- in Turkey
- within Energy and Natural Resources, Real Estate and Construction and Employment and HR topic(s)
Ticari satış sözleşmeleri, Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) ve Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) hükümleri çerçevesinde tacirler arası ticari hayatın seri ve güvenli yürümesini temin edecek özel düzenlemelere tabidir. Bu kapsamda, satılan malın ayıplı olması halinde alıcının haklarını kullanabilmesi ve bu hakların süregelen hukuki ilişkilerdeki belirsizliği uzun süre devam ettirmemesi adına birtakım külfetler ve zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. İşbu makalede, ticari satışlarda ayıbın ihbar edilmesinin (ayıp bildirimi) hukuki niteliği, ihbar süreleri ve ayıp bildiriminin zamanaşımı süresine ve bu sürenin durmasına/kesilmesine olan etkileri ele alınmaktadır.
I. Ticari Satışlarda Ayıp Bildirim Külfeti ve Süreleri
Ticari satışlarda alıcının kural olarak malın muayene edilmesi yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayıp nedeniyle hak talebinde bulunulmasının öncesinde, malın muayene edilmesi ve tespit edilen ayıbın satıcıya zamanında bildirilmesi külfetinin yerine getirilmesi gerekmektedir. TTK’nın 23. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, tacirler arasındaki satışlarda ayıbın niteliğine göre farklı muayene ve ihbar süreleri düzenlenmiştir.
Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belliyse; alıcının malı teslim aldığı tarihten itibaren 2 gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.
Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde malı incelemesi veya incelettirmesi ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğunu gördüğü takdirde durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmesi gerekmektedir.
TTK’nın 23. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca diğer durumlarda TBK m. 223/2’nin uygulanacağı belirtilmiştir. TBK m. 223/2’de belirtilen durum satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlidir. Bu durum özellikle otomotiv, gayrimenkul ve inşaat, elektronik ve sanayi makineleri, tarım ve hayvancılık, tekstil ve hammadde ile ilaç, kimya ve gıda sektörlerinde oldukça yaygındır. Bu sektörlerde ürünlerin karmaşık teknik mimarilere sahip olması, kusurların yalnızca zamanla, kullanım neticesinde, kullanım bölgelerindeki farklı hava koşulları nedeniyle veya imalat/test aşamasında görünür hale gelmesi ve niteliklerinin teslim anındaki yüzeysel bir gözle muayeneyle tespit edilmesinin mümkün olmamasından dolayı olağan gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak ayıpların gündeme gelme riski yüksektir.
Bu durumda alıcı, ayıbı öğrenir öğrenmez derhal satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Aksi halde satılanı bu ayıpla birlikte kabul etmiş sayılır ve ayıp nedeniyle doğan seçimlik haklarından yararlanması tehlikeye girer.
II. Ayıp Bildiriminin Hukuki Niteliği ve Zamanaşımı ile İlişkisi
Ayıp bildirimi (ihbarı) genel olarak doktrinde alıcının yasadan doğan seçimlik haklarını (sözleşmeden dönme, satış bedelinden indirim isteme, ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değiştirme) kullanmasını sağlayan bir "külfet" niteliğinde değerlendirilmektedir.
Buna karşılık zamanaşımı, özü itibarıyla borçluya borcu ifa etmekten kaçınma yetkisi (def'i) veren bir hukuki kurumdur.
TTK m. 23 ve TBK m. 244 hükümleri uyarınca ticari satışlarda ayıba karşı tekeffülden doğan davalar, satılanın alıcıya zilyetliğinin devrinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
- Ayıp Bildiriminin Zamanaşımı Süresine Doğrudan Etkisi
Uygulamada sıkça karşılaşılan ve karıştırılan hususlardan biri, yapılan ayıp bildiriminin zamanaşımı süresini kesip kesmediği veya durdurup durdurmadığıdır.
TBK m. 153 ve m. 154 maddelerinde zamanaşımını durduran ve kesen sebepler sayılmıştır. Zamanaşımını durduran sebepler arasında somut olayla ilgili olabilecek durum, alacaklının alacağı Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmamasıdır. Bu durumda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur. Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür.
Zamanaşımını kesen sebepler ise borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz ödemesi, kısmen ifada bulunması, rehin vermesi veya kefil göstermesi; alacaklının dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurması, icra takibinde bulunması veya iflas masasına başvurması olarak sayılmaktadır.
Doktrinde ağırlıklı kabul gören görüşe göre; alıcının satıcıya yapacağı yalnız bir "ayıp ihbarı" tek başına zamanaşımını kesen bir işlem niteliğinde değildir.
Ayıp bildirimi yalnızca ihbar niteliğinde kaldığı, içerisinde net bir edim veya seçimlik hak talebi barındırmadığı sürece TBK m. 154 anlamında zamanaşımını kesen sebeplerden birinin varlığı anlamı taşımayacaktır. Bu nedenle zamanaşımı süresinin dolma riski bulunuyorsa alıcı, ihbarı zamanında yapmış olsa dahi iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde zamanaşımını kesen işlemlerden birini (icra takibi, dava açılması vb.) yapmalıdır.
- Ağır Kusur ve Hile Halinde Zamanaşımı ve Bildirim Külfeti
Satıcının ayıplı mal tesliminde ağır kusurlu olması veya ayıbı alıcıdan hile ile gizlemiş olması durumunda hem ayıp bildirimi külfeti hem de zamanaşımı süreleri bakımından satıcı lehine olan koruma kalkanı ortadan kalkmaktadır.
TBK m. 225 uyarınca ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Bu durum, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da geçerlidir. Bu durumda TBK m. 146’daki 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
Ağır kusurun nasıl belirleneceği konusunda doktrin ve TBK gerekçesinden yola çıkılarak satıcının ayıp konusundaki kastı ve dolayısıyla aldatmayı da kapsadığı değerlendirilmektedir. Aynı zamanda satıcılığı meslek edinen kişiler bakımından da basiretli bir tacirin bilmesi gereken ayıpları bilmemesi ağır kusur olarak değerlendirilebilecektir. Ancak önemle belirtmeliyiz ki ağır kusurun varlığı her bir somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.
III. Sonuç
Ticari satışlarda ayıp bildirimi, ticaret hayatında ve özellik arz eden bazı sektörlerde işletme faaliyetinin devamı için oldukça önemlidir. Süresinde yapılmayan ihbar, malın ayıplı şekliyle kabul edildiği anlamına gelebileceğinden bu sürelere uyulması alıcıların haklarını korumak açısından önem arz etmektedir. Bu kapsamda şirketlerin muayene ve bildirim prosedürlerini operasyonlarına entegre etmesi gerekmektedir. Nitekim alıcının seçimlik haklarının kullanımını riske atmamak ve zamanaşımı def'iyle karşılaşmamak adına zamanaşımını kesen hukuki yollara başvurması elzemdir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.