- with readers working within the Oil & Gas industries
Tüketici hukuku, ekonomik hayatın giderek karmaşıklaştığı modern piyasa düzeninde tüketicinin yapısal olarak zayıf konumda bulunması nedeniyle özel koruma gerektiren alanların başında gelmektedir.6502 sayılı TKHK, tüketicinin ekonomik çıkarlarını, sağlık ve güvenliğini, bilgi edinme hakkını ve adil sözleşme koşullarını teminat altına almayı amaçlar. Bununla birlikte, tüketici işlemlerine ilişkin uyuşmazlıkların sayısının her yıl önemli oranda artması, mahkemelerdeki iş yükünün artmasına paralel olarak dava sürelerinin uzaması ve özellikle düşük tutarlı uyuşmazlıklarda dava maliyetlerinin caydırıcı etkisi, çözüm odaklı bir reform ihtiyacını doğurmuştur.
Bu noktada arabuluculuk, hızlı, daha az masraflı ve taraflar arasında iletişimi güçlendiren bir yöntem olarak öne çıkmıştır. 6325 sayılı HUAK ile arabuluculuk kurumu hukuk sistemine dâhil edilmiş; sonrasında 7251 sayılı Kanun1 ile tüketici uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabuluculuğa başvurma zorunlu hâle getirilmiştir. Zorunlu arabuluculuk mekanizması, tüketici hukuku bakımından hem pratik hem de teorik açıdan önemli tartışmalar doğurmuş; özellikle tüketicinin korunması ilkesiyle zorunluluk arasındaki denge, doktrinin temel inceleme alanlarından biri olmuştur.
A. KHK m. 73/A – Arabuluculuğun Dava Şartı Niteliği
TKHK m. 73/A, tüketici mahkemelerinde dava açılabilmesi için arabulucuya başvuru yapılmasını dava şartı hâline getirir. Bu hükmün temel amacı, uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan önce taraflar arasında iletişim ve müzakere yoluyla çözülebilmesini sağlamak, böylece hem yargının iş yükünü azaltmak hem de uyuşmazlıklara daha hızlı çözüm üretmektir.
Zorunlu arabuluculuk dava şartı olarak düzenlendiği için taraflar arabulucuya başvurmadıkça mahkeme davayı inceleyemez. HMK m. 114 ve 115 uyarınca mahkeme, dava şartlarının varlığını yargılamanın başında re'sen incelemekle yükümlüdür. Bu yapı, arabuluculuk aşamasını usul hukuku bakımından "zorunlu bir bekleme istasyonu" hâline getirir. Bu etkinin, davaların uzunluğunu azaltma açısından faydalı olduğu savunulsa da bazı akademisyenler tüketicinin mahkemeye erişiminin fazladan bir aşamaya tabi tutulmasının "erişilebilirlik ilkesiyle" ne kadar uyumlu olduğu konusunda çekincelerini dile getirmektedir.
Tüketici, ekonomik açıdan zayıf taraf olarak kabul edildiğinden, dava şartı olarak arabuluculuk sürecine zorunlu şekilde dahil edilmesi iki etkiye yol açmaktadır. Bir yandan tüketicinin hızlı ve düşük maliyetli çözümlere ulaşmasını sağlayabilir. Diğer yandan satıcı/sağlayıcı karşısında pazarlık gücü düşük olan tüketicinin masada dezavantajlı konuma düşme riski vardır. Bu nedenle arabuluculukta tüketicinin bilinçlendirilmesi ve sürecin hukuk güvenliği çerçevesinde yürütülmesi, düzenlemenin etkinliği için kritik öneme sahiptir.
B. Kapsam, Görev Alanı ve İstisnalar
Zorunlu arabuluculuk sadece tüketici mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıklarla sınırlıdır. TKHK m. 3'e göre tüketici işlemi, tüketici ile satıcı/sağlayıcı arasında kurulan her türlü mal ve hizmet sözleşmesini kapsar. Ayıplı mal, ayıplı hizmet, tüketici kredisi, abonelikten kaynaklanan uyuşmazlıklar, mesafeli sözleşmelerden doğan hak ihlalleri gibi piyasada yaygın görülen ilişkilerin büyük bölümü bu kapsamda yer almaktadır.
Bazı uyuşmazlıklar zorunlu arabuluculuğun dışında tutulmuştur; Tüketici Hakem Heyeti parasal sınırı altındaki uyuşmazlıklar, tespit davaları, idari işlem iptali talepleri, tüketici sıfatının bulunmadığı veya tartışmalı olduğu karma ilişkiler. Bu istisnalar, özellikle düşük tutarlı taleplerde tüketicinin çok daha hızlı bir çözüm yolu olan hakem heyetlerine erişimini korumayı amaçlar. Ayrıca hakem heyetleri ücretsizdir ve arabuluculuk sürecindeki usul yükümlülükleri barındırmaz. Böylece tüketicinin korunması ilkesi gereği, düşük maliyetli uyuşmazlıkların karmaşıklaştırılmasının önüne geçilir.
Uygulamada bazı uyuşmazlıklarda tüketici sıfatının ve ticari/mesleki amaç ayrımının belirlenmesi güçtür. Örneğin bireysel yatırım ürünü alan kişinin tüketici olup olmadığı veya küçük ölçekli işletme sahiplerinin faaliyet dışı sözleşme ilişkilerinin kapsamı tartışmalıdır. Bu belirsizlik, dava şartının hangi uyuşmazlıklarda uygulanacağı konusunda arabulucular ve mahkemeler arasında farklı uygulamalara yol açabilmektedir.
C. Arabuluculuk Sürecinin Uygulaması ve Tarafların Yükümlülükleri
Zorunlu arabuluculuk süreci, tüketicinin arabuluculuk bürosuna başvurmasıyla başlar. HUAK m. 18/A sürecin üç hafta içinde tamamlanmasını, zorunlu hâllerde bir hafta daha uzatılabilmesini öngörür. Amaç, tüketici uyuşmazlıklarının hızlı şekilde çözümlenmesidir.
Taraflar toplantıya bizzat veya vekil aracılığıyla katılabilir. İlk toplantıya geçerli mazeret olmaksızın katılmayan taraf, HUAK m. 18/A-11 uyarınca yargılama giderlerinden sorumlu tutulabilir. Bu hükmün amacı kötü niyetli katılmama ve süreci tıkama ihtimalinin önüne geçmektir. Toplantıda taraflar uyuşmazlık konularını serbestçe müzakere eder; arabulucu, yönlendirici değil kolaylaştırıcı rol üstlenir. Arabulucunun tarafları zorlayıcı hiçbir yetkisi yoktur; ancak sürecin sağlıklı ilerlemesi için bilgilendirme görevini yerine getirmesi önemlidir.
Anlaşma sağlanırsa tutanak ilam niteliği kazanır ve doğrudan ilamlı icra yoluna başvurulabilir. Bu durum arabuluculuk anlaşmalarını, tarafların kendi belirlediği ve hukuken güçlü bir hâle getirir. Anlaşma sağlanamazsa "son tutanak" düzenlenir ve dava açılırken dilekçeye eklenir. Bu tutanak dava şartının yerine getirildiğini ispat eder; aksi hâlde dava usulden reddedilir.
Anlaşma olmazsa arabuluculuk ücretinin Hazine tarafından karşılanması, tüketicinin süreçten caymasını önlemeyi amaçlayan koruyucu bir mekanizmadır. Tüketici ekonomik açıdan zayıf olduğu için bu düzenleme, tüketicinin hak arama sürecine engelsiz erişimini güvence altına alır.
D. Etkinlik ve Eleştirel Değerlendirme
Zorunlu arabuluculuk uygulaması son yıllarda istatistiksel açıdan önemli başarı göstermiştir. Adalet Bakanlığı verilerine göre anlaşma oranları %50'nin üzerindedir ve bu oran, mahkemelerin iş yükünü önemli ölçüde azaltmıştır. Tüketicinin haftalar içinde çözüme ulaşması mümkündür. Harç, bilirkişi ve masraf yükü yoktur. Taraflar arasında iletişim doğrudan sağlanır. Dava açmadan çözüm üretilebilir.
Bununla birlikte doktrinde önemli eleştiriler bulunmaktadır. Tüketicinin pazarlık gücü düşük olduğu için güçlü satıcı/sağlayıcı karşısında dezavantaj yaşayabilir. Arabulucuların tüketici hukuku alanındaki uzmanlık seviyelerinin farklı olması nitelik sorunları doğurmaktadır.⁵ Tüketicinin süreç hakkında yeterince bilgilendirilmemesi hak kaybına yol açabilir. Zorunluluk, Anayasa m. 36 kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı bakımından doktrinde tartışma yaratmaktadır.
Bu eleştirilerin tümü, zorunlu arabuluculuğun başarıya ulaşabilmesi için tüketici lehine güçlü bir bilgilendirme, aydınlatma ve yönlendirme mekanizması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç
Zorunlu arabuluculuk, tüketici uyuşmazlıklarının mahkemeye taşınmadan çözülmesi bakımından önemli bir mekanizmadır. Hız, maliyet etkinliği ve dostane çözüm avantajları nedeniyle uygulanabilirliği yüksektir; ancak tüketicinin korunması ilkesi gereği, süreç boyunca bilgilendirme, uzmanlık ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi şarttır. Bu yönleriyle zorunlu arabuluculuk, doğru uygulandığında tüketicinin adalete erişimini kolaylaştıran ve uyuşmazlık çözümünü hızlandıran etkili bir araç olabilir.
Dipnotlar
1. R.G.: 28.07.2020, 31199 (https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/07/20200728-14.htm)
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.