tarihi olarak kabul edilmektedir. Böylece kanun koyucu, davacının görevli olmayan yargı kolunu tercih etmesinden kaynaklanabilecek süre kaybını belirli şartlarla önlemektedir.

Buradaki otuz günlük süre, ilk bakışta yeni ve bağımsız bir dava açma süresi olarak değerlendirilmemelidir. Zira İYUK m.9'un amacı, hatalı yargı kolunda açılmış ve süresinde yapılmış bir başvurunun görevli idari yargı merciinde korunmasını sağlamaktır. Nitekim, hatalı yargı yerinde açılan davanın da idari dava açma süresi içerisinde açılmış olması gerektiği kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, İYUK m.9, süresi geçirilmiş bir davayı yeniden canlandıran bir hüküm olmayıp, süresinde yapılmış hatalı yargı başvurusunun belirli koşullarla korunmasını sağlayan özel bir usul hükmüdür.

İYUK m.9/2 ise önemli bir tamamlayıcı düzenleme getirmektedir. Buna göre, görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açma süresi henüz sona ermemişse, bu süre içerisinde idari yargıda dava açılması mümkündür. Dolayısıyla uygulamada iki ayrı sürenin birlikte değerlendirilmesi gerekir: İlk olarak hatalı yargı merciine yapılan başvurunun esas dava açma süresi içerisinde olup olmadığı; ikinci olarak ise görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra görevli idari yargı merciine başvurunun hangi süre içerisinde yapıldığı.

Burada ayrıca “kesinleşme” kavramının da özel bir önemi bulunmaktadır. Görevsizlik kararına karşı kanun yoluna başvurulması hâlinde otuz günlük sürenin başlangıcı, ilk derece mahkemesinin karar tarihi değil, kanun yolu sürecinin tamamlanması ve kararın kesinleşmesiyle belirlenir. Uygulamada da, görevsizlik kararına karşı yapılan başvurunun reddine ilişkin kararın tebliğiyle sürenin başlayacağı kabul edilmektedir.

Bu düzenlemenin temelinde, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ile usul ekonomisi ve mahkemeye erişim hakkının korunması düşüncesi bulunmaktadır. Nitekim bud durum, dava açma hakkının kanuni şartlara tabi olduğu kabul etmekle birlikte, usul kurallarının uygulanmasında aşırı şekilcilikten kaçınılması gerektiğine de işaret etmektedir.

  1. Adli Yargıda Görülmesi Gereken Davanın İdari Yargıda Açılması

Adli yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın idari yargıda açılması hâlinde ise durum daha farklıdır. Öncelikle belirtilmelidir ki, İYUK m.9 bu hâli düzenlememektedir. Anılan hüküm yalnızca idari yargının görev alanına giren bir davanın adli veya askeri yargı yerinde açılması hâlinde uygulanabilecek özel bir süre rejimi öngörmektedir.

İdari yargı merciinin, uyuşmazlığın adli yargının görev alanına girdiğini tespit etmesi hâlinde, 2577 sayılı Kanun'un 15/1-a maddesi uyarınca dava görev yönünden reddedilir. Burada önemli olan husus, adli ve idari yargının aynı yargı kolunun iki farklı mahkemesi arasındaki “görev” ilişkisinden farklı olarak, iki farklı yargı kolu arasındaki uyuşmazlığın teknik anlamda bir “yargı yolu” meselesi olmasıdır. Nitekim Yargıtay da HMK'daki görev hükümlerinin esas itibarıyla adli yargı içerisindeki mahkemeler arasındaki görev ilişkisine yönelik olduğunu; adli ve idari yargı arasındaki ilişkinin ise “yargı yolu” meselesi olduğunu vurgulamaktadır.

Bu nedenle, idari yargı merciinin verdiği karar sonrasında dosyanın adli yargı merciine kendiliğinden gönderilmesi kural olarak mümkün değildir. İki yargı kolu arasında dosyanın gönderilmesine ilişkin, HMK m.20'deki gibi açık ve genel bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada ise özellikle zamanaşımı ve sürelerin korunması bakımından TBK m.158 ve somut olayın özellikleri önem kazanmaktadır.

Bununla birlikte, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2021/902 E. 2022/1049 K. 28.06.2022 T. kararında; Adli yargı mahkemeleri arasındaki göreve ilişkin uyuşmazlıklarda başvurulan; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine, davacının, kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren iki hafta içinde yeniden dilekçe vermesinin gerektiği, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine ilişkin HMK. m. 20 hükmünün “yargı yolu” uyuşmazlığında da kıyasen uygulanması gerektiği belirtilmiştir. İlgili kararda; sonradan görevli adli yargıda açılan davanın, görevsiz idari yargıda açılmış olan davanın devamı niteliğinde kabul edilerek, görevsiz mahkemede dava açılması ile kazanılmış haklar saklı tutulmuş olacağından, hak düşürücü süre de, hatalı yargı düzenine bağlı mahkemede davanın açıldığı tarihe göre belirleneceği belirtilmiştir. Yargıtay bazı kararlarında da; salt HMK m. 20’de düzenlenen süre içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına dair kararların yerinde olmadığı, bu davanın idari yargıda açılan davanın devamı niteliğinde olmayıp yeni bir dava olduğu kabul edilmiştir.

Öte yandan, hatalı yargı kolunda açılan davanın ardından her iki yargı merciinin de kendisini görevsiz görmesi hâlinde “görevsizlik kararından sonra yeni dava açılması” meselesinden söz edilemez. Bu durumda olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıkar. Anayasa'nın 158. maddesi uyarınca adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıklarının çözüm mercii Uyuşmazlık Mahkemesidir. Bu durudma dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi suretiyle görevli yargı kolunun belirlenmesi gerekir.

Bu durumda  “HMK m.20 her durumda kıyasen uygulanır” şeklinde kesin bir sonuca ulaşmak isabetli değildir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.04.2024 tarihli, E.2023/104, K.2024/206 sayılı kararında, dava önce adli yargıda açılmış olması, idari yargının görev alanına girdiği kabul edilerek davanın usulden reddi üzerine idari yargıya başvurulması ancak idare mahkemesince uyuşmazlık çıkartılması üzerine Uyuşmazlık Mahkemesince adli yargının görevli olduğunu karar verilmesi halinde adli yargı mahkemesi Uyuşmazlık Mahkemesi kararını uygulayarak davaya bakmak durumunda olduğundan HMK 20 nci madde hükmünün kıyasen uygulanmasını gerektiren bir durum olmadığı belirtilmiştir.

Sonuç:

Hatalı yargı kolunda dava açılması, usul hukuku bakımından yalnızca “görevsiz mahkemeye başvuru” olarak değerlendirilmemeli; yargı yolu, dava açma süresi, görevsizlik kararının kesinleşmesi, başvurunun niteliği ve Uyuşmazlık Mahkemesinin görev alanı birlikte ele alınmalıdır.

İdari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın adli yargıda açılması hâlinde İYUK m.9, davacıya açık ve özel bir koruma sağlamaktadır. Buna karşılık adli yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın idari yargıda açılması hâlinde aynı nitelikte doğrudan uygulanabilecek bir hüküm bulunmadığından, somut olayın niteliğine göre zamanaşımı, hak düşürücü süre yönünden; HMK m. 20, TBK m.158 ve gerektiğinde Uyuşmazlık Mahkemesi mekanizmasının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Bu çerçevede, görevsizlik kararının verilmiş olması tek başına sürecin sona erdiği anlamına gelmediği gibi, kararın kesinleşmesinden sonra yapılacak işlemlerin de kendiliğinden görevli yargı kolunda devam edeceği sonucuna varılmamalıdır. Özellikle yargı kolunun hatalı belirlenmesi nedeniyle ortaya çıkabilecek süre kayıplarının önlenebilmesi için, görevsizlik kararının hangi tarihte kesinleştiği, kanun yoluna başvurulup başvurulmadığı ve ilgili yargı kolunda yeni bir başvuru için hangi usul hükümlerinin uygulanacağı somut olay temelinde titizlikle değerlendirilmelidir.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More