ARTICLE
11 June 2026

Sermaye Piyasası Hukukunda Bask Mekanizması Ve İcra Takiplerine Etkisi

E
Egemenoglu

Contributor

Egemenoglu is one of the largest full-service law firms in Turkey, advising market-leading clients since 1968. Egemenoğlu who is proud to hold many national and international clients from different sectors, is appreciated by both his clients and the Turkish legal market with his fast, practical, rigorous and solution-oriented work in a wide range of fields of expertise. Egemenoğlu has been considered worthy of various rankings by the world’s most leading and esteemed rating institutions and legal guides. We have been ranked as Recognized in “Project and Finance” and “Mergers and Acquisitions” areas by IFLR 1000. We also take place among the top- tier law firms of Turkey at the rankings of Legal 500, at which world’s best law firms are regarded, in “Employment Law” and “Real Estate / Construction” areas. Also our firm is regarded as significant by Chambers& Partners in “Employment Law” area as well.
Modern sermaye piyasalarının varlık sebebi, fon arz eden yatırımcılar ile ihraççılar arasında güvene dayalı bir köprü kurmaktır. Bu yapının en temel dinamiği ise yatırımcılar arası eşitlik ilkesidir.
Turkey Finance and Banking
Egemenoglu are most popular:
  • within Accounting and Audit, Technology and Transport topic(s)

I. Sermaye Piyasalarında Eşitlik İlkesi ve Bask Mekanizmasının Temeli(/p

Modern sermaye piyasalarının varlık sebebi, fon arz eden yatırımcılar ile ihraççılar arasında güvene dayalı bir köprü kurmaktır. Bu yapının en temel dinamiği ise yatırımcılar arası eşitlik ilkesidir. Sermaye piyasası hukuku, genel özel hukuk kurallarından farklı olarak, sadece tarafların irade serbestisini değil, aynı zamanda piyasa bütünlüğünü ve istikrarını da koruma altına almayı amaçlar. Bu bağlamda, Borçlanma Aracı Sahipleri Kurulu (BASK) mekanizması, borçlu ihraççı ile alacaklı yatırımcılar arasındaki ilişkinin kolektif bir iradeyle nasıl yönetileceğini belirleyen en kritik müesseselerden biridir.

II. 6362 Sayılı SPK ve TTK m. 357 Ekseninde Yatırımcı Koruma Rejimi

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 1. maddesi, kanunun amacını yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması olarak belirlemiştir. Bu koruma rejiminin temel dayanağı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 357. maddesinde yer alan eşit işlem ilkesidir. Her ne kadar bu madde lafzen pay sahiplerini hedef alsa da, şirketin malvarlığı üzerinde doğrudan alacak hakkına sahip olan ve ihraççının mali durumundaki bozulmalardan birinci derecede etkilenen borçlanma aracı sahipleri bakımından da evleviyetle uygulama alanı bulmaktadır.

Eşitlik ilkesi, mutlak bir ayniyetten ziyade hukuki durumları aynı olanlar için geçerli olan nispi bir hakkaniyeti ifade eder. Bu perspektiften, borçlanma aracı sahiplerinin kendi içinde "tertipler" halinde gruplandırılması ve her tertibin kendi BASK'ını oluşturması, aynı risk grubundaki alacaklıların eşit kurallara tabi tutulması gerekliliğinin bir sonucudur. Borçlanma Aracı Sahipleri Kurulu Tebliği (BASK Tebliği) (II-31/A.1) uyarınca, borçlanma aracının asli şartlarında yapılacak bir değişiklik, o tertibe dahil olan tüm yatırımcıları bağlar. Burada bireysel alacak hakkı, şirketin iflasını önleyerek alacağın ekonomik değerini korumayı amaçlayan ölçülü bir müdahale ile kolektif iradeye tabi kılınır.

III. Lex Specialis Nitelik ve Ortak Eylem Sorununun Çözümü

Sermaye piyasası hukuku, genel borçlar ve icra hukukuna göre özel kanun (lex specialis) niteliğindedir. İcra hukukunda (İİK m. 206-207) alacaklıların eşitliği prensibi, malvarlığının tasfiyesi aşamasında şekli bir sırayı esas alırken; sermaye piyasası hukuku dinamik eşitlik ve ihraççının sürdürülebilirliği odaklıdır.

İcra hukukunun şekli sıraya dayalı yapısının aksine, BASK mekanizması alacaklılar arası ortak eylem sorununun aşılmasında temel bir araçtır. Bir ihraççı temerrüde düştüğünde, her alacaklının münferiden icra takibi başlatması şirketin malvarlığının koordinasyonsuz biçimde hızla parçalanmasına ve nihayetinde tüm alacaklıların ciddi bir değer kaybına uğrayarak çok daha az tahsilat yapmasına yol açar.

Danıştay 13. Dairesi’nin (E. 2023/3048, K. 2024/5682) kararlarında da vurgulandığı üzere, sermaye piyasası düzenlemeleri piyasa bütünlüğünü korumak adına genel icra hükümlerinden farklı prosedürler öngörebilir. Bu bağlamda BASK kararlarının icra takiplerini durdurucu etkisi (moratoryum), genel hükümlerdeki ilama uygunluk veya takibin kesinleşmesi denetiminden bağımsız, doğrudan kanundan (SPK m. 31/A) doğan ve bireysel takip hakkını yatırımcıların ortak menfaati ile ihraççının ticari hayatını sürdürebilmesi için geçici olarak askıya alan özel bir koruma kalkanıdır.

IV. Küçük Yatırımcıların Hakim Ortaklara Karşı Korunması ve Mülkiyet Hakkı Dengesi

 Sermaye piyasası hukukunun bir diğer ödevi, bilgiye erişim ve karar alma gücü kısıtlı olan küçük yatırımcıları korumaktır. BASK içerisindeki oylamalarda yüksek nominal bedele sahip yatırımcıların iradesi matematiksel olarak baskın çıksa da, mevzuat bu iradenin azınlık haklarını tamamen yok etmemesi için katı nisaplar ve denetim mekanizmaları öngörmüştür.

BASK kararlarının (özellikle asli şartlarda aranan 2/3 çoğunluk nisabının) azınlıkta kalan yatırımcıları da bağlaması ilk bakışta mülkiyet hakkına müdahale gibi görünebilir. Ancak bu müdahale ölçülüdür; zira şirketin tasfiyesi halinde yatırımcının karşılaşacağı tam zıya riski karşısında, borcun yeniden yapılandırılarak tahsil kabiliyetinin korunması çok daha rasyonel ve özünde daha az sınırlayıcı bir araçtır. Ayrıca bu müdahalenin dışarıdan idari bir otorite tarafından değil, doğrudan aynı risk grubundaki yatırımcıların nitelikli çoğunluğu tarafından alınması meşruiyet zeminini güçlendirir.

V. Tertip ve Genel Bask Yapılanmasında Kolektif İrade Oluşumu ve Karar Alma Dinamikleri

Sermaye piyasası araçları arasında şirketlerin finansman ihtiyacını karşılamada en dinamik araçlardan biri olan borçlanma araçları, ihraççı ile yatırımcı arasında kurulan sözleşmesel bir alacak-borç ilişkisini temsil eder. Ancak bu ilişki, klasik borçlar hukuku ilişkisinden farklı olarak, binlerce yatırımcının aynı risk grubunda toplandığı kolektif bir yapı arz eder. SPK 31/A maddesi ile hukuk sistemimize giren BASK, bu kolektif yapının finansal kriz veya temerrüt anlarında nasıl bir irade ortaya koyacağını belirleyen temel mekanizmadır. BASK yapılanması, sadece bir toplantı usulü değil, aynı zamanda mülkiyet hakkı ile sistemik istikrarın dengelendiği, ortak eylem probleminin hukuki araçlarla çözüldüğü bir kurumsal temsil modelidir.

VI. Tertip BASK’ın Asli Karar Organı Olarak Yetki Alanı ve Nitelikli Çoğunluk Esasları

 Borçlanma aracı ihraçları, genellikle belirli vadelerle ve farklı faiz/getiri oranlarıyla tertipler halinde gerçekleştirilir. Her bir tertip, kendi içinde benzer risk profiline sahip yatırımcıları barındırır. II-31/A.1 sayılı Borçlanma Aracı Sahipleri Kurulu Tebliği uyarınca, her bir tertip bazında oluşturulan "Tertip BASK", ilgili borçlanma aracının kaderini belirleyen asli karar organıdır. Tertip BASK’ın yetki alanı, borçlanma aracının asli hüküm ve şartlarında yapılacak değişiklikleri kapsar. Bu yetki, ihraççı şirketin tek taraflı iradesiyle veya münferit yatırımcıların itirazlarıyla yönetilemeyecek kadar kritik bir süreci ifade eder.

Tertip BASK’ın karar alma mekanizmasında öngörülen nitelikli çoğunluk esası, sermaye piyasası hukukunun en karakteristik özelliklerinden biridir. Tebliğ uyarınca, borçlanma aracının anapara tutarı, faiz oranı, vade yapısı veya ödeme takvimi gibi asli unsurlarında yapılacak değişiklikler için, ilgili tertibin tedavülde bulunan toplam nominal bedelinin en az üçte iki (2/3) çoğunluğunun olumlu oyu aranmaktadır. Bu nisap, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin demokratik meşruiyetini sağlar. Riskin önlenmesi amacı, burada bireysel iradenin kolektif iradeye tabi kılınmasını haklı kılan temel gerekçedir.

Nitelikli çoğunlukla alınan kararların en önemli hukuki sonucu, bu kararların oylamaya katılmayan, çekimser kalan veya olumsuz oy kullanan tüm yatırımcıları bağlayıcı olmasıdır. Bu durum, borçlar hukukundaki sözleşmelerin nispiliği ilkesine getirilen bir istisnadır. Eğer her bir yatırımcının rızası ayrı ayrı aransaydı, tek bir küçük yatırımcının dahi itirazı tüm yapılandırma sürecini kilitleyebilir ve şirketin iflasına yol açabilirdi. BASK mekanizması, hold-out (süreci kilitleyen azınlık) problemini bertaraf ederek, yatırımcı grubunun toplam menfaatini korumayı hedefler. Bu bağlamda Tertip BASK, yatırımcıların sadece alacaklı sıfatıyla değil, aynı zamanda ihraççının finansal sürdürülebilirliğinde pay sahibi olan bir grup olarak hareket etmesini sağlar.

VII. Tertip ve Genel BASK Yapılanmasında Karar Alma Dinamikleri

Her bir borçlanma aracı tertibi, kendi içinde benzer risk profiline sahip yatırımcıları barındırır ve "Tertip BASK", ilgili borçlanma aracının asli karar organıdır. Karar alma süreçleri, müdahalenin ağırlığına göre ikili bir yapıya kavuşturulmuştur:

  • Asli Hüküm Değişiklikleri: Anapara, faiz oranı, vade ve teminat yapısı gibi yatırımcının başlangıçtaki yatırım kararının temelini oluşturan ekonomik parametrelerdir. Bu unsurlardaki değişiklikler, tedavüldeki toplam nominal bedelin en az üçte iki (2/3) çoğunluğunun olumlu oyunu gerektirir. Bu yüksek nisap, yapılandırma sürecini kilitleme potansiyeli olan kötü niyetli azınlık (hold-out) problemini bertaraf ederken demokratik meşruiyeti de sağlar. Ayrıca bu kararların geçerliliği, ihraççı şirket yönetim kurulunun onayına ve Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden şeffaf bir şekilde ilan edilmesine bağlanmıştır.
  • Ek Taahhütlerin Tadili: Finansal rasyoların korunması, bilgi verme yükümlülükleri veya varlık satışı kısıtlamaları gibi operasyonel kurallardır. Şirketin ticari esnekliğini korumak ve finansal rehabilitasyonu hızlandırmak adına bu tadiller için salt çoğunluk yeterli görülmüştür.

Bu usuli farklılık, sermaye piyasası hukukundaki ölçülülük ilkesinin bir yansımasıdır. Yatırımcının alacağının miktarına veya vadesine doğrudan müdahale edilmediği durumlarda (ek taahhüt tadillerinde), karar alma süreci kolaylaştırılarak şirketin finansal rehabilitasyonu desteklenmektedir. Ancak alacağın özüne müdahale edildiğinde, koruma kalkanı en üst seviyeye çıkarılmaktadır.

BASK mimarisi ayrıca "Genel BASK" adı verilen üst denetim mekanizmasıyla desteklenmiştir. Bir tertipte alınan yapılandırma kararı, şirketin nakit akışını etkileyerek diğer tertipleri zarara uğratma riski taşır. Yapılandırmaya dahil olmayan ve tedavüldeki diğer araçların en az %20'sine sahip yatırımcılar, Genel BASK'ın toplanmasını talep ederek farklı alacaklı grupları arasında şeffaflığı ve dürüstlük kuralını teminat altına alan, imtiyazlı işlemleri filtreleyen bir veto yetkisi kullanabilirler.

VIII. Yatırımcı Temsili ve Teknolojik Altyapı

Binlerce dağınık yatırımcı ile ihraççı arasındaki bilgi asimetrisini gidermek için ihdas edilen "Borçlanma Aracı Sahipleri Temsilcisi", ihraççı ile organik bağı bulunmayan, sıkı bağımsızlık kriterlerine tabi ve yatırımcı haklarını savunan güvene dayalı bir yetkilidir. Şirketin teknik temerrüde düştüğü veya finansal rasyolarının bozulduğu durumlarda bir erken uyarı sistemi vazifesi gören temsilci, yatırımcılar adına kurumsal bir muhataplık yaratır.

Karar alma sürecinin dijital ayağı ise Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından sağlanır. Elektronik Genel Kurul Sistemi (e-GKS) altyapısı, fiziki mesafeleri ortadan kaldırarak oylama süreçlerinin ve kimlik doğrulama işlemlerinin manipülasyondan uzak, şeffaf ve denetlenebilir olmasını garanti eder. MKK altyapısı sayesinde küçük yatırımcılar da kurumsal fonlar kadar hızlı ve eş zamanlı bilgiye ulaşabilir.

IX. Borçlanma Aracı Sahipleri Temsilcisi Müessesesi ve Bağımsızlık Kriterleri

Borçlanma aracı sahiplerinin kitleselliği, ihraççı şirket ile münferit yatırımcılar arasındaki bilgi asimetrisini derinleştirmekte ve olası bir mali darboğaz anında yatırımcıların koordinasyonunu güçleştirmektedir. Bu kolektif eylem problemini aşmak amacıyla II-31/A.1 sayılı Borçlanma Aracı Sahipleri Kurulu Tebliği ile ihdas edilen "Borçlanma Aracı Sahipleri Temsilcisi" müessesesi, yatırımcı haklarının profesyonel ve merkezi bir zeminde savunulmasını sağlar. Temsilci, sadece bir iletişim köprüsü değil, aynı zamanda yatırımcıların menfaatlerini ihraççıya ve üçüncü kişilere karşı korumakla yükümlü, bir "fiduciary" (güvene dayalı) yetkilidir.

Temsilcinin demokratik meşruiyeti, seçim sürecinden kaynaklanmaktadır. Tebliğ uyarınca, bankalar dışındaki ihraççıların işlemlerinde, tedavüldeki nominal bedelin yarısından fazlasını temsil eden yatırımcıların onayı ile bir temsilci atanması mümkündür. Bu seçim süreci, yatırımcıların kendi kaderlerini tayin etme iradesinin ilk somut adımıdır. Ancak temsilcinin meşruiyeti sadece çoğunluk oyuyla değil, aynı zamanda sahip olması gereken katı bağımsızlık kriterleriyle de teminat altına alınmıştır. Temsilcinin ihraççı şirketle, hakim ortaklarla veya yönetim kurulu üyeleriyle herhangi bir organik bağının bulunmaması, menfaat çatışmalarının önlenmesi açısından hayati önem taşır. Kanun koyucu, temsilcinin tarafsızlığını korumak adına, yüz kızartıcı suçlardan mahkum edilmemiş olma ve sermaye piyasası mevzuatına tam uyum sağlama gibi niteliksel şartlar öngörmüştür.

Temsilcinin görev alanı, BASK toplantılarının çağrısından, ihraççının mali durumunun izlenmesine ve yapılandırma kararlarının icrasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Özellikle şirketin teknik temerrüde düştüğü veya finansal rasyolarının bozulduğu durumlarda temsilci, yatırımcılar adına bir erken uyarı sistemi vazifesi görür. Temsilci müessesesi de bu sistemik korumanın bir parçası olarak, yatırımcıların dağınık yapısından kaynaklanan zafiyeti ortadan kaldırarak, ihraççı karşısında kurumsal bir muhataplık oluşturur. Bu profesyonel temsil, yatırımcıların mülkiyet haklarının sadece çoğunluk tahakkümüyle değil, liyakat ve bağımsızlık esaslı bir denetimle korunmasını sağlar.

X. Borçlanma Aracı Sahipleri ile Pay Sahipleri Arasındaki Hukuki Statü Farklılıkları

Sermaye piyasası hukukunun en temel ayrım noktalarından biri, şirkete sermaye koyan pay sahipleri ile şirkete borç veren borçlanma aracı sahipleri arasındaki statü farkıdır. Pay sahipleri, anonim ortaklığın sahibi sıfatıyla artık değer üzerinde hak sahibiyken ve yönetimde söz sahibiyken; borçlanma aracı sahipleri alacaklı sıfatıyla öncelikli ve sabit bir getiri beklentisi içindedirler.

Hukuki statüdeki bu temel ayrım, eşitlik ilkesinin uygulanma biçimini de değiştirir. 6102 sayılı TTK m. 357 uyarınca pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulurken, bu eşitlik pay sahiplerinin sermayeye katılım oranları üzerinden şekillenen nispi bir eşitliktir. Borçlanma aracı sahipleri için ise eşitlik, aynı tertip içindeki yatırımcıların haklarının birbiriyle yarışmaması ve ihraççının malvarlığı üzerinde hiçbir yatırımcının diğerine haksız üstünlük sağlamaması esasına dayanır.

Yapılandırma süreçlerinde bu statü farkı daha da belirginleşir. Pay sahipleri, şirketin zararına katlanmak ve sermaye borcunu ifa etmekle yükümlüdür. Doktrinde de ifade edildiği üzere, sermaye borcu özel nitelikli bir borçtur ve şirketin korunması adına pay sahiplerinin hakları kısıtlanabilir. Buna karşın borçlanma aracı sahipleri, şirketin mülkiyet riskine ortak değildirler; ancak BASK kararıyla kendi alacaklarının vadesini uzatabilir veya faiz oranlarını değiştirebilirler. Bu noktada BASK, borçlanma aracı sahiplerini geçici bir süreliğine "yönetimsel bir irade" sergilemeye zorlar. Yani alacaklı, normal şartlarda şirketin iç işleyişine karışmazken, BASK süreciyle birlikte şirketin finansal geleceği hakkında oy kullanarak adeta yarı-ortak gibi bir sorumluluk üstlenir.

Bu statü farklılığının icra hukuku açısından en çarpıcı sonucu, borçlanma aracı sahiplerinin BASK kararıyla bir kolektif imtiyaz elde etmeleridir. Pay sahipleri şirketin iflası halinde en son sırada yer alırken, borçlanma aracı sahipleri BASK mekanizması üzerinden alacaklarını yapılandırarak şirketin yaşamasını sağlarlar ve bu süreçte yasal bir moratoryum korumasından yararlanırlar.

İcra hukukunun ve sermaye piyasası hukukunun normatif temellerindeki ayrım burada kristalize olmaktadır: İcra hukukunda (İİK m. 206-207) hakim olan alacaklıların eşitliği prensibi, borçlunun malvarlığının tasfiyesi aşamasında şekli bir sırayı esas alırken; sermaye piyasası hukuku "dinamik eşitlik" ve ortak eylem sorununun yönetimi odaklıdır. İcra mahkemeleri ilamları yorum yoluyla genişletemez; buna karşın sermaye piyasası hukuku, yatırımcıyı korumak adına olay bazlı ve dinamik bir yorum metodolojisi benimser. BASK kararlarının icra takiplerini durdurucu etkisi de (moratoryum), genel icra hukukundaki ilama uygunluk veya takibin kesinleşmesi süreçlerinden bağımsız olarak, doğrudan kanundan (SPK m. 31/A) ve ikincil mevzuattan güç alan özel bir koruma kalkanıdır.

Ne var ki, normatif düzlemde sınırları net biçimde çizilen bu lex specialis nitelik, uygulamada icra mahkemelerinin dar ve şekli yorum anlayışıyla sık sık çatışmaktadır. Mahkemelerin uyuşmazlıkları salt İcra ve İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirme eğilimi ve sermaye piyasası mevzuatının koruyucu, dinamik yapısını göz ardı etmesi, uygulamada ciddi tıkanıklıklara yol açmaktadır. BASK kararıyla sağlanan yasal moratoryumun icra müdürlüklerince doğrudan dikkate alınmaması veya şikayet üzerine icra mahkemelerince şekli gerekçelerle takiplerin durdurulması taleplerinin reddedilmesi, sermaye piyasasının amaçladığı kolektif kurtarma iradesini fiilen işlevsiz bırakmaktadır. İcra daireleri ve mahkemelerinin bu dar yorum pratikleri, ihraççı şirketin yapılandırma çabalarını sekteye uğratmakla kalmamakta; aynı zamanda alacaklılar arasında eşitliği bozucu, içinden çıkılmaz ve uzun süren yargısal uyuşmazlıklara (mükerrer haciz baskılarına ve tatminsiz şikayet süreçlerine) sebebiyet vererek piyasadaki hukuki öngörülebilirliği derinden zedelemektedir.

Bu koruma kalkanı, pay sahiplerinin mülkiyet hakkı ile borçlanma aracı sahiplerinin alacak hakkı arasındaki dengenin, piyasa istikrarı lehine alacaklılar lehine esnetilmesidir. Sonuç olarak, pay sahibi riskin ve yönetimin odağındayken, borçlanma aracı sahibi BASK sayesinde riskin yönetildiği ve alacağın demokratik bir müzakere ile korunduğu özel bir statüye sahip kılınmıştır.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More