ARTICLE
2 July 2026

Sigortalının Tam Olarak Tazmin Edilmediği Hâllerde Sigortacının Halefiyet Hakkı: TTK Madde 1472 Çerçevesinde Bir Değerlendirme

BD
Baysal & Demir

Contributor

Baysal & Demir is an international law firm committed to excellence. The firm was established to meet the increasing demand for dedicated specialist lawyers, which yields a result, particularly in complex legal issues. The firm prides itself on a focused and consistently excellent service from high-value strategic to everyday advice.
Zarar sigortalarında sigortacının halefiyeti, sigorta tazminatının ödenmesinin kanuni sonuçlarından biridir. Türk Ticaret Kanunu ("TTK") m. 1472 uyarınca sigortacı, yaptığı ödeme ölçüsünde sigortalının zarardan sorumlu üçüncü kişilere karşı sahip olduğu haklara halef olmaktadır. Böylece sigortacı, ödediği tazminat tutarı bakımından zararın nihai olarak sorumlusuna yönelme imkânı elde etmektedir.
Turkey Insurance
Pelin Baysal’s articles from Baysal & Demir are most popular:
  • in Turkey
Baysal & Demir are most popular:
  • within Employment and HR topic(s)

A.      GİRİŞ

Zarar sigortalarında sigortacının halefiyeti, sigorta tazminatının ödenmesinin kanuni sonuçlarından biridir. Türk Ticaret Kanunu ("TTK") m. 1472 uyarınca sigortacı, yaptığı ödeme ölçüsünde sigortalının zarardan sorumlu üçüncü kişilere karşı sahip olduğu haklara halef olmaktadır. Böylece sigortacı, ödediği tazminat tutarı bakımından zararın nihai olarak sorumlusuna yönelme imkânı elde etmektedir.

Bununla birlikte, sigorta tazminatı sigortalının uğradığı zararı her zaman tamamen karşılamamaktadır. Eksik sigorta, teminat limitleri, tenzili muafiyet uygulamaları veya belirli zarar kalemlerinin teminat dışında bırakılması gibi nedenlerle sigortalı, sigorta ödemesine rağmen zararının bir kısmını üzerinde taşımaya devam edebilmektedir. Sorun özellikle, zarar sorumlusundan tahsil edilebilecek meblağın hem sigortacının halefiyet alacağını hem de sigortalının sigorta tarafından karşılanmayan zararını karşılamaya yetmediği hâllerde ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda sigortacı ile sigortalının menfaatleri aynı alacak üzerinde çatışmakta; zarar sorumlusundan elde edilecek sınırlı bedel üzerinde kime öncelik tanınacağı sorusu gündeme gelmektedir.

Öğretide baskın olarak benimsenen görüş, sigortalının tam olarak tazmin edilmesine öncelik tanınması gerektiğidir.1 Bu görüş, sigortacının halefiyet hakkını sigortalı aleyhine kullanamayacağını ifade eden nemo subrogasse censetur contra se ilkesine dayanmaktadır.<2 Buna göre sigortacı, ancak sigortalının zararı tamamen giderildikten sonra halefiyet hakkını kullanabilmelidir.

Bununla birlikte, TTK m. 1472'nin lafzı incelendiğinde, sigortacının halefiyet hakkının doğumu açıkça sigorta tazminatının ödenmesine bağlanmış; sigortalının zararının tamamen giderilmiş olması ise halefiyetin doğumu veya kullanılabilmesi bakımından herhangi bir şart olarak öngörülmemiştir. Ayrıca sigortalıya zarar sorumlusundan yapılacak tahsilatta öncelik tanıyan açık bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. Bu durum, öğretide benimsenen çözümün yürürlükteki hukuk bakımından hangi hukuki temele dayandığı sorusunu gündeme getirmektedir.

Bu çalışmada, sigortalının zararının tamamen giderilmediği hâllerde sigortacının halefiyet hakkının mevcut düzenlemeler ışığında sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağı incelenecektir. Bu kapsamda öncelikle Türk hukukunda sigortacının halefiyeti ele alınacak (“Bölüm B”); ardından kanun hükmü ve Yargıtay uygulaması ışığında Türk hukukunda sigortalıya öncelik tanıyan bir düzenlemenin bulunup bulunmadığı değerlendirilecek ve bu kapsamda doktrindeki yaklaşım ele alınacaktır (“Bölüm C”). Son olarak mevcut hukuki düzenlemeler karşısında öğretide ileri sürülen görüşlerin uygulanabilirliği tartışılarak konuya ilişkin kanaatimiz ortaya konulacaktır. (“Bölüm D”).

B.      TÜRK HUKUKUNDA SİGORTACININ HALEFİYETİ

Halefiyet, esasen borçlar hukukuna ait bir kurum olup, Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 127. maddesinde genel olarak düzenlenmiştir.3 En genel çerçevede halefiyet, üçüncü kişinin borçluya ait bir borcu ifa etmesi veya ifa etmek zorunda kalması sonucunda, yaptığı ifa ölçüsünde alacaklının haklarına sahip olması şeklinde ortaya çıkar.4 Bu anlamda halefiyet, üçüncü kişinin ifası ile alacaklının tatmin edilmesine rağmen, borç ilişkisinin iç ilişkide tamamen sona ermemesini; ifada bulunan kişinin, kanunda öngörülen hâllerde alacaklının hukuki konumuna belirli ölçüde ikame edilmesini ifade eder.

TBK m. 127, halefiyete ilişkin genel çerçeveyi çizmekle birlikte, aynı hükmün son fıkrasında diğer kanuni halefiyet hâllerine ilişkin özel düzenlemelerin saklı olduğunu açıkça belirtmektedir. Zarar sigortalarında sigortacının halefiyeti de bu özel düzenlemelerden birini oluşturmakta ve TTK’nın 1472. maddesinde ayrıca düzenlenmektedir. Anılan hüküm aşağıdaki gibidir:

“Sigortacı, sigorta tazminatı ödediğinde hukuken sigorta ettirenin yerine geçer. Sigorta ettirenin gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.”

Bu hüküm uyarınca sigortacı, sigorta tazminatını ödediği anda ve ödediği tutar ölçüsünde5, sigortalının gerçekleşen zarardan sorumlu üçüncü kişilere karşı sahip olduğu haklara kanunen halef olmaktadır. Dolayısıyla sigorta hukukunda halefiyet, borçlar hukukundaki genel halefiyet kurumunun zarar sigortalarına özgü görünümünü teşkil eder. Öte yandan sigortacının halefiyetini düzenleyen TTK m. 1472 hükmü, TTK m. 1486/16 uyarınca emredici niteliktedir. Bu yönüyle zarar sigortalarında sigortacının halefiyeti, tarafların iradesine bırakılmış bir imkân değil, kanunun öngördüğü zorunlu bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.

Sigortacının halefiyeti, zarar sigortalarının tazmin edici niteliğiyle yakından bağlantılıdır. Bu kurum sayesinde sigortalının aynı zarar nedeniyle hem sigortacıdan hem de zarar sorumlusundan mükerrer tahsilat yapmasının önüne geçilmekte; aynı zamanda zararın nihai ekonomik yükünün, mümkün olduğu ölçüde, zarara sebebiyet veren kişi üzerinde bırakılması sağlanmaktadır. Nitekim sigortacının halefiyeti, zarar sigortaları bakımından kabul edilmiş bir kurum olup, can sigortalarında kural olarak sigortacının halefiyet hakkı bulunmamaktadır.7 Bununla birlikte, sigortacının TTK m. 1472 anlamında sigortalının haklarına halef olabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  • Hukuken geçerli bir sigorta sözleşmesinin mevcut olması ve sigortacı tarafından yapılan ödemenin, sigorta sözleşmesi ile teminat altına alınmış bir rizikonun gerçekleşmesi sonucu doğan zarara ilişkin bulunması8,
  • Sigorta tazminatının sigortacı tarafından ödenmiş olması,9
  • Sigortalının, gerçekleşen zarar dolayısıyla sorumlu üçüncü kişilere karşı mevcut bir talep hakkına sahip olması.10

Bu çerçevede sigortacının halefiyet hakkı, sigorta tazminatının ödenmesiyle doğmakta ve sigortalının zarardan sorumlu üçüncü kişilere karşı sahip olduğu talep hakkına bağlı olarak varlık kazanmaktadır. Ancak sigortacının halefiyeti, TTK m. 1472 uyarınca ödediği tazminat miktarı ile sınırlıdır. Dolayısıyla sigorta ödemesini aşan zarar kısmı bakımından talep hakkı sigortalıda kalmaya devam eder. Bu gibi hallerde sigortacı ile sigortalının aynı zarar sorumlusuna karşı yarışan taleplere sahip hâle gelmesi mümkündür. Bu durum, zarar sorumlusundan elde edilecek bedel üzerinde kime hangi ölçüde öncelik tanınacağı sorununu gündeme getirir.

C.      SİGORTALININ BAKİYE ZARARI KARŞISINDA SİGORTACININ HALEFİYET HAKKI

Bir üst başlıkta da açıklandığı üzere, TTK m. 1472 uyarınca sigortacı, sigorta tazminatını ödediği anda ve ödediği tutar ölçüsünde sigortalının haklarına kanunen halef olmaktadır. Aynı hüküm gereğince, sigorta tarafından karşılanmayan zarar bakımından ise talep hakkı sigortalıda kalmaya devam etmektedir. Dolayısıyla kanun koyucu, kısmi tazmin hâllerinde hem sigortacının hem de sigortalının zarar sorumlusuna karşı talep hakkına sahip olabileceğini kabul etmiş; ancak bu talepler arasında herhangi bir öncelik sırası öngörmemiştir.

Nitekim TTK m. 1472'nin gerekçesinde de hükmün amacının, sigortacının ödediği tazminat oranında sigortalının haklarına halef olmasını sağlamak olduğu belirtilmiş; sigortalının bakiye zararı nedeniyle sigortacıya karşı bir öncelik tanındığına ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Aksine gerekçede, sigortalının sigorta tarafından karşılanmayan zarar bakımından sorumlulara “her zaman” başvurabileceği, buna karşılık sigortacının halefiyet hakkını ihlal edecek davranışlardan kaçınmakla yükümlü olduğu açıkça ifade edilmiştir.11

Benzer şekilde 31.03.1954 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'nda, sigortacının halefiyete dayalı rücu davasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık ele alınırken, sigortacının ödediği tazminat oranında sigortalının yerine geçtiği, buna karşılık sigortalının da sigorta tarafından karşılanmayan bakiye zarar bakımından zarar sorumlusuna karşı dava açabileceği kabul edilmiştir.12 Kararın dikkat çekici yönü ise, sigortacı ile sigortalının taleplerini birbirini dışlayan haklar olarak değil, aynı hukuki ilişkiden doğan ve birlikte var olabilen talepler olarak değerlendirmesidir. Nitekim Yargıtay, aksi kabulün "menşei, mahiyeti ve illeti aynı olan ve haksız fiil faili için tecezzisi mümkün bulunmayan bir borç için iki ayrı kaza merciinde birden dava açılabileceği" sonucunu doğuracağını belirterek, aynı tazminat alacağının farklı yargı mercilerinde parçalanarak ileri sürülmesini hukuka uygun bulmamıştır. Bu yönüyle İçtihadı Birleştirme Kararı'nın hareket noktası, sigortacının halefiyet hakkı ile sigortalının bakiye zarar talebinin aynı anda mevcut olabileceği kabulüne dayanmaktadır.

Yargıtay, aynı yönde, sigortacının halefiyet hakkını sigorta tazminatının ödendiği tarihten itibaren zarar sorumlusuna başvurabileceği yönünde hüküm kurmaktadır:

"Sigorta ettirenin sigortalıya halef olabilmesi için, öncelikle gerçekleşen riziko bedelini sigortalısına ödemesi gerekmektedir. Ödeme tarihi sigortacının sigorta ettirene halef olma hakkını kazandığı tarih olup, sigortacı bu tarih itibarıyla üçüncü şahıslara rücu edebilecektir."13

Buna karşılık öğretide sigortalının sigorta tarafından karşılanmayan bakiye zararı bulunduğu sürece öncelikli olduğu kabul edilmektedir.14 Bu görüş, sigortacının halefiyet hakkını sigortalı aleyhine kullanamayacağını ifade eden nemo subrogasse censetur contra se15 ilkesinden hareket etmekte; zarar sorumlusundan tahsil edilecek bedelin hem sigortacının halefiyet alacağını hem de sigortalının bakiye zararını karşılamaya yetmediği hâllerde öncelikle sigortalının zararının tamamen giderilmesi gerektiğini savunmaktadır.16 Bu yaklaşıma göre sigortacı ancak sigortalının zararının tamamen karşılanmasından sonra, yaptığı ödeme ölçüsünde halefiyet hakkını kullanabilecektir.

Bu görüşün temel dayanağı, zarar sigortalarının tazmin edici niteliğidir. Öğretide, sigortacıya tanınan halefiyet hakkının amacının sigortacının her durumda yaptığı ödemeyi zarar sorumlusundan tahsil etmesini sağlamak olmadığı; asıl amacın sigortalının aynı zarar nedeniyle zenginleşmesini önlemek ve zarar sorumlusunun sorumluluktan kurtulmasını engellemek olduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle sigortalının sigorta tarafından karşılanmayan zararının bulunması hâlinde, halefiyet hakkının sigortalı aleyhine sonuç doğuracak şekilde kullanılmaması gerektiği savunulmaktadır.

Öğretide benimsenen bu yaklaşımın oluşumunda karşılaştırmalı hukukun, özellikle de Alman hukukunun belirleyici bir etkisinin bulunduğu görülmektedir. Nitekim bu görüşü savunan yazarlar, TTK’nın hazırlanmasında Alman Sigorta Sözleşmesi Kanunu'nun esas alınmasına rağmen, Alman hukukunda açıkça düzenlenen "halefiyetin sigortalı aleyhine ileri sürülemeyeceği" ilkesine TTK m. 1472'de yer verilmemiş olmasını önemli bir eksiklik olarak değerlendirmektedir.17

Gerçekten de Alman Sigorta Sözleşmesi Kanunu'nun 86. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde halefiyet hakkının sigortalı aleyhine kullanılamayacağını düzenlemektedir. Anılan düzenleme aşağıdaki gibidir:

"Sigortacının halefiyet hakkı, sigorta ettirenin zararının tazmin edilmesi bakımından dezavantaj doğuracak şekilde ileri sürülemez."18

İsviçre hukukunda da sigortalının bakiye zararının korunmasına yönelik benzer bir anlayış benimsenmiştir. Sigortacının halefiyeti İsviçre Sigorta Sözleşmesi Kanunu'nun 95(c) maddesinin ikinci fıkrasında aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:

Sigortacı, poliçeyle belirlenen sigorta tazminatını ödediği an ve oranda, uğranan zarardan doğan haklar bakımından hukuken sigortalının yerine geçer.”19

Bununla birlikte, sigortalının bakiye zarar bakımından önceliği İsviçre Federal Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hüküm aşağıdaki şekildedir:

“Zarara uğramış kişinin kaybı sigorta ödemesiyle tamamen tazmin edilmemişse, sigortacılar sorumlu kişiye ya da onun sorumluluk sigortacısına karşı olan rücu haklarını ancak bu hakkın kullanımı zarara uğramış kişiye bir dezavantaj teşkil etmeyecekse kullanabilir.”20

İsviçre Federal Mahkemesi, Federal Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde öngörülen bu ilkeyi içtihatlarıyla geliştirmiş; anılan hükmün yalnızca trafik sigortalarına özgü olmayıp tüm özel zarar sigortaları bakımından uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.21 Böylece sigortalının bakiye zarar bakımından tahsilde önceliği, İsviçre hukukunda genel bir ilke hâline gelmiştir.22

  1. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Öğretide ileri sürülen yaklaşımın temelinde yatan düşünce, sigortalının korunması bakımından anlaşılabilir görünmektedir. Ne var ki, kanaatimizce tartışılması gereken husus, bu yaklaşımın ulaşmak istediği sonuçtan ziyade, bu sonucun mevcut TTK m. 1472 hükmü çerçevesinde nasıl temellendirileceği ve uygulamada nasıl karşılık bulacağıdır.

Bu çalışmada incelendiği üzere, TTK m. 1472, madde gerekçesi ve Yargıtay uygulaması birlikte değerlendirildiğinde, sigortalıya tahsilde öncelik tanıyan açık bir kanuni düzenleme veya yerleşik bir ilkenin varlığından söz etmek mümkün değildir. Aksine gerek Kanun'un lafzı ve gerekçesi gerekse de Yargıtay uygulaması, sigortacının halefiyet hakkının sigorta tazminatının ödenmesiyle birlikte doğduğu esasından hareket etmektedir.

Öte yandan, öğretide ileri sürülen görüşün uygulamada ne şekilde hayata geçirileceği de açık değildir. Gerçekten de sigortacının ödeme ile birlikte kanunen kazandığı halefiyet hakkına rağmen sigortalıya tahsilde öncelik tanındığının kabulü hâlinde, sigortacının açmış olduğu davanın veya başlatmış olduğu icra takibinin akıbetinin ne olacağı belirsizdir. Sigortacının dava açması engellenecek midir? Açılmış dava veya takip bekletilecek midir? Yoksa sigortalıya tanınan öncelik yalnızca tahsil aşamasında mı dikkate alınacaktır? Benzer şekilde, zarar sorumlusundan kısmi tahsilat yapılması hâlinde bu tutarın hangi esaslara göre paylaştırılacağı ve sigortalının hangi aşamada "tam olarak tazmin edilmiş" sayılacağı hususlarında da mevcut hukukta açık bir ölçüt bulunmamaktadır. Kanaatimizce, bu sorulara tatmin edici cevaplar verilmeden, yalnızca sigortalının korunması düşüncesinden hareketle sigortalıya tahsilde öncelik tanınması, çözüm üretmekten ziyade yeni belirsizliklerin ortaya çıkmasına neden olabilecektir.

Hal böyle iken, sigortalıya tahsilde öncelik tanınmasının tercih edilmesi isteniyorsa, bunun yorum yoluyla değil, kanun koyucunun açık iradesiyle yapılacak bir düzenleme ile gerçekleştirilmesi gerekir. Böyle bir düzenleme yapılırken karşılaştırmalı hukukta benimsenen farklı çözüm yollarından yararlanılması da mümkündür. Bu kapsamda, Alman ve İsviçre hukukunda olduğu gibi sigortacının halefiyet hakkının sigortalının bakiye zararı lehine sınırlandırılabileceği gibi, İngiliz hukukunda benimsenen sisteme benzer bir mekanizma da kabul edilebilir. Bu sistemde sigorta tazminatını ödeyen sigortacı, üçüncü kişiye karşı doğan talebi kendi adına ileri sürememekte; dava zorunlu olarak sigortalının adına açılmaktadır. Bununla birlikte davanın sevk ve idaresi ile yargılama giderleri kural olarak sigortacı tarafından üstlenilmektedir. 23 Dava sonunda elde edilen tahsilatın sigortacı ve sigortalı arasında nasıl paylaştırılacağı ise sigortalının poliçe kapsamında hangi ölçüde tazmin edildiğine ve poliçenin niteliğine göre belirlenmektedir. Şöyle ki;

  • Tam sigorta hâlinde, sigortalının zararı sigortacı tarafından tamamen karşılandığından, üçüncü kişiden elde edilen tahsilat kural olarak sigortacının ödediği tazminatın telafisine yönelmektedir. Bununla birlikte üçüncü kişiden tahsil edilen ve sigortacının ödediği tazminatı aşan bir meblağ bulunması hâlinde, sigortalı bu kısmı muhafaza edebilmektedir.24
  • Sigortalının tüm zararı için sigortalı olduğu ancak bir muafiyete tabi olduğu durumlarda, nihai sorumludan tahsil edilen tazminatlar, öncelikle sigortacının sigortalıya yaptığı ödeme tutarına kadar sigortacıya tahsis edilir. Eğer hala kalan fon varsa, bunlar sigortalının muafiyet tutarını karşılamak için kullanılır.25
  • Oran klozuna tabi sigortalarda ise, sigortacı ve sigortalı sigortalanan menfaat bakımından kendi payları oranında riski üstlenmiş sayılmaktadır. Bu nedenle üçüncü kişiden elde edilen tahsilat, sigortalının zararının tamamen giderilip giderilmediğine bakılmaksızın, tarafların sigortalanan menfaatteki oranları esas alınarak paylaştırılmaktadır.26

Sonuç olarak, sigortalının bakiye zararının sigortacının halefiyet hakkından önce gelmesi ya tahsilde öncelik tanınıp tanınmaması bir yorum meselesi değil, hukuk politikası tercihidir. Böyle bir tercihin yapılması hâlinde, yalnızca halefiyet hakkının kapsamı değil, bu hakkın kullanılma şekli, tarafların dava ve takip yetkileri ile üçüncü kişiden elde edilen tahsilatın taraflar arasında nasıl paylaştırılacağı da açıkça düzenlenmelidir. Bu nedenle, mevcut TTK m. 1472 hükmünün yorum yoluyla sigortalıya tahsilde öncelik tanıyacak şekilde genişletilmesi kanaatimizce isabetli değildir.

Footnotes

1 Sigorta Hukuku Cilt II Zarar Sigortaları, Samim Ünan, Kasım 2016, 1. Baskı, sayfa 258-261.; Sigortacının Kanuni Halefiyetinin Şartları ve Sınırları, Bahar Kızılsümer, Kasım 2019, 1. Baskı, sayfa 62-63

2 Sigorta Hukuku Cilt II Zarar Sigortaları, Samim Ünan, Kasım 2016, 1. Baskı, sayfa 258-259; Kanuni Halefiyet Sigortalı Aleyhine İşletilebilir mi? Amaca Uygun Sınırlama Yöntemi Ekseninde Bir Değerlendirme, Sinan Sarıkaya, sayfa 944

3 Kanuni Halefiyet Sigortalı Aleyhine İşletilebilir mi? Amaca Uygun Sınırlama Yöntemi Ekseninde Bir Değerlendirme, Sinan Sarıkaya, sayfa 930; Zarar Sigortalarında Sigortacının Halefiyeti, Şaban Kayıhan, sayfa 1598-1599; Sigorta Hukuku, Tamer Bozkurt, 12. Baskı, sayfa 225

4 Zarar Sigortalarında Sigortacının Halefiyeti, Şaban Kayıhan, sayfa 1599

5  6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 1472 gerekçesi:” Zarara sebep olan kimseye karşı sigortalının haiz olduğu tazminat talep hakkı ödediği oranda sigortacıya geçer. […]”; Sigorta Hukuku, Doç. Dr. Hacı Kara, 2021, 2. Baskı sayfa 456

6 Koruyucu hükümler Madde 1486- (1) 1453 üncü maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 1458 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 1459 ve 1461 inci maddeler, 1463 üncü maddenin birinci fıkrası, 1472 ve 1477 nci madde hükümlerine aykırı yapılan sözleşmeler geçersizdir.

7 Kanuni Halefiyet Sigortalı Aleyhine İşletilebilir mi? Amaca Uygun Sınırlama Yöntemi Ekseninde Bir Değerlendirme, Sinan Sarıkaya, sayfa 949;

8 Zarar Sigortalarında Sigortacının Halefiyeti, Şaban Kayıhan, sayfa 1600; Sigorta Hukuku, Tamer Bozkurt, 12. Baskı, sayfa 228

9 Zarar Sigortalarında Sigortacının Halefiyeti, Şaban Kayıhan, sayfa 1601-1603; Sigorta Hukuku, Tamer Bozkurt, 12. Baskı, sayfa 228

10  Zarar Sigortalarında Sigortacının Halefiyeti, Şaban Kayıhan, sayfa 1603; Sigorta Hukuku, Tamer Bozkurt, 12. Baskı, sayfa 228

11 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 1472 gerekçesi: “[…] Diğer taraftan, sigortacı sigortalısının zararın bir kısmını karşılamışsa, genel sorumluluk ilkeleri çerçevesinde karşılanmayan zararı için sorumlulara her zaman için başvurabilir.”

12 Yargıtay İçtihatları Birleştirme HGK. 1939/37 E., 1944/9 K. Tarih: 22.03.1944

13  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 1979/325 K. Tarih: 20.05.1999

14 Sigorta Hukuku Cilt II Zarar Sigortaları, Samim Ünan, Kasım 2016, 1. Baskı, sayfa 258-261.; Sigortacının Kanuni Halefiyetinin Şartları ve Sınırları, Bahar Kızılsümer, Kasım 2019, 1. Baskı, sayfa 62-63; Sigorta Hukuku Sempozyumları, Sorumluluk Sigortalarında Sigortacının Kanununi Halefiyeti Prof. Dr. Emine Yazıcıoğlu, Ağustos 2018, sayfa 475

15 İfade Türkçe’ye “Kimsenin menfaati aleyhine bir başkasını halef kıldığı farz edilemez.” şeklinde çevrilmektedir.

16 Sigorta Hukuku Cilt II Zarar Sigortaları, Samim Ünan, 258 vd.;

17 Sigorta Hukuku Cilt II Zarar Sigortaları, Samim Ünan, Kasım 2016, 1. Baskı, sayfa 258-261.; Sigorta Hukuku Sempozyumları, Sorumluluk Sigortalarında Sigortacının Kanununi Halefiyeti Prof. Dr. Emine Yazıcıoğlu, Ağustos 2018, Emine Yazıcıoğlu, sayfa 469  

18 23 Kasım 2007 tarihli Sigorta Sözleşmeleri Kanunu [Bundesgesetzblatts (BGBl) 2024 I Nr 119]. Madde 86(1): Steht dem Versicherungsnehmer ein Ersatzanspruch gegen einen Dritten zu, geht dieser Anspruch auf den Versicherer über, soweit der Versicherer den Schaden ersetzt. Der Übergang kann nicht zum Nachteil des Versicherungsnehmers geltend gemacht werden.

19 2 Nisan 1908 tarihli Sigorta Sözleşmeleri Hakkında Federal Kanun [Recueil officiel (RO) 24 735]. Madde 95(c)(2): Im Umfang und zum Zeitpunkt seiner Leistung tritt das Versicherungsunternehmen für die von ihm gedeckten gleichartigen Schadensposten in die Rechte des Versicherten ein.

20 19 Aralık 1958 tarihli Kara Trafiği Hakkında Federal Kanun. Madde 88: Wird einem Geschädigten durch Versicherungsleistungen der Schaden nicht voll gedeckt, so können Versicherer ihre Rückgriffsrechte gegen den Haftpflichtigen oder dessen Haftpflichtversicherer nur geltend machen, soweit dadurch der Geschädigte nicht benachteiligt wird.

21 RO 93 II 407, 423 E 6., ATF 96 II 355, 361., BGE 117 II 627; Sigortacının Halefiyeti ve Rücu Hakkı Türk ve İsviçre Hukukunun Karşılaştırılması, Pelin Baysal & Cem Arıkan & Ilgaz Önder

22 Kanuni Halefiyet Sigortalı Aleyhine İşletilebilir mi? Amaca Uygun Sınırlama Yöntemi Ekseninde Bir Değerlendirme, Sinan Sarıkaya, sayfa 938

23 Kanuni Halefiyet Sigortalı Aleyhine İşletilebilir mi? Amaca Uygun Sınırlama Yöntemi Ekseninde Bir Değerlendirme, Sinan Sarıkaya, sayfa 942

24 Yorkshire Insurance Co. Ltd. v. Nisbet Shipping Co. Ltd. [1962]

25 Napier v Hunter [1993]

26  The Commonwealth [1907]

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

See More Popular Content From

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More