- with readers working within the Insurance industries
- within International Law and Employment and HR topic(s)
Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak anılan ve 23 Ocak 2025 tarihinde açıklanan 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi doğrultusunda hazırlanan Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“Kanun”) 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kanun ile hukuk yargılaması, icra ve iflas hukuku, tazminat hukuku, idari yargı ve ceza muhakemesi başta olmak üzere birçok alanda önemli değişiklik yapılmıştır. Düzenlemelerin temel amacı, bir yandan Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları sonrasında ortaya çıkan hukuki boşlukları gidermek, diğer yandan ise yargılamaların daha etkin, öngörülebilir ve makul sürede yürütülmesini sağlamaktır. Bu kapsamda, belirsiz alacak davasının kaldırılması, kanuni faiz rejiminin yeniden düzenlenmesi, ortaklığın giderilmesine ilişkin satış usulünün değiştirilmesi, kamu idareleri aleyhine ilamlı icra takibinden önce idareye başvuru zorunluluğu getirilmesi ve hukuki değerlendirme gerektiren konularda bilirkişiye başvurulmasına ilişkin disiplin düzenlemesi Kanun'un öne çıkan yenilikleri arasında yer almaktadır.
Bu yazımızda ise, Kanun ile getirilen tüm değişikliklere yer verilmemiş; uygulamada özellikle önem taşıyan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (“HMK”) ilişkin düzenlemeler, kanuni faiz rejiminde yapılan değişiklikler ve hukuki değerlendirme gerektiren konularda bilirkişiye başvurulmasına ilişkin yeni disiplin düzenlemesi ele alınmıştır.
I. HUKUK YARGILAMALARINA YÖNELİK ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER
(a) Belirsiz Alacak Davası Kaldırılarak Kısmi Dava Kurumu Güçlendirilmiştir
HMK madde 107 yürürlükten kaldırılarak belirsiz alacak davası kurumu hukuk sistemimizden çıkarılmıştır. Geçici Madde 1(10) uyarınca yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından HMK madde 107 hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan, HMK'nın 109. maddesine eklenen dördüncü fıkra ile ise, belirsiz alacak davasının davacıya sağladığı başlıca usul güvencelerinin kısmi dava sistemi içerisinde korunması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, kısmi dava açan davacıya, ıslah yoluna başvurmaksızın ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın, tahkikatın sona ermesine kadar bir defaya mahsus talep sonucunu artırma imkânı tanınmıştır. Ayrıca, artırılan kısım bakımından zamanaşımının dava tarihi itibarıyla kesilmiş sayılacağı açıkça hükme bağlanmıştır.
Belirsiz alacak davasının uygulamada hangi alacaklar bakımından açılabileceği konusunda uzun yıllardır süregelen tartışmaların yargılamaların uzamasına neden olduğu dikkate alınarak, söz konusu dava türü yürürlükten kaldırılmış; buna karşılık davacıya sağladığı başlıca usul güvenceleri kısmi dava kurumuna aktarılmıştır. Bu kapsamda, kısmi davada talep artırılan kısım bakımından da zamanaşımının dava tarihi itibarıyla kesileceği hüküm altına alınarak, özellikle uzun süren yargılamalarda ortaya çıkabilecek hak kayıplarının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Yapılan bu değişiklikler Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
(b) Duruşmaların Daha Etkin Yürütülmesine İlişkin Düzenlemeler
- (b).1 Duruşmalar Arasındaki Süreye Üç Aylık Üst Sınır Getirilmiştir
HMK'nın 147. maddesine eklenen üçüncü fıkra ile, yazılı yargılama usulüne tabi davalarda duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayı aşamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte, bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkimin gerekçesini açıkça göstermek suretiyle üç aydan daha uzun bir duruşma aralığı belirleyebilmesine imkân tanınmıştır.
Değişikliğin gerekçesinde, yargılamaların hızlandırılması, usul ekonomisinin güçlendirilmesi ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin şekilde güvence altına alınmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Bu kapsamda, duruşmalar arasındaki sürenin sınırlandırılmasıyla hâkimin dosyadan uzun süre uzak kalmasının önüne geçilmesi ve uyuşmazlıkların daha kısa sürede sonuçlandırılması hedeflenmektedir.
Bu değişiklik, Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
- (b).2 Duruşmaların Ses ve Görüntü Nakli Yoluyla Yapılabilmesinin Kapsamı Genişletiliyor
HMK'nın 149. maddesinde yapılan değişiklik ile ikrar, yemin, davadan feragat, davayı kabul ve sulh gibi irade beyanı gerektiren istisnai hâller dışında, uzaktan katılımda elle imza hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Bu değişiklik neticesinde ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmaya katılım imkânının kapsamı genişletilerek tahkikat aşamasında uygulanabilen e-duruşma usulünün ön inceleme duruşmalarında da uygulanabilmesine imkân tanınmıştır.
Değişikliğin gerekçesinde, bilişim teknolojilerinin yargı süreçlerinde daha etkin kullanılmasının yargılamaların daha kısa sürede ve daha düşük maliyetle sonuçlandırılmasına katkı sağlayacağı belirtilmiştir. Bu doğrultuda, ses ve görüntü nakli yoluyla duruşma yapılabilen aşamaların genişletilmesi suretiyle, özellikle tarafların ve vekillerin fiziken mahkemede bulunmasını gerektirmeyen işlemlerde zaman ve maliyet tasarrufu sağlanması amaçlanmaktadır.
Yapılan değişikliğin, özellikle farklı şehirlerde bulunan taraflar ve vekiller bakımından yargılamaya erişimi kolaylaştırması ve usul ekonomisine katkı sağlaması beklenmektedir. Bununla birlikte, düzenlemenin uygulamadaki etkinliği, teknik altyapının yeterliliği ile mahkemelerin e-duruşma uygulamasını benimseme ve kullanma pratiğine bağlı olacaktır.
Bu değişiklik, Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
- (b).3 Hukuki Değerlendirme Gerektiren Konularda Bilirkişiye Başvurulması Disiplin Suçu Hâline Getirilmiştir
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 63. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik ile, hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması uyarma cezasını gerektiren fiiller arasına eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesinde, bilirkişilik kurumunun yalnızca çözümü teknik veya özel bilgiyi gerektiren hâllerde başvurulabilecek istisnai bir delil değerlendirme yöntemi olduğu; buna karşılık uygulamada hukuki değerlendirme gerektiren konularda da bilirkişi incelemesine başvurulmasının yargılamaların uzamasına ve bilirkişilik kurumunun amacı dışında kullanılmasına neden olduğu belirtilmiştir.
Bu değişiklik, Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
(c) Davaların Birleştirilmesi ve Ayırma Kararlarına İlişkin Kanun Yolu Sistemi Yeniden Düzenleniyor
- (c).1 Birleştirme Kararının Bağlayıcılığı Yeniden Düzenlenmiştir
HMK'nın 166. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklik ile, ilk davanın açıldığı mahkemenin, ikinci davanın açıldığı mahkeme tarafından verilen birleştirme kararıyla ancak bu kararın kesinleşmesinden itibaren bağlı olacağı hüküm altına alınmıştır.
Anayasa Mahkemesi, 17.06.2025 tarihli ve E.2024/237, K.2025/137 sayılı kararıyla, HMK'nın 166. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar." ibaresini, ilk davanın açıldığı mahkemenin herhangi bir kanun yolu denetimine tabi olmayan birleştirme kararıyla bağlı tutulmasının kanuni hâkim güvencesiyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir. İptal kararıyla birlikte ortaya çıkan hukuki boşluğun giderilmesi amacıyla, HMK'nın 166. maddesi yeniden düzenlenmiş ve ilk davanın açıldığı mahkemenin birleştirme kararıyla ancak kararın kesinleşmesinden itibaren bağlı olacağı hüküm altına alınmıştır. Böylece, birleştirme kararının bağlayıcılığı korunurken, bu bağlayıcılığın ancak kanun yolu denetiminin tamamlanmasının ardından doğacağı açıkça düzenlenmiştir.
Bu değişiklik, Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
- (c).2 Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması Kararlarına Karşı Kanun Yolu Sistemi Değiştirilmiştir
HMK'nın 168. maddesi yeniden düzenlenerek, davaların birleştirilmesi ve ayırma kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolu sistemi yeniden yapılandırılmıştır. Önceki düzenlemede, ilk derece mahkemelerinin verdiği birleştirme ve ayırma kararlarına karşı ancak nihai hükümle birlikte istinaf yoluna; bölge adliye mahkemelerinin bu konudaki kararlarına karşı ise yine nihai hükümle birlikte temyiz yoluna başvurulabilmekteydi.
Yeni düzenleme ile, aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararları, nihai hüküm beklenmeksizin doğrudan istinaf incelemesine konu olabilecektir. Buna karşılık, ilk derece mahkemelerinin ayırma kararları ile bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları bakımından mevcut sistem korunmuş; bu kararlara karşı ancak hükümle birlikte kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca, bölge adliye mahkemesinin birleştirme kararına ilişkin incelemesi kesin nitelikte olacak olup bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
Bu değişiklik, Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
(d) Bölge Adliye Mahkemelerinin Esas Hakkında Verdiği Kararlara Karşı Temyiz Yolu Yeniden Düzenlenmiştir
HMK'nın 362. maddesine eklenen üçüncü fıkra ile, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek uyuşmazlığın esası hakkında yeni bir karar vermesi hâlinde, bu kararın kabul edilen veya reddedilen kısmının miktar veya değerinin HMK'nın 341. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen parasal sınırı aşması durumunda temyiz yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, söz konusu temyiz imkânına iki istisna getirilmiştir. Buna göre, bölge adliye mahkemesinin verdiği karar HMK'nın 362. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen temyiz sınırının altında kalıyorsa ve bu karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki miktar veya değer farkı da HMK'nın 341. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen parasal sınırı aşmıyorsa, karar temyiz edilemeyecektir. Benzer şekilde, temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesi kararının yalnızca yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması hâlinde de temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
Düzenleme, Anayasa Mahkemesinin 26.02.2026 tarihli ve E.2026/49, K.2026/48 sayılı iptal kararı üzerine yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, belirli bir parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda temyiz yolunun kapatılmasının, yargılamaların makul sürede ve daha az masrafla sonuçlandırılması ile Yargıtay'ın iş yükünün azaltılması amaçları bakımından kural olarak meşru olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte, istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilmesi üzerine ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak bölge adliye mahkemesince uyuşmazlığın esası hakkında ilk elden yeni bir karar verilmesi hâlinde farklı bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, bu şekilde ilk kez bölge adliye mahkemesince verilen bir kararın yalnızca uyuşmazlığın miktar veya değerinin temyiz sınırının altında kalması nedeniyle herhangi bir temyiz incelemesine tabi tutulamaması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkını ölçüsüz şekilde sınırlandırmaktadır. Bu gerekçeyle Anayasa Mahkemesi, HMK'nın 362. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hâli” yönünden Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.
Bu doğrultuda yapılan değişiklikle, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul etmesi üzerine uyuşmazlığın esası hakkında verdiği yeni kararların, ilk derece mahkemeleri bakımından geçerli olan istinaf kesinlik sınırı esas alınarak temyiz denetimine açılması amaçlanmıştır. Bununla birlikte, bölge adliye mahkemesi ile ilk derece mahkemesi kararları arasındaki farkın bu sınırı aşmadığı veya değişikliğin yalnızca yargılama gideri ya da vekâlet ücretine ilişkin olduğu hâller kapsam dışında tutularak, düşük miktarlı uyuşmazlıklar bakımından kesinlik ilkesinin korunmasına devam edilmiştir.
Bu değişiklik Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
II. KANUNİ FAİZ ORANININ BELİRLENMESİNE İLİŞKİN ESASLAR YENİDEN DÜZENLENMİŞTİR
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. maddesinde yapılan değişiklik ile, sözleşmede faiz oranının kararlaştırılmadığı hâllerde uygulanacak kanuni faizin belirlenmesine ilişkin esaslar yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenleme uyarınca, sözleşmede faiz oranının kararlaştırılmadığı hâllerde uygulanacak yıllık kanuni faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık tarihi itibarıyla kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranının %80'i esas alınarak belirlenecektir. Bununla birlikte söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur,
Anayasa Mahkemesi 2024/24 E. 2025/164 K. sayılı ve 22.07.2025 tarihli kararı ile Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. maddesinde yer alan ve kanuni faiz oranını belirleyen hükmü sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden iptal etmiştir. Bu iptal kararının gerekçesi olarak ise kanuni faiz oranının uzun yıllar boyunca değiştirilmemesi nedeniyle ekonomik gerçekliği yansıtmaktan uzaklaştığını ve bu durumun alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesini bozarak mülkiyet hakkı bakımından ölçülülük ilkesini zedeleyebileceği gösterilmiştir. Yapılan değişiklikle, kanuni faiz oranının ekonomik gelişmelere uyum sağlayabilecek bir sistem çerçevesinde yeniden belirlenmesi amaçlanmıştır.
Kanuni faize ilişkin bu düzenleme, Kanun'un Resmî Gazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.