- within Real Estate and Construction topic(s)
- in Middle East
- within Real Estate and Construction, Energy and Natural Resources and Employment and HR topic(s)
Giriş
Özel hukukta irade serbestisi ilkesi, kişilerin hukuki ilişkilerini diledikleri şekilde kurabilmelerine olanak tanımaktadır. Ancak bu özgürlük, dürüstlük kuralı ve emredici hukuk kuralları ile sınırlandırılmıştır. Tarafların gerçek iradelerini gizleyerek üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünüşte bir hukuki işlem yapmaları ise "muvazaa" olarak adlandırılmaktadır. Muvazaa, özellikle taşınmaz devirleri, miras hukuku, alacaklılardan mal kaçırma ve ticari ilişkilerde sıklıkla karşılaşılan bir hukuki kurum olup, uygulamada önemli uyuşmazlıklara neden olmaktadır.
Muvazaanın doğru şekilde anlaşılabilmesi için benzer hukuki kurumlarla arasındaki farkların ortaya konulması önem arz etmektedir. Çünkü hata, hile, gabin veya inançlı işlem gibi kurumlarla karıştırılması, hukuki sonuçların yanlış değerlendirilmesine yol açabilmektedir.
I. Muvazaa Kavramı
Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi muvazaaya ilişkin temel düzenlemeyi içermektedir. Buna göre bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların kullandıkları ifadelerden ziyade gerçek ve ortak iradeleri esas alınmaktadır. Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan görünüşte bir hukuki işlem yapmaları ve bu konuda aralarında anlaşmalarıdır.
Öğretide ve Yargıtay uygulamasında muvazaanın oluşabilmesi için üç temel unsurun birlikte bulunması gerektiği kabul edilmektedir:
- Taraflar arasında görünüşte bir hukuki işlemin yapılması,
- Tarafların bu işlemin hüküm ve sonuç doğurmaması konusunda ortak iradeye sahip olmaları,
- Üçüncü kişileri aldatma amacıyla hareket edilmesi.
Muvazaa, mutlak muvazaa ve nispi muvazaa olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Mutlak muvazaada, taraflar görünüşte bir işlem yapmakta ancak gerçekte herhangi bir hukuki sonuç doğurmak istememektedir. Örneğin, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yapılan görünüşte satış sözleşmesi buna örnek gösterilebilir.
Nispi muvazaada ise taraflar görünüşte bir işlem yapmakla birlikte, bunun arkasında farklı nitelikte gerçek bir işlem bulunmaktadır. En yaygın örneklerden biri, taşınmazın gerçekte bağışlanmasına rağmen tapuda satış işlemi yapılmasıdır. Bu durumda görünürdeki satış sözleşmesi geçersiz olmakla birlikte, gizli işlem kendi geçerlilik şartlarını taşıyorsa hukuki sonuç doğurabilir.
II. Muvazaanın Hukuki Sonuçları
Muvazaalı işlemlerin en önemli sonucu, görünürde yapılan hukuki işlemin tarafların gerçek iradesini yansıtmaması nedeniyle hükümsüz sayılmasıdır. Görünürdeki işlem kesin hükümsüzdür (butlanla batıldır) ve taraflar ile üçüncü kişiler tarafından her zaman ileri sürülebilir.
Nispi muvazaada ise gizli işlem, kanunun öngördüğü şekil ve geçerlilik şartlarını taşıması hâlinde geçerli kabul edilir. Buna karşılık gizli işlem de kanuni şekil şartlarına aykırıysa, o da geçersiz olacaktır. Özellikle taşınmaz bağışlarının resmi şekilde yapılması zorunlu olduğundan, satış görüntüsü altında gerçekleştirilen bağış işlemleri çoğu zaman geçerlilik sorunu doğurmaktadır.
Yargıtay uygulamasında özellikle miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı muvazaalı taşınmaz devirleri "muris muvazaası" kapsamında değerlendirilmekte ve bu konuda istikrar kazanmış içtihatlar uygulanmaktadır.
III. Muvazaanın Benzer Hukuki Kurumlarla Karşılaştırılması
- Muvazaa ve Hata
Hata, kişinin hukuki işlem yaparken iradesinin yanılgıya dayanmasıdır. Hata hâlinde kişi gerçekte yapmak istemediği bir hukuki işlemi yanlış değerlendirme sonucunda gerçekleştirmektedir.
Muvazaada ise taraflar bilinçli olarak gerçek iradelerine aykırı görünüşte bir işlem yapmaktadır. Dolayısıyla muvazaada irade ile beyan arasındaki uyumsuzluk kasıtlı iken, hatada bu uyumsuzluk istem dışı ortaya çıkmaktadır.
- Muvazaa ve Hile
Hilede taraflardan biri veya üçüncü kişi, diğer tarafı aldatmak suretiyle hukuki işlemin kurulmasını sağlamaktadır. Aldatılan kişinin gerçek iradesi sakatlanmıştır.
Muvazaada ise aldatılan taraf söz konusu değildir. Tarafların tamamı görünürdeki işlemin gerçek olmadığını bilmekte ve bu konuda ortak hareket etmektedir. Aldatma üçüncü kişilere yöneliktir.
- Muvazaa ve Gabin (Aşırı Yararlanma)
Gabin, taraflar arasındaki edimler arasında açık bir oransızlık bulunması ve güçlü durumda olan tarafın diğer tarafın zor durumundan, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanmasıdır.
Muvazaada ise taraflar arasında böyle bir sömürü ilişkisi bulunmamaktadır. Taraflar ortak iradeyle görünüşte işlem yapmak konusunda anlaşmaktadır. Bu nedenle gabin, irade sakatlığına dayanan bir kurum iken muvazaa danışıklı işlemi ifade etmektedir.
- Muvazaa ve İnançlı İşlem
İnançlı işlemde taraflar gerçekten hukuki sonuç doğurmasını istedikleri geçerli bir işlem yapmaktadır. Ancak taraflar arasında ayrıca bir inanç sözleşmesi bulunmakta ve hakkın belirli şartlar gerçekleştiğinde geri devredileceği kararlaştırılmaktadır.
Muvazaada görünürdeki işlem gerçekte istenmemektedir. İnançlı işlemde ise devir işlemi tamamen gerçek iradeye uygun olarak yapılmaktadır. Bu nedenle inançlı işlemler muvazaalı işlem niteliği taşımaz.
- Muvazaa ve Kanuna Karşı Hile
Kanuna karşı hilede taraflar emredici hukuk kurallarının uygulanmasını dolaylı yollarla bertaraf etmeye çalışmaktadır. Yapılan işlem gerçek olup hukuki sonuç doğurması istenmektedir.
Muvazaada ise görünürdeki işlem taraflarca zaten istenmemektedir. Dolayısıyla kanuna karşı hilede gerçek bir işlem mevcutken, muvazaada görünürdeki işlem yalnızca üçüncü kişileri aldatmaya yönelik bir araç niteliğindedir.
Sonuç
Muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünüşte bir hukuki işlem yapmalarıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca hukuki işlemlerin değerlendirilmesinde şekilden ziyade tarafların gerçek iradesi esas alınmaktadır. Bu nedenle muvazaalı işlemler hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır.
Muvazaa; hata, hile, gabin, inançlı işlem ve kanuna karşı hile gibi kurumlarla benzer yönler taşısa da hukuki niteliği ve sonuçları bakımından önemli farklılıklara sahiptir. Özellikle muvazaada tarafların ortak aldatma iradesinin bulunması, bu kurumu diğer irade sakatlığı hâllerinden ayıran temel unsurdur. Uygulamada özellikle taşınmaz devri ve muris muvazaasına ilişkin uyuşmazlıklarda bu ayrımlar büyük önem taşımakta; hem hak sahiplerinin korunması hem de hukuki güvenliğin sağlanması açısından muvazaanın doğru tespit edilmesi gerekmektedir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.