ARTICLE
30 July 2026

Yeşil Aklama (Greenwashing) Ve Türk Hukukundaki Yaptırımları

SO
Sakar Law Office

Contributor

Sakar is a client and solution oriented, investigative and innovative law firm based in Istanbul. Our Firm is committed to provide our clients with high-quality legal services and business-minded approach. We are a full service law firm to clients across a wide range of areas including Mergers and Acquisitions, Corporate and Commercial, Contracts, Banking and Finance, Competition, Litigation, Employment, Real Estate, Energy, Capital Markets, Foundations, E-commerce, Media and Technology, Data Privacy and Data Protection and Intellectual Property. In order to offer the best possible service for our clients, we harness the latest market developments in legal technology and innovation and we closely follow the legislative changes in Turkish Law. Our lawyers are multi-specialists, equipped to handle a broad range of legal matters. In addition to our depth of experience and awareness of market practice, clients know they will benefit from our team’s innovative mindset and willingness.
Küresel iklim krizinin etkilerini artırması, çevre bilincinin toplumsal düzeyde yaygınlaşması ve tüketicilerin sürdürülebilir ürün ile hizmetlere yönelmesi, iş dünyasında çevresel, sosyal ve yönetişimsel (ÇSY / ESG) kriterlerin temel bir rekabet unsuru haline gelmesine yol açmıştır. Tüketici ve yatırımcı tercihlerinde yaşanan bu dönüşüm, şirketleri çevresel sorumluluklarını vurgulamaya ve "yeşil" bir marka imajı inşa etmeye zorlamaktadır.
Turkey Environment
Gözde Esen Sakar’s articles from Sakar Law Office are most popular:
  • within Environment topic(s)
Sakar Law Office are most popular:
  • within Environment, Energy and Natural Resources and Employment and HR topic(s)
  • in Australia

I. Giriş

Küresel iklim krizinin etkilerini artırması, çevre bilincinin toplumsal düzeyde yaygınlaşması ve tüketicilerin sürdürülebilir ürün ile hizmetlere yönelmesi, iş dünyasında çevresel, sosyal ve yönetişimsel (ÇSY / ESG) kriterlerin temel bir rekabet unsuru haline gelmesine yol açmıştır. Tüketici ve yatırımcı tercihlerinde yaşanan bu dönüşüm, şirketleri çevresel sorumluluklarını vurgulamaya ve "yeşil" bir marka imajı inşa etmeye zorlamaktadır. Ancak bu durum, işletmelerin olumlu çevresel eylemlerini abartarak sergilemesi veya olumsuz eylemlerini gölgeleyerek maskelemesi şeklinde tezahür eden ve literatürde "Greenwashing" (Yeşil Aklama / Yeşil Yıkama) olarak adlandırılan aldatıcı pazarlama stratejilerinin hızla yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır. Kavram ilk kez 1986 yılında çevre aktivisti Jay Westerveld tarafından, otellerin maliyet tasarrufu sağlama amacıyla yürüttükleri havlu değişim sınırlandırmalarını çevrecilik söylemiyle pazarlamasını eleştirmesiyle literatüre kazandırılmıştır.

Yeşil aklama; işletmelerin çevresel sorumluluklarını abartarak gerçekte yapmadıkları eylemleri pazarlaması, bildirilen davranış ile gerçek davranış arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunması ve özünde tüketiciyi veya kamuoyunu aldatma kastı barındıran stratejilerin bütününü ifade eder. Diğer bir deyişle yeşil aklama, daha yeşil bir imaj ve çevresel olarak sürdürülebilir bir algı yaratmak amacıyla gerçek dışı, belgesiz veya yanıltıcı iddialarla bir hizmet, ürün ya da şirketin tanıtılmasıdır. İş dünyasında adeta bir trend haline gelen bu uygulamaya firmalar zaman zaman satışları artırmak amacıyla kasıtlı olarak katılmakta; zaman zaman ise çevresel iddiaların hukuki ve teknik gerekliliklerini tam olarak kavrayamadıkları için istemeden ve bilgi eksikliğinden ötürü taraf olabilmektedirler. Sebebi ne olursa olsun, yeşil aklama kısa vadede satışları veya marka değerini artırsa da uzun vadede piyasa güvenini kalıcı olarak aşındırmakta, kurumsal bütünlüğe zararlar vermektedir.

II. Küresel Uygulama Örnekleri ve Kapsam

Yeşil aklama yalnızca reklamlarda kullanılan sloganlardan ibaret olmayıp, şirketlerin Çevresel, Sosyal, Yönetişim (ÇSY) raporlarındaki yanıltıcı açıklamalardan ürün ambalajlarındaki doğa görsellerine, belgesiz "eko-etiket" kullanımından karbon nötr olma vaatlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Yatırımcıların ve düzenleyici kurumların artan sürdürülebilirlik beklentileri, şirketler üzerinde yoğun bir ÇSY açıklaması yapma baskısı oluşturmaktadır. Bu durum, niteliksiz veya doğruluğu teyit edilmemiş sürdürülebilirlik beyanlarının katlanarak artmasına yol açmaktadır.

Yeşil aklamanın ekonomik ve ticari boyutunu gösteren somut uluslararası skandallar, konunun hukuki yaptırımlar açısından ne denli kritik bir hal aldığını gözler önüne sermektedir:

  • Otomotiv Sektörü (Dieselgate Skandalı): 2015 yılında ortaya çıkan skandalla dev bir otomotiv firmasının araçlarını çevre dostu olarak tanıtıp emisyon testlerini yazılımsal olarak manipüle ettiği anlaşılmıştır. Sonuç olarak firma milyonlarca aracı geri çağırmış, ağır yaptırımlara ve tazminatlara çarptırılmıştır.
  • Hızlı Tüketim / Kahve Sektörü: Bir kahve üreticisi, ürün kapsüllerinin geri dönüştürülebilirliğine ilişkin yanıltıcı iddiaları nedeniyle tüketici davalarıyla karşılaşmış ve 10 milyon doları aşan ödemeler yapmak zorunda kalmıştır.
  • Enerji / Petrol Sektörü (Deepwater Horizon): Yenilenebilir enerji odaklı reklam kampanyaları yürüten ünlü bir petrol şirketi, Deepwater Horizon petrol sızıntısı felaketinin ardından büyük kamuoyu eleştirilerine, boykotlara ve maliyetli hukuki mücadelelere maruz kalmıştır.
  • Moda, Bankacılık ve Otomotiv (EV) Sektörleri: Sürdürülebilir koleksiyon etiketleri kullanan moda markaları, elektrikli araç üreticilerinin abartılı menzil/çevre beyanları ve bankaların "yeşil fon" adı altında sundukları yanıltıcı ÇSY açıklamaları da benzer yeşil aklama incelemelerine konu olmuştur.

Görüldüğü üzere greenwashing; marka itibarının zedelenmesi, gelir kaybı, tedarik zincirinden çıkarılma riski, tüketici güveninin kaybedilmesi, yatırımcı çekmede zorluklar ve maliyetli hukuki davalar gibi çok boyutlu riskler barındırmaktadır.

III. Türk Hukuku Kapsamında Yeşil Aklama ve Yaptırımları

Türk hukuk sisteminde "yeşil aklama" adı altında müstakil bir kanun henüz bulunmamakla birlikte, yeşil aklama niteliğindeki fiil ve iddialar mevcut mevzuat hükümleri uyarınca çeşitli hukuki, idari ve cezai yaptırımlara tabidir. Yeşil aklama eylemleri temel olarak 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (Haksız Rekabet) ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir.

  1. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Reklam Kurulu Yaptırımları

Yeşil aklama eylemlerinin en sık karşılaşıldığı alan tüketici reklamları ve ambalaj üzerindeki beyanlardır. 6502 sayılı Kanun’un 61. maddesi uyarınca; ticari reklamların dürüstlük ve doğruluk ilkelerine uygun olması, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi eksikliklerini istismar edici nitelikte olmaması esastır. Ayrıca Kanun’un 62. madde haksız ticari uygulamaları genel olarak yasaklamakta, 63. madde ise bu uygulamaların Reklam Kurulu tarafından denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir

Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu, yeşil aklama niteliğindeki reklamlar hakkında inceleme yapmaya yetkilidir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği (Yönetmelik) ve özellikle 1 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik yönetmeliği uyarınca çevreye ilişkin iddiaları özel olarak düzenlenmiştir. Değişiklik yönetmeliği ile 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girmesi planlanan Yönetmeliğin 17. maddesi özetle şu hususları ortaya koymaktadır:

  • Çevresel iddialar nesnel, bilimsel ve doğrulanabilir bilgi ve belgelere dayanmalıdır.
  • "Çevre dostu", "yeşil", "doğa dostu", "sıfır atık", "karbon nötr", "ekolojik" gibi genel ve belirsiz ifadeler, ürünün tüm yaşam döngüsünü kapsamadığı sürece soyut şekilde kullanılamaz.
  • Bir ürünün yalnızca ambalajı geri dönüştürülebilir ise, tüm ürünün çevre dostu olduğu izlenimi yaratılacak şekilde reklam yapılamaz.

Reklam Kurulu Tarafından Uygulanabilecek İdari Yaptırımlar (TKHK m. 77):

  • Durdurma Cezası: Yanıltıcı yeşil reklamın yayınlanmasının veya uygulanmasının durdurulması.
  • Düzeltme Cezası: Yanıltıcı beyanın kamuoyu nezdinde aynı kanallarla düzeltilmesinin sağlanması.
  • İdari Para Cezası: Reklamın yayınlandığı mecraya (yerel/ulusal TV, internet, sosyal medya, basılı medya) göre her yıl yeniden değerleme oranında artırılan yüksek tutarlı idari para cezaları. Örneğin 2026 yılı yasal sınırlarına göre tek bir ulusal televizyon reklamı ihlali için 31 milyon TL'yi, internet reklamı ihlali için ise 8.6 milyon TL'yi bulan üst limitlerde para cezası uygulanabilmektedir.
  • Erişimin Engellenmesi: İnternet ortamındaki yanıltıcı içeriğe erişimin engellenmesi.
  1. Türk Ticaret Kanunu (TTK) Uyarınca Haksız Rekabet Yaptırımları

Yeşil aklama yalnızca tüketicileri aldatmakla kalmaz; dürüstçe sürdürülebilir üretim yapan rakipler aleyhine haksız avantaj sağlayarak piyasa düzenini de bozar. TTK m. 54 vd. maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümleri, yeşil aklama yapan işletmelere karşı rakiplere ve ilgili meslek kuruluşlarına hukuki koruma sağlar.

TTK m. 55/1-a-1 uyarınca, "Kendi kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya üçüncü kişileri bu tür açıklamalarla öne geçirmek" açıkça dürüstlük kuralına aykırı haksız rekabet hallerinden biridir. Bir firmanın gerçekte çevreye zararlı bir üretim sürecine sahipken kendisini sürdürülebilir olarak tanıtması bu madde kapsamındadır.

TTK Kapsamındaki Davalar ve Hukuki İstemler:

    1. Fiilin Haksız Olduğunun Tespiti Davası: Yeşil aklama oluşturan eylemin haksız rekabet teşkil ettiğinin mahkemece saptanması.
    2. Men (Müdahalenin Önlenmesi) Davası: Yanıltıcı çevresel eylem veya reklamların durdurulması ve engellenmesi.
    3. Maddi ve Manevi Tazminat Davası: Haksız rekabet nedeniyle zarara uğrayan rakiplerin uğradığı zararların tahsili. TTK m. 56 uyarınca, haksız rekabet eden işletmenin elde etmesi muhtemel olan kârın tazminat olarak ödenmesi de talep edilebilir.
    4. Hükmün İlanı: Mahkeme kararının masrafı davalıdan alınarak kamuoyuna ilan edilmesi.
  1. Borçlar Kanunu ve Tüketici Sözleşmeleri Açısından Yaptırımlar

Tüketicilerin bir ürünü sırf "çevre dostu", "organik" veya "geri dönüştürülmüş" olduğu düşüncesiyle tercih ettiği durumlarda, bu iddianın gerçeği yansıtmadığının anlaşılması ayıplı ifa ve aldatma (hile) hallerini gündeme getirir:

Ayıplı Mal / Hizmet (TKHK m. 8 & TBK Ayıp Hükümleri): Ürünün ambalajında veya reklamında belirtilen çevresel vasıfları taşımaması malı ayıplı kılar. Tüketici bu durumda sözleşmeden dönme (bedel iadesi), satış bedelinden indirim isteme, ücretsiz onarım veya ayıpsız misli ile değiştirme haklarını kullanabilir.

Aldatma (Hile - TBK m. 36): İşletmenin tüketiciyi yeşil söylemlerle kasten aldatması halinde, tüketici sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek ödediği bedelin iadesini ve varsa tazminat talep edebilir.

  1. Sermaye Piyasası Mevzuatı ve ÇSY / ESG Raporlaması Açısından Yaptırımlar

Borsa İstanbul'da işlem gören şirketler ile belirli ölçeğin üzerindeki kurumlar için Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan Türkiye Sürdürülebilirlik Standartları (TSRS) ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) Sürdürülebilirlik İlkeleri Uyum Çerçevesi yürürlüktedir. Şirketlerin kamuya açıkladıkları ÇSY raporlarında veya faaliyet raporlarında yer alan yeşil aklama niteliğindeki yanıltıcı bilgiler, Sermaye Piyasası Kanunu m. 112 kapsamında "kamuyu aydınlatma belgelerinde gerçeğe aykırı, yanıltıcı bilgi verilmesi" fiilini oluşturur. Bu durum şirket yöneticilerinin şahsi hukuki ve cezai sorumluluklarına, idari para cezalarına ve yatırımcıların açacağı tazminat davalarına sebep olabilmektedir.

IV. Sonuç

Yeşil aklama (greenwashing), günümüz iş dünyasında kısa vadeli pazarlama kazanımları uğruna başvurulan ancak uzun vadede markaların ticari varlığını, finansal bütünlüğünü ve itibarını tehdit eden ağır bir hukuki risk kaynağıdır. Dünya genelinde artan denetimler ve bilinçlenen tüketici kitlesi ile paralel olarak Türk Hukukunda da Reklam Kurulu, Ticaret Mahkemeleri ve SPK nezdinde yeşil aklama yaptırımları giderek sıkılaşmaktadır.

Firmaların dava risklerinden, yüksek tazminatlardan, idari para cezalarından ve pazarda geri dönülemez itibar kayıplarından korunabilmesi için şu stratejik adımları atması zaruridir

Reklam ve pazarlamada kullanılan tüm çevresel iddialar, bağımsız ve akredite kurumlarca hazırlanmış bilimsel rapor ve sertifikalara dayanmalı; “iklim dostu” veya “tamamen doğal” gibi genel ifadeler yerine ölçülebilir ve somut veriler tercih edilmeli; ÇSY raporları ve yeşil pazarlama kampanyaları ise kamuoyuna sunulmadan önce uzman hukukçular tarafından Türk tüketici ve haksız rekabet mevzuatına uygunluk açısından incelenmelidir.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More