1. Giriş
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), sermaye piyasalarında ve şirketler topluluğu bünyesinde şeffaflığı sağlamak, sermaye ve yönetim üzerindeki hâkimiyet yapısını aleni kılmak amacıyla özel bildirim mekanizmaları geliştirmiştir. Bu mekanizmaların temel taşlarından birini teşkil eden TTK m. 198, bir sermaye şirketinin sermayesindeki veya oy haklarındaki belirli oranlardaki pay iktisaplarının ya da elden çıkarmalarının hem ilgili şirkete hem de kamuya açıklanmasını hedeflemektedir. Düzenlemenin genel gerekçesi; ortaklık yapılarında meydana gelen köklü değişiklikleri, sermaye birikimlerinin arkasında yatan karar mercilerini ve gizli hâkimiyet ilişkilerini görünür kılmaktır.
Sermaye şirketlerinde belirli pay oranları iktisap edildiğinde ya da elden çıkarıldığında tescil ve ilan yükümlülüğü, TTK m. 198 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği (TSY) m. 107’de ayrıntılı biçimde tanzim edilmiştir. Kanun koyucu, bildirim yükümlülüğünün kapsamını tespit ederken doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen sermaye ve oy hakkı eşiklerini esas almıştır.
Söz konusu düzenleme, anonim ve limited şirketler gibi sermaye ortaklıklarında mülkiyet ve yönetim ilişkilerinin üçüncü kişiler, şirket alacaklıları ve azınlık pay sahipleri nezdinde öngörülebilir olmasını amaçlar. Ancak hükmün sistematiği, lafzında yer alan kavramlar ve TSY ile getirilen uygulama şartları, öğretide ve uygulamada derin tartışmalara yol açmıştır.
2. Bildirim ve Tescil Yükümlülüğünün Maddi Şartları ve Kapsamı
TTK m. 198/1 uyarınca bir teşebbüs, bir sermaye şirketinin sermayesinin doğrudan veya dolaylı olarak yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmi beşini, otuz üçünü, ellisini, altmış yedisini veya yüzde yüzünü temsil eden payları iktisap ettiğinde veya payları bu oranların altına düştüğünde, durumu şirkete ve kanunda gösterilen yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür.
Maddede sayılan oranlar numerus clausus (sınırlı sayı) niteliğindedir. Bu eşik değerler aşılmadıkça ara pay devirleri bildirime tabi tutulmamaktadır. Pay iktisabının hukuki sebebi önem taşımamaktadır; devir işlemi satım, bağış, miras, şirket birleşmesi veya sermaye artırımına iştirak şeklinde gerçekleşebilir. Hüküm yalnızca pay iktisabını değil, aynı oranların altına inilmesini de aynı şeffaflık gayesiyle bildirim yükümlülüğüne bağlamıştır.
Kanun koyucu yalnızca doğrudan pay sahipliğini değil, dolaylı pay sahipliğini de hesaba katmıştır. Dolaylı pay iktisabı; bir teşebbüsün başka bir şirket aracılığıyla hedef şirkette pay sahibi olması durumunu ifade eder. TTK m. 198, piramidal ortaklık yapıları veya kontrol edilen ara şirketler üzerinden gerçekleştirilen hâkimiyet tesislerinin gözden kaçırılmasını engellemek amacıyla doğrudan ve dolaylı payları topluca dikkate almaktadır.
3. Teşebbüs Kavramı ve Şirketler Topluluğu Bağlamında Uygulama Alanı
3.1. Teşebbüs Kavramının Tanımı ve Niteliği
TTK’da tanımlanmayan “teşebbüs” kavramı ile ne anlaşılması gerektiği doktrinde tartışmalıdır. Gül Okutan Nilsson m. 198’in amacının herhangi bir ayırım yapmaksızın katılım oranlarını açığa çıkarmak olduğunu, bu bakımdan teşebbüs kavramının, bağımsız karar alabilme iktidarına sahip olması kaydıyla tüm gerçek kişileri, özel hukuk veya kamu hukuku tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği bulunmayan oluşumları kapsadığını, teşebbüs sayılabilmek için kişinin ayrıca iktisadi bir faaliyet yürütmesine gerek olmadığını savunmuştur (Yanlı/Okutan Nilsson, s. 772-775).
Bu yaklaşıma göre, piyasada ticari veya sınai bir faaliyet yürütmeyen sıradan bir gerçek kişi dahi, bir sermaye şirketinde maddede yazılı eşik oranlara ulaştığında “teşebbüs” sıfatıyla bildirimde bulunmak zorundadır. Burada aslolan, pay oranlarının yarattığı ekonomik ve idari gücün kamuya ifşa edilmesidir.
3.2. Hükmün Şirketler Topluluğu ile Sınırlı Olup Olmadığı Sorunu
TTK m. 198’in düzenlenme yerinden yola çıkarak bildirim yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için bir şirketler topluluğunun varlığının gerekli olduğu yorumu yapılabilir. Nitekim madde, Kanun’un “Şirketler Topluluğu” başlığını taşıyan kısmında yer almaktadır. Ancak doktrindeki hâkim görüş, TTK m. 198’in uygulama alanının şirketler topluluğu ile sınırlı olmadığını, dolayısıyla şirketler topluluğunun mevcut olmadığı hallerde de bildirim yükümlülüğünün doğacağını kabul etmektedir (Tekinalp, N. 23-73; Okutan Nilsson, s. 77-78; Aytaç, s. 89; Kendigelen, s. 179; Göktürk, s. 40-41).
Hâkim görüşün gerekçesi; şeffaflık ilkesinin salt ana-yavru şirket ilişkisiyle sınırlı tutulamayacağı, münferit bir anonim şirkette %20 veya %50 pay iktisap eden bir aktörün de ortaklık dengelerini derinden etkileyeceği hususudur.
3.3. TSY m. 107/2 Düzenlemesi ve Normlar Hiyerarşisi Tartışması
Buna karşılık, TSY m. 107/2’de, doktrindeki hâkim görüşün aksine, bildirim yükümlülüğünün, “ancak payları iktisap eden veya elden çıkaran teşebbüs ya da ticaret şirketinin bir şirketler topluluğuna dâhil olması halinde” doğacağı öngörülmüştür. Bu şekilde, şirketler topluluğunun varlığı, bildirim yükümlülüğünün ortaya çıkması için gerekli şartlardan biri haline gelmiştir.
TSY m. 107/2 ile getirilen şirketler topluluğuna dâhil olma şartının TTK m. 198/1’de açıkça öngörülmediği, kanunda öngörülmeyen böyle bir şartın yönetmelik ile ihdas edilemeyeceği iddiası doktrinde haklı olarak dile getirilmiştir (Aytaç, s. 89). Benzer bir iddia TSY m. 105 açısından da ileri sürülmektedir.
3.4. TSY m. 107/2’nin Amaca Uygun Yorum Çerçevesinde Değerlendirilmesi
Her ne kadar TTK m. 198/1’in bu kadar dar bir uygulamayı amaçladığı tartışılabilir olsa da TSY m. 107/2’nin kanuna aykırılık teşkil etmediği kanaati de mevcuttur. Şöyle ki; 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 18/2’de, TTK m. 198’in uygulanması konusundaki usul ve esasların belirlenmesi yönetmeliğe bırakılmıştır. TTK’nın şirketler topluluğuna ilişkin hükümleri arasında düzenlenen m. 198, teşebbüs kavramı ve hükmün uygulanması için şirketler topluluğunun gerekliliği konularında tam bir açıklık sağlamamaktadır
Hükmün amacı, belirli eşikleri sağlayan her bir pay sahibi açısından istisnasız bildirim yükümlülüğü getirmek değildir. Dolayısıyla teşebbüs kavramının, her türlü gerçek kişiyi kapsayacak şekilde geniş tanımlanması gerektiğinin kabulü halinde, kanun koyucunun amaçladığı kapsam sınırlamasının, şirketler topluluğuna dâhil olma şartıyla sağlandığı söylenebilir.
Ayrıca TTK m. 198’in anonim şirketlerde pay devirlerinin serbestliği ve kural olarak tescil ve ilana tabi olmaması ilkesine karşı bir istisna oluşturduğu ve bu yükümlülüğe aykırılığın paylardan doğan bütün hakların donması gibi mülkiyet hakkına temas eden çok ciddi sonuçlar doğurduğu dikkate alındığında, pay sahiplerinin mülkiyet hakkını sınırlayan bu istisnanın dar yorumlanması, “istisnalar dar yorumlanır” genel hukuk ilkesine de uygundur. Bu nedenlerle, TTK m. 198/1’in uygulama alanı belirlenirken, TSY m. 107/2’de öngörülen şirketler topluluğuna dâhil olma şartının aranması gerektiği savunulmaktadır. Sonuç olarak TTK m. 198/1 uyarınca bildirim yükümlülüğünün doğabilmesi için, maddede belirtilen oranlarda pay elde eden teşebbüsün, en az üç şirketten oluşan bir şirketler topluluğuna dâhil olması gerektiği savunulmaktadır. (Baş, Kadir)
4. Bildirim ve Tescil Prosedürü ve Sürelerin Hesaplanması
4.1. Kanuni Belirsizlik ve TSY m. 107/5 ile Getirilen İkili Aşama
TTK m. 198, bildirimde bulunması gereken teşebbüsün, bildirimi şirkete ve ilgili makamlara yapmasını öngörmekte ve bunun için pay devir tarihinden başlayan on günlük bir süreden bahsetmektedir. Ancak ticaret siciline tescil ve ilan başvurusunun teşebbüs tarafından mı yoksa ilgili şirket tarafından mı yapılacağı ve bu başvuru için ayrıca bir süre bulunup bulunmadığı Kanun metninde açık değildir.
Bu husus, TSY m. 107 f. 5’te açıklığa kavuşturulmuştur. Anılan hükme göre, teşebbüs, pay devir işlemine dair bildirimi, işlemin hukuken tamamlanmasını izleyen on gün içinde ilgili sermaye şirketine yapacak ve bu bildirimi alan sermaye şirketi de, bildirimi aldığı tarihten itibaren on gün içinde kayıtlı bulunduğu ticaret sicil müdürlüğüne tescil ve ilan ettirecektir.
Dolayısıyla, Ticaret Sicili Yönetmeliği’ne göre iki ayrı on günlük süre bulunmaktadır. Birinci on gün, teşebbüsün pay devir işlemini ilgili şirkete bildirmesi için tanınan süre; ikinci on gün ise ilgili şirketin aldığı bildirimi ticaret siciline tescil ve ilan ettirmesi için tanınan süredir.
5. Bildirim Yükümlülüğüne Aykırılığın Sonuçları: Hakların Donması Yaptırımı
5.1. Donma Yaptırımının Kapsamı
TTK m. 198/3 uyarınca, bildirim ve tescil yükümlülüğü yerine getirilmediği sürece, ilgili paylara ait oy hakkı dahil, genel kurul toplantısına katılma, iptal davası açma gibi tüm pay sahipliği hakları donar. Donma yaptırımı yürürlükte olduğu müddetçe pay sahibi bu paylardan doğan mali (kâr payı hariç doktrinde tartışmalı olmakla birlikte idari hakların tamamı) ve idari yetkilerini kullanamaz.
Hakların donması yaptırımı kendiliğinden hüküm ifade eder; bunun için ayrıca mahkeme kararına veya şirketin bir tespit işlemine lüzum bulunmamaktadır.
5.2. Donma Yaptırımının Başlangıç Anı ve "Yirmi Günlük Süre" Kuralı
Uygulamada en çok duraksamaya yol açan husus, donma yaptırımının tam olarak hangi andan itibaren hüküm doğuracağı meselesidir. TSY m. 107 f. 6, “tescil ve ilan yükümlülüğü için öngörülen sürede ilgili müdürlüğe başvuru yapılmadığı takdirde”, ilgili paylara ait oy hakkı dahil, diğer hakların donacağını açıkça ifade etmektedir
Böylece, donma yaptırımının anılan işlemlerin belirtilen toplam yirmi günlük süre içerisinde yapılmaması durumunda ortaya çıkacağı açıklığa kavuşmuştur. Diğer bir deyişle, pay devir işleminin tamamlanmasından itibaren geçecek yirmi günlük sürede, ilgili paylara ait oylar hukuken kullanılabilir durumdadır.
Sonuç olarak, gereken bildirimin yapılmaması halinde donma olgusu, bildirim için tanınan toplam sürenin sonundan itibaren başlayacak olup bu süre ilk on gün değil, pay devir işleminin tamamlanması tarihinden itibaren yirmi gündür. Böylece, TTK m. 198’deki on günlük bildirim süresi içinde ve hatta takip eden ikinci on günlük süre içerisinde dahi yapılan bir genel kurulda kullanılan oylar hukuken geçerlidir (Yanlı/Okutan Nilsson, ss. 772-775).
5.3. Donmuş Oyların Genel Kurul Kararlarına Etkisi
Donma süresi başladıktan sonra, bildirim ve tescil yapılmaksızın genel kurula katılıp oy kullanılması durumunda ne olacağı sorunu TTK m. 445 ve devamı çerçevesinde çözümlenmelidir. Donmuş oy hakkının genel kurulda kullanılması, kanuna aykırılık teşkil eder. Bu şekilde alınan genel kurul kararları bakımından şu ayrımlar önem kazanır:
Kararın Alınmasında Etkili Olmama: Donmuş oylar tenzil edildiğinde nisaplar değişmiyor ve karar yine aynı yönde çıkabiliyorsa, pay sahibinin genel kurula haksız katılımı tek başına kararın iptalini gerektirmez (TTK m. 445 ve 446’daki olumsuz etki kuralı)
Kararın Alınmasında Belirleyici Olma: Şayet donmuş oylar çıkarıldığında toplantı veya karar nisabı ortadan kalkıyor yahut karar yetersayısına ulaşılamıyorsa, ilgili genel kurul kararının mahkemece iptali gerekir. Ağır ve açık kanuna aykırılıkların bulunduğu uç hallerde ise butlan (hükümsüzlük) tespiti gündeme gelebilir.
6. Sonuç
TTK m. 198 ile getirilen bildirim ve tescil yükümlülüğü, sermaye şirketlerinde şeffaflığı sağlama ve hâkimiyet ilişkilerini alenileştirme misyonu taşımaktadır. Ancak kanun metninin teşebbüs tanımını yapmaması ve prosedürel adımları eksik bırakması, Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 107 ile tamamlanmaya çalışılmıştır.
Ortaya çıkan hukuki tablo şu şekilde özetlenebilir:
TTK m. 198'deki teşebbüs kavramı geniş yorumlandığında, mülkiyet hakkı kısıtlamalarını dengelemek adına TSY m. 107/2’nin aradığı şirketler topluluğu şartı bizce (en az üç şirketten oluşan topluluk yapısı) isabetli bir sınırlandırmadır. Fakat konunun öğretide tartışmalı olduğu unutulmamalıdır
Bildirim süreci tek aşamalı değil; teşebbüsten şirkete on gün ve şirketten ticaret siciline on gün olmak üzere toplam yirmi günlük iki kademeli bir yapıya sahiptir.
Pay sahipliği haklarının ve bilhassa oy hakkının donması, pay devrinden itibaren yirmi günlük sürenin tescil ve ilan başvurusu yapılmadan tüketilmesiyle devreye girer. Bu yirmi günlük koruma periyodunda kullanılan oylar hukuken muteberdir.
Donma yaptırımı başladıktan sonra kullanılan oylar ise genel kurul kararlarının geçerliliğini sakatlayarak iptal davalarına zemin hazırlar.
Kanun koyucu ve ikincil mevzuat arasındaki bu uyum arayışı, bir yandan ortaklık içi güç dengelerini açığa çıkarırken diğer yandan pay sahiplerinin anayasal güvence altındaki mülkiyet ve ortaklık haklarını aşırı müdahalelerden korumayı amaçlamaktadır.
KAYNAKÇA
- Aytaç, Z.: İsviçre Hukukunda Anonim Şirket Pay Sahiplerinin Pay Edinimlerinde Bildirim Yükümlülüğüne İlişkin Yeni Düzenlemeler ve Konunun Türk Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Prof. Dr. Seza Reisoğlu’na Armağan, Ankara 2016, s. 57-103
- Baş, Kadir: "Anonim Şirketlerde Pay Sahiplerinin Türk Ticaret Kanunu m. 198 Uyarınca Bildirim Yükümlülüğü ve Bu Yükümlülüğe Aykırılığın Sonuçları", Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi (BATİDER), C. 36, Sa. 2, 2020, ss. 61-68.
- Göktürk, K.: Şirketler Topluluğunda Sorumluluk Esasları, Ankara 2015.
- Kendigelen, Abuzer: Türk Ticaret Kanunu: Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016.
- Okutan Nilsson, Gül: Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'na Göre Şirketler Topluluğu Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2009.
- Tekinalp, Ünal: Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2020.
- Yanlı, Veliye / Okutan Nilsson, Gül: "Türk Ticaret Kanunu'nun 198. Maddesi Uyarınca Bildirim Yapılmamasının Anonim Şirketteki Oy Haklarına Etkisi", Prof. Dr. Hamdi Yasaman'a Armağan, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2017, ss. 772-775.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.