Giriş
Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payının giderek artması, enerji üretim tesislerinde kullanılan teknik ekipmanların hukuki niteliğinin belirlenmesini de önemli hâle getirmiştir. Bu kapsamda rüzgâr enerjisi santrallerinin temel unsuru olan rüzgâr türbinlerinin taşınır mı yoksa taşınmaz mı olduğu ve araziye monte edilmelerinden sonra hangi mülkiyet rejimine tâbi olacakları, yalnızca eşya hukuku bakımından değil; mülkiyet, kira, finansman, teminat, vergilendirme, kamulaştırma ve tesisin işletilmesi bakımından da sonuç doğuran bir meseledir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da rüzgâr türbinlerini rüzgâr enerji santrallerinin ana yapı elemanı olarak tanımlamakta ve türbinlerin rüzgârın kinetik enerjisini mekanik ve ardından elektrik enerjisine dönüştüren makineler olduğunu belirtmektedir.
Türk hukukunda rüzgâr türbinlerinin hukuki niteliğine ilişkin özel ve açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle konu, öncelikle Türk Medeni Kanunu'nun eşya hukukuna ilişkin genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bununla birlikte rüzgâr türbinleri sıradan bir makine niteliğinde olmayıp, belirli bir araziye kurulmak, uzun süre işletilmek ve elektrik üretmek amacıyla tasarlanan yüksek ekonomik değerli enerji tesisleridir. Bu özellikler, klasik taşınır-taşınmaz ayrımının ötesinde, türbin ile üzerinde bulunduğu arazi arasındaki hukuki ilişkinin ayrıca incelenmesini gerekli kılmaktadır.
Türk Hukukunda Rüzgâr Türbinlerinin Hukuki Niteliği
Türk Medeni Kanunu bakımından başlangıç noktası, taşınmaz mülkiyetinin kapsamını düzenleyen hükümler ile bütünleyici parça ve eklenti kavramlarıdır. TMK m. 684 uyarınca bir şeye malik olan kişi, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Bütünleyici parça ise yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve asıl şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılması mümkün olmayan parçadır. Buna karşılık TMK m. 686, eklentiyi, asıl şeyin işletilmesi, korunması veya ondan yararlanılması için sürekli olarak özgülenen ve birleştirme, takma veya başka bir şekilde asıl şeye bağlı kılınan taşınır mal olarak tanımlamaktadır.
Bu ayrım rüzgâr türbinleri bakımından önemlidir. Türbin kurulmadan önce, kule, rotor, kanatlar, jeneratör ve diğer mekanik ve elektriksel unsurlar ayrı ayrı taşınır eşya niteliğindedir. Türbinin araziye kurulmasıyla birlikte ise yalnızca fiziksel bağlantının varlığına bakılarak doğrudan taşınmaza ait bir bütünleyici parça sonucuna ulaşılması isabetli olmayacaktır. Zira TMK m. 684 anlamında bütünleyici parçadan söz edilebilmesi için fiziksel bağlantının yanı sıra parçanın asıl şeyin temel unsuru olması ve ondan ayrılmasının asıl şey bakımından hukuken ve ekonomik olarak esaslı bir ayrılma meydana getirmesi gerekir. Genel olarak rüzgâr pervanelerinin bütünleyici parça niteliğinin eklentiye göre daha ağır bassa da her bir parçanın statüsü ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Parçalara Göre Hukuki Tasnif
Temel ve Kule: Türbinin yer altına gömülen yüzlerce tonluk betonarme temeli ve bu temele ankre edilen kule gövdesi, araziye devamlı kalmak amacıyla bağlanmıştır. Temelin sökülmesi arazide veya yapıda kalıcı tahribat yaratacağından, kule ve temel unsurları TMK m. 684 kapsamında arazinin bütünleyici parçası niteliğindedir.
Nasel, Jeneratör ve Kanatlar: Bu parçalar cıvata, flanş ve mekanik bağlantılarla kuleye tutturulur; amortisman, arıza veya yenileme süreçlerinde kuleye veya temele zarar verilmeksizin vinç marifetiyle sökülebilir. Bu durum, kanat ve naselin TMK m. 686 uyarınca eklenti veya TMK m. 728 uyarınca taşınır yapı olarak değerlendirilebilmesine zemin hazırlar.
Üst Hakkı ve Proje Finansmanı İlişkisi
Uygulamada RES projeleri çoğunlukla hazine arazisi üzerinde tahsis edilen irtifak hakları (kullanma/üst hakkı) ya da özel mülkiyete konu arazilerde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakkı (TMK m. 826) tesisiyle kurulur.
Bağımsız ve sürekli üst hakkı tapu kütüğünde ayrı bir sayfaya taşınmaz olarak tescil edildiğinde, türbinin tamamı arazinin değil, üst hakkının bütünleyici parçası haline gelir.
Bu durum, proje finansmanı sağlayan bankaların üst hakkı üzerine ipotek tesis etmesine olanak tanır.
Şayet üst hakkı tesis edilmeksizin kira veya intifa gibi şahsi/sınırlı ayni haklarla türbin kurulmuşsa, türbinin arazi malikinin mülkiyetine geçmesini engellemek için TMK m. 728 (taşınır yapı) hükümlerine veya 6361 sayılı Finansal Kiralama Kanunu çerçevesindeki özel sicil hükümlerine başvurulması gerekir.
5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun, rüzgârı yenilenebilir enerji kaynağı olarak kabul etmekte ve bu kaynaktan elektrik üretimine ilişkin özel bir hukuki rejim öngörmektedir. Ancak söz konusu düzenlemeler esas olarak enerji üretim faaliyetinin lisanslandırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve destek mekanizmaları üzerinde yoğunlaşmakta; türbinin özel hukuk bakımından taşınır veya taşınmaz niteliğini doğrudan belirlememektedir. Bu nedenle enerji hukuku düzenlemeleri ile eşya hukuku hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri Hukukunda “Fixture” Yaklaşımı
Amerika Birleşik Devletleri'nde rüzgâr türbinlerinin hukuki niteliği büyük ölçüde eyaletlerin mülkiyet hukukuna ve “fixture” olarak adlandırılan kuruma göre belirlenmektedir. Amerikan hukukunda fixture, başlangıçta taşınır nitelikte olan bir eşyanın taşınmaza bağlanması sonucunda belirli koşullar altında taşınmazın parçası hâline gelmesini ifade etmektedir. Bu değerlendirmede eşyanın taşınmaza fiziksel olarak bağlanma biçimi, taşınmazın kullanımına sağladığı katkı ve tarafların kalıcı olarak bağlama yönündeki iradesi önem taşımaktadır.
Rüzgâr türbinleri bakımından Amerika Birleşik Devletleri'ndeki uygulamanın eyaletler arasında farklılık gösterebildiği görülmektedir. Örneğin Kaliforniya düzenlemelerinde, taşınmaza fiziksel olarak bağlanan ve süresiz olarak bağlı kalması amaçlanan bir “wind machine” gerçek mülk, yani real property kapsamında bir fixture olarak kabul edilebilmektedir. Buna karşılık hareketli bir ekipmana veya kamyon kasasına monte edilen ve taşınmaza kalıcı biçimde bağlanması amaçlanmayan bir rüzgâr makinesi kişisel mal olarak değerlendirilmektedir.
Benzer şekilde New York uygulamasında rüzgâr türbinlerinin taşınmaz olarak değerlendirilmesinde üç temel ölçüt öne çıkmaktadır: taşınmaza fiilen bağlanmış olma, taşınmazın kullanımına hizmet etme ve taşınmaza kalıcı olarak bağlanma iradesi. Bu yaklaşımda rüzgâr türbininin uzun ekonomik ömrü ve üretim tesisinin bir parçası olarak uzun süre aynı yerde kalmasının öngörülmesi, kalıcılık iradesinin göstergesi olarak değerlendirilebilmektedir.
Bununla birlikte Amerikan hukukunda da tek tip bir yaklaşım bulunmamaktadır. Connecticut Yüksek Mahkemesi'nin 2022 tarihli Wind Colebrook South, LLC v. Town of Colebrook kararında rüzgâr türbinleri ile bunlara bağlı ekipmanın emlak vergisi bakımından farklı şekilde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Mahkeme türbinleri taşınmaz olarak değerlendirirken, bağlantılı bazı ekipmanların eyalet kanunundaki özel düzenleme nedeniyle kişisel mal niteliğinde vergilendirilebileceğini kabul etmiştir. Bu durum, rüzgâr enerji tesislerinde “türbin” ile “türbine bağlı ekipman” arasında hukuki ayrım yapılmasının Amerikan hukukunda da önem taşıdığını göstermektedir.
Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri bakımından Türk hukukundaki bütünleyici parça ve eklenti ayrımına işlevsel olarak benzeyen bir “fixture” analizi söz konusudur. Ancak Amerikan sisteminde eyalet mevzuatı ve içtihatları belirleyici olduğundan, rüzgâr türbinlerinin hukuki niteliği bakımından ülke çapında tek bir sonuçtan söz etmek mümkün değildir.
Avrupa Birliği ve Almanya Hukukunda Yaklaşım
Avrupa Birliği hukukunda rüzgâr türbinlerinin özel hukuk bakımından taşınır veya taşınmaz olarak sınıflandırılmasını doğrudan ve yeknesak biçimde düzenleyen bir norm bulunmamaktadır. Bunun temel nedeni eşya ve mülkiyet hukukunun esas itibarıyla üye devletlerin ulusal hukuklarının konusu olmasıdır. Buna karşılık AB hukuku, rüzgâr enerjisi tesislerinin kurulması, izin süreçleri, çevresel etkileri ve yenilenebilir enerji kapasitesinin geliştirilmesi bakımından önemli bir çerçeve oluşturmaktadır.
Özellikle 2023 tarihli Yenilenebilir Enerji Direktifi ile yenilenebilir enerji tesislerinin izin süreçlerinin hızlandırılması ve belirli durumlarda bu tesislerin üstün kamu yararı bakımından değerlendirilmesi öngörülmüştür. Bununla birlikte türbinin mülkiyet niteliği, ilgili üye devletin eşya hukukuna bırakılmıştır. Bu nedenle Avrupa Birliği bakımından “rüzgâr türbini taşınmazdır” veya “taşınırdır” şeklinde tek bir sonuç ortaya koymak mümkün değildir.
Almanya bu konuda dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. Alman Medeni Kanunu'nun (BGB) 93 ve 94. maddeleri, bir eşyanın taşınmazın esaslı unsuru hâline gelmesi bakımından “wesentliche Bestandteile”, yani esaslı bütünleyici parçalar kavramını düzenlemektedir. BGB §94 uyarınca araziye sıkı biçimde bağlı bulunan şeyler kural olarak taşınmazın esaslı unsuru kabul edilmektedir. Bununla birlikte BGB §95, yalnızca geçici bir amaçla araziye bağlanan şeyleri bu kapsamın dışında bırakmaktadır.
Alman Federal Mahkemesi'nin 2017 tarihli bir kararında da rüzgâr türbininin taşınmazın esaslı unsuru mu yoksa yalnızca “Scheinbestandteil”, yani görünüşte bütünleyici parça mı olduğu değerlendirilmiştir. Mahkeme, türbinin ekonomik ve hukuki risklerini üstlenen işletmecinin mülkiyetinde kalmasının ve arazi ile türbin arasındaki ilişkinin belirli bir kullanım amacıyla kurulmasının, türbinin arazi malikine otomatik olarak geçmesini engelleyebileceğini kabul etmiştir. Bu yaklaşım, rüzgâr türbinlerinin uzun süreli olarak arazi üzerinde bulunmasının tek başına arazi mülkiyetine dahil olmaları sonucunu doğurmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Sonuç
Türk hukuku bakımından rüzgâr türbinlerinin hukuki niteliği, enerji hukukuna ilişkin özel düzenlemelerden ziyade Türk Medeni Kanunu'nun eşya hukukuna ilişkin hükümleri çerçevesinde belirlenmelidir. Genel anlamda bir rüzgar pervanesinin taşınmazın bütünleyici parçası olduğunu söyleyebilirsek de her parçası aynı nitelikte olmayabilir.
Türbin temeli, yeraltı kabloları, trafo yapıları, jeneratör ve diğer altyapı unsurları bakımından farklı sonuçlara ulaşılabilir. Özellikle taşınmazla fiziksel ve ekonomik bütünleşme derecesinin yüksek olduğu unsurlar bakımından bütünleyici parça hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir. Bu nedenle hukuki nitelendirme, “rüzgâr enerji santrali”ni tek bir bütün olarak ele almak yerine tesisin her bir unsurunun niteliği üzerinden yapılmalıdır.
Amerikan hukukundaki “fixture” kurumu ve Almanya'daki ayrım da benzer bir temel soruna, yani teknik bir enerji tesisinin araziye bağlanmasının mülkiyet üzerindeki etkisine cevap aramaktadır. Bununla birlikte ABD'de eyaletler arasındaki farklılıklar, Avrupa Birliği'nde ise eşya hukukunun üye devletlere bırakılmış olması nedeniyle yeknesak bir uluslararası yaklaşım bulunmamaktadır.
Bu çerçevede Türk hukukunda özellikle rüzgâr enerji santrallerinin finansmanı, proje şirketinin arazi malikinden farklı olması, finansal kiralama, rehin ve ipotek işlemleri ile tesisin ekonomik ömrü sonunda sökülmesi bakımından türbinlerin hukuki niteliğinin açık biçimde ortaya konulması önem taşımaktadır. Mevcut sistemde TMK'nın genel hükümlerinin somut olayın özelliklerine göre uygulanması mümkün olmakla birlikte, yenilenebilir enerji yatırımlarının artması karşısında rüzgâr türbinlerinin mülkiyet ve teminat rejimini açıklığa kavuşturan özel düzenlemelerin hukuki öngörülebilirliği artırabileceği değerlendirilmektedir.
Kaynaklar:
- https://law.justia.com/cases/connecticut/supreme-court/2022/sc20594.html
- https://www.fachagentur-wind-solar.de/wind/genehmigung
- Av Hüseyin İlker, Rüzgâr türbinlerinin hukuki mahiyeti, 12.06.2024.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.