- within Real Estate and Construction topic(s)
- within Real Estate and Construction and Privacy topic(s)
I. GİRİŞ
Uzun dönem araç kiralama, kiracının bir motorlu taşıtı genellikle bir yıl ve daha uzun süre için bedeli karşılığında kullanma hakkını edindiği, uygulamada kurumsal filo kiralama olarak da anılan bir sözleşme tipidir. Sözleşme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 299. maddesi ve devamında düzenlenen adi kira hükümlerine tabi olmakla birlikte uygulamada kiracı, hukuken TBK’dan doğan sözleşmesel sorumluluk ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda (“KTK”) öngörülen işleten sorumluluğu olmak üzere iki ayrı sorumluluk rejimiyle aynı anda karşı karşıyadır. Kiracının gerçek hukuki konumunun tespiti için bu iki rejimin birlikte ele alınmasını gerekmektedir.
II. KİRACININ TBK’DAN DOĞAN SORUMLULUĞU
TBK m. 316/I uyarınca kiracı, kiralananı sözleşmeye uygun ve özenle kullanmak zorundadır. Araç kiralamada bakımından bu yükümlülük; aracın kullanım amacına uygun işletilmesi, trafik kurallarına riayet edilmesi ve sözleşmede kararlaştırılan kilometre veya coğrafi sınırların aşılmaması şeklinde somutlaşmaktadır. Özen borcunun ihlali halinde kiraya veren TBK m. 316/II çerçevesinde kiracıya önceden ihtar göndermeksizin yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebileceği gibi aşkın kullanımdan doğan zararların tazminini de talep edebilir.
İade yükümlülüğüne ilişkin TBK m. 334 ise kiracıyı kiralananı olağan kullanımdan kaynaklanan yıpranmalar hariç olmak üzere teslim aldığı durumda iade etmekle yükümlü kılmaktadır. Uzun dönem kiralamada teslim ve iade anında düzenlenen teslim tutanakları, kiralananın mevcut durumu bakımından önem taşımaktadır. Teslim tutanağında kayıt altına alınmamış hasarlar için kiracı, zararın kendisinden kaynaklanmadığını ispat etmek durumundadır. İade tutanağına işlenen hasar kayıtları kiracı aleyhine güçlü bir karine oluşturur ve aksinin ispatı kiracıya aittir.
Buna ek olarak kiracının tüzel kişi olması ve sözleşme konusu aracın kiracının personeli tarafından kullanılması halinde, TBK m. 66 uyarınca kiracı, çalışanın aracı kullandığı sırada verdiği zararlardan adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında kusursuz olarak sorumlu tutulur. Bu sorumluluk, kira ilişkisinden bağımsız bir hukuki temele dayandığından, sözleşmesel sorumluluğa eklenen ayrı bir sorumluluk oluşturmaktadır.
III. KİRACININ KTK’DAN DOĞAN İŞLETEN SIFATI
KTK m. 3 işleteni; “araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hâllerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişi” olarak tanımlamaktadır. Kanun koyucunun esas aldığı ölçüt mülkiyet değil, aracın fiili hakimiyeti ve kullanımdan doğan ekonomik yarardır. Uzun dönem araç kiralamada kiracı, aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere kullandığı için kira ilişkisinin kurulmasıyla birlikte işleten sıfatını kazanır. KTK m. 85/I uyarınca işleten, motorlu aracın işletilmesinden doğan zararları tazmin etmekle yükümlü olup bu sorumluluk, kusursuz tehlike sorumluluğu niteliğindedir. KTK m. 86 uyarınca kiracının sorumluluktan kurtulabilmesi ancak kazanın bir mücbir sebepten ya da zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklandığını ve hem kendisinin hem de eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusursuz olduğunu, ayrıca araçtaki bir bozukluğun kazaya etki etmediğini ispat etmesiyle mümkündür.
Uygulamada en çok ihtilafa konu olan husus, kira süresince kiraya verenin araç sahibi sıfatını sürdürmekle birlikte işleten sıfatını yitirip yitirmediğidir. Bu sorunun cevabı hem üçüncü kişilerin tazminat davasını kime yönelteceği hem de sigorta rücu davaları bakımından doğrudan önem taşımaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı, aracın fiili zilyetliğinin ve tasarruf yetkisinin kiracıya devredilmesiyle birlikte kiraya verenin işleten sıfatını yitirdiği, bu sıfatın kira süresince münhasıran kiracıda bulunduğu yönündedir. Bu görüş, KTK m. 3’ün lafzına ve işleten kavramının dayandığı fiili hakimiyet ve ekonomik yarar şartlarına uygun olup aracı kendi hesabına işleten, kullanım kararlarını alan ve işletim giderlerini üstlenen kiracı, tehlike sorumluluğunun temelinde yatan menfaati de elde ettiğinden bu sorumluluğun muhatabı olmaktadır.
Buna karşılık, kiraya verenin filo kiralamada bakım, onarım, sigorta ve zaman zaman ikame araç tedariki gibi yükümlülükleri üstlenmesinin aracın işletim sürecindeki kontrolü kısmen kiraya verende tuttuğunu ve dolayısıyla işleten sıfatının iki taraf arasında paylaşılması gerektiğini ihtimali düşünülebilir. Yargıtay bu tür durumlarda kiraya verenin sorumluluğunun iç ilişkide gündeme gelebileceğini kabul etmekle birlikte, üçüncü kişilere karşı dış ilişkide işleten sıfatının münhasıran kiracıda kaldığını istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.
Öte yandan, KTK’nın 3. maddesi yalnızca uzun süreli kiralamalarda kiracıya işleten sıfatını tanıdığından, kısa süreli kiralamalarda işleten sıfatı kiraya verende kalmaya devam etmektedir. Son olarak belirtmek gerekir ki, tarafların sözleşmeyle yapacakları düzenlemeler üçüncü kişilere karşı dış sorumluluğu etkilemese de iç ilişkide rücu mekanizmaları sözleşme serbestisi çerçevesinde serbestçe düzenlenebilmektedir.
IV. KİRACININ KİRALANANI İADE BORCU
Kira sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte kiracı, TBK m. 334 uyarınca kiralananı kiraya verene iade etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük yalnızca sözleşmesel bir borç niteliği taşımakla kalmamakta, kiracının iade borcunu makul bir süre içinde ifa etmemesi halinde cezai sorumluluğu da gündeme gelmektedir. Zira TCK m. 155’te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu, bir kimsenin muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilen mal üzerinde, devir amacı dışında tasarrufta bulunması veya bu devir olgusunu inkar etmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Kira sözleşmesi, kiracıya zilyetliği belirli bir süre ve belirli bir kullanım amacıyla devreden tipik bir hukuki ilişki olduğundan kira süresi sona erdiği halde aracın iade edilmemesi, devir amacına aykırı bir tasarruf olarak güveni kötüye kullanma suçunun kapsamına girmektedir.
Aracın iade edilmemesi halinde kiraya verenin başvurabileceği cezai yol, yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmaktır. Soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, CMK hükümleri çerçevesinde aracın bulunması ve zaptı için gerekli tedbirleri alabilmekte, gerektiğinde araç hakkında yakalama tedbiri uygulanabilmektedir. Bu süreçte aracın trafikte tespit edilmesi halinde el konularak kiraya verene iadesi sağlanmakta, kiracı hakkında ise iddianame düzenlenerek kamu davası açılmaktadır.
Önemle belirtmek gerekir ki, 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 18. maddesi ile TCK m. 155’e “(3) (Ek:24/12/2025-7571/18 md.) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.” hükmü eklenmiştir.1 Söz konusu düzenleme, özellikle araç kiralama sektöründe yaşanan suistimallerin caydırıcılığını artırmaya yöneliktir. Bu çerçevede TCK m. 155/1’in temel cezası altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası iken, suçun konusunun motorlu taşıt olması halinde verilecek ceza bir kat artırımlı olarak uygulanacaktır. Ayrıca aynı Kanun’un 24. maddesi ile CMK m. 253’te yapılan değişiklikle TCK m. 155/3 hükmü uzlaştırma kapsamı dışında tutulmuş bulunmaktadır. Güveni kötüye kullanma suçu şikayete tabi olup mağdurun, suçu ve faili öğrenmesinden itibaren altı ay içinde şikayet hakkını kullanması gerekmektedir.
V. SİGORTA İLİŞKİSİ VE KİRACININ KONUMU
Kiralanan araçta meydana gelen zararlar bakımından kiraya veren, doğrudan kiracıya başvurabileceği gibi trafik veya varsa kasko sigortasına da müracaat edebilir. Buna karşılık sözleşmenin tarafı kendisi olmadığı için kiracının sigortaya başvurma yetkisi bulunmamaktadır.
Sigortacının rücu hakkı bakımından ise, sigortacının rücu hakkını araç sahibi sıfatıyla sigorta sözleşmesinin tarafı olan kiraya verene yöneltmesi gerekmekte, sözleşmenin tarafı olmadığından kiracının kira ilişkisi süresince işleten sıfatını haiz olması bu sonucu değiştirmemektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı bu yöndedir. Her halde, sigortacının ödediği tazminatı kiraya verenden tahsil etmesinin ardından kiraya veren, iç ilişkide kira sözleşmesi ve TBK genel hükümleri çerçevesinde uğradığı zararı kiracıdan talep edebilir.
VI. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Uzun dönem araç kiralama sözleşmesi, görünürde adi kira hükümlerine tabi tipik bir sözleşme olmakla birlikte uygulamada hem TBK kaynaklı sözleşmesel sorumluluğun hem de KTK kaynaklı tehlike sorumluluğunun kiracıda birleştiği, kendine özgü bir sorumluluk rejimi yaratmaktadır. Kiracı, sözleşmesel ilişkide kiralananı özenle kullanmak ve teslim aldığı durumda iade etmekle yükümlü olmasının yanı sıra, üçüncü kişilere karşı işleten sıfatıyla doğan zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Kiraya verenin araç sahibi sıfatını sürdürmesi işleten sıfatının kiracıya geçmesine engel olmamaktadır.
Sözleşme müzakere sürecinde kiracı tarafın özellikle dört hususa dikkat etmesi önem arz etmektedir. Teslim ve iade tutanaklarının ayrıntılı, fotoğraflı ve tarafların imzasıyla düzenlenmesi ileride doğabilecek hasar uyuşmazlıklarında belirleyici bir delil niteliğindedir. KTK m. 85 kapsamındaki tehlike sorumluluğunun kira süresince kendisine ait olacağı bilinciyle yeterli teminat limitleri içeren ek mali sorumluluk sigortasının yaptırılması gerekmektedir. Sigortacının kiraya verene yönelteceği rücu sonucu kiraya verenin kiracıya iç ilişki kapsamında başvurabilmesinin sözleşmede açık ve hesap edilebilir biçimde düzenlenmesi de aynı önemi taşımaktadır. Uzun dönem araç kiralama, ekonomik açıdan operasyonel esneklik ve maliyet öngörülebilirliği sunmakla birlikte hukuki açıdan kapsamlı bir sorumluluk içermekle birlikte bu sorumluluğun doğru yönetilebilmesi sözleşme kurgusunun dikkatle yapılmasına, sigorta yapısının doğru kurulmasına ve operasyonel uygulamanın hukuki çerçeveyle uyumlu hale getirilmesine bağlıdır.
Footnote
1 TCK m. 155/3: “(3) (Ek:24/12/2025-7571/18 md.) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.” Söz konusu düzenlemenin gerekçesinde özellikle araç kiralama sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflara işaret edilmiştir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]