ARTICLE
10 July 2026

Daniştay Kararlari Çerçevesi̇nde Şi̇rketleri̇n Vergi̇lendi̇ri̇lmesi̇nde Güncel Tartişmalar: Zarar Mahsubu, Bi̇rleşme Ve Sermaye Artirimi

N
Nazali

Contributor

“Nazali is a law firm founded by Ersin Nazali, providing a wide range of legal services (consultancy and litigation in all areas of law) to its national and international clients, through its trustworthy and experienced legal team. There are thirteen partners, forty lawyers, four sworn financial advisors and ten certified public accountants working for Nazali. Our philosophy is quality in delivery, timely response and business minded approach.“
Bu çalışma, Danıştay'ın son dönem içtihatları çerçevesinde şirketlerin vergilendirilmesine ilişkin güncel ve tartışmalı alanları incelemeyi amaçlamaktadır...
Turkey Corporate/Commercial Law

ÖZET

Bu çalışma, Danıştay'ın son dönem içtihatları çerçevesinde şirketlerin vergilendirilmesine ilişkin güncel ve tartışmalı alanları incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, özellikle borca batık veya negatif öz sermayeli şirketlerin devralınması hâlinde geçmiş yıl zararlarının mahsubu bakımından birleşme öncesinde gerçekleştirilen sermaye artırımlarının hukuki ve vergisel niteliği ele alınmaktadır.

Anılan işlemler, şekli görünümlerinden ziyade ekonomik gerçeklikleri esas alınmak suretiyle değerlendirilmekte; bu doğrultuda yargısal yaklaşımın, işlemlerin hukuki nitelendirilmesinde maddi içeriğe öncelik tanıdığı ve vergi hukukunda ekonomik yaklaşım ilkesinin güç kazandığı görülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Şirket Birleşmeleri ve Devralmalar, Borca Batıklık ve Öz Sermaye Yapısı, Sermaye Artırımı İşlemleri, Geçmiş Yıl Zararlarının Mahsubu, Kurumlar Vergisi Hukuku, Ekonomik Gerçeklik İlkesi.

GİRİŞ

Şirket birleşmeleri ve sermaye hareketleri vergi hukukunda uzun süredir tartışma konusu olan alanlar arasında yer almaktadır. Özellikle şirketlerin yeniden yapılandırılması süreçlerinde ortaya çıkan vergisel sonuçlar hem mükellefler hem de vergi idaresi bakımından önemli hukuki değerlendirmeleri gündeme getirmektedir. Bu bağlamda Danıştay tarafından yakın tarihte verilen bazı kararlar, söz konusu alanlarda yerleşik uygulamaların yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır.

Borca batık ya da negatif öz sermayeli şirketlerin devralınması hâlinde, devralınan şirketlere ait geçmiş yıl zararlarının devralan şirket tarafından kullanılıp kullanılamayacağı meselesi de bu tartışmaların önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Özellikle devralma işleminden önce gerçekleştirilen sermaye artırımlarının şirketin mali yapısında gerçek bir iyileşme sağlayıp sağlamadığı ve bu işlemlerin zarar mahsubu bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiği uygulamada ve yargı kararlarında önem kazanan bir mesele hâline gelmiştir. Nitekim Danıştay'ın yakın tarihli bir kararında, devralınan şirketlerde gerçekleştirilen sermaye artırımlarının, hemen sonrasında şirket bünyesinden çekilmesinin, şirketin borca batıklık durumunu ortadan kaldırıp kaldırmadığı sorunu tartışılmıştır.

Bu çalışma kapsamında söz konusu karar çerçevesinde, birleşme öncesinde gerçekleştirilen sermaye artırımlarının devralınan şirketlerin geçmiş yıl zararlarının mahsubu bakımından doğurduğu vergisel sonuçlar ele alınacaktır.

1. Borca Batıklık

Sermaye şirketlerinin mali yapısının korunması ve alacaklıların menfaatlerinin güvence altına alınması bakımından borca batıklık kurumu Türk Ticaret hukukunda önemli bir işlev görmektedir. Bu kapsamda borca batıklık, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Ayrıca 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ'in 12. maddesinde borca batıklık hâline ilişkin usul ve esaslara yer verilmiştir.

Doktrinde ise borca batıklık kavramı farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Bir görüşe göre

borca batıklık, şirket pasiflerinin aktiflerinden fazla olmasıdır.1 Ancak pasif kavramının borç kavramıyla tam olarak örtüşmemesi nedeniyle bu tanım eleştirilmiştir. Bir diğer yaklaşıma göre ise borca batıklık, şirket aktiflerinin borçlarını karşılayamaması durumudur. Bununla birlikte öğretide ağırlıklı olarak kabul edilen görüşe göre borca batıklık, şirketin mevcutları ve alacaklarının borçlarını karşılamaya yetmemesi hâlini ifade etmektedir.2

Kanun'da borca batıklık; "aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmemesi" olarak tarif edilmiştir. Madde gerekçesine baktığımızda; borca batık olma kavramı, "şirket aktifleri yıllık bilançoda olduğu gibi defter (iktisap) değerleriyle değil fakat gerçek (olası satış değerleri) değerleriyle değerlemeye tabi tutulsalar bile alacaklıların alacaklarını alamamaları, yani şirketin borç ve taahhütlerini karşılayamaması" olarak açıklanmıştır.

Tebliğ'de de benzer şekilde borca batıklık, şirket aktiflerinin borçlarını karşılayamaması hâli olarak tanımlanmıştır.

2. Borca Batık Şirketlerde İyileştirme Tedbiri Olarak Sermaye Artırımı

Borca batıklık hâlinde şirketin mali yapısının güçlendirilmesi amacıyla çeşitli iyileştirici tedbirlere başvurulabilmektedir. Bu kapsamda Tebliğ m.7'de, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması hâlinde genel kurulca alınabilecek tedbirler (sermaye azaltımı, sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı) düzenlenmiş; Tebliğ m.12/4'te ise borca batıklık değerlendirmesinde bu tedbirlere atıf yapılmıştır. Bu tedbirler arasında sermaye artırımı, şirketin mali kaynaklarını güçlendirmesi bakımından önemli bir iyileştirici yöntem olarak kabul edilmektedir.

Öğretide borca batık bir şirketin sermayesinin artırılmasına karar verilip verilemeyeceği tartış malı olmakla birlikte, ağırlıklı görüş bu yönde bir karar alınabileceğini kabul etmektedir.3 Nitekim uygulamada, özellikle iflasın ertelenmesi kurumunun yürürlükte olduğu dönemde iyileştirme projelerinde sermaye artırımına yer verilmesi, projenin ciddiyetini ve uygulanabilirliğini gösteren önemli bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

Öte yandan 7101 sayılı Kanun ile iflasın ertelenmesi kurumu kaldırılmış ve konkordato kurumu yeniden düzenlenmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 286. maddesinde, konkordato talebine eklenecek belgeler arasında borçlunun faaliyetlerini sürdürebilmesi ve alacaklılara ödeme yapabilmesi için gerekli mali kaynağın sermaye artırımı, kredi temini veya benzeri yöntemlerle sağlanacağını gösteren konkordato ön projesine yer verilmesi öngörülmüştür. Bu düzenleme de borca batık veya aciz hâlindeki şirketler bakımından sermaye artırımının önemli bir mali kaynak ve iyileştirici tedbir niteliğinde olduğunu göstermektedir.4

3. Vergi Hukuku Bağlamında Borca Batık Şirketlerin Devrinde Geçmiş Yıl Zararlarının İndirimi

Vergi hukukunda geçmiş yıl zararlarının mahsubu, mükelleflerin gerçek ekonomik kazançlarının vergilendirilmesini sağlamak amacıyla kabul edilmiş önemli bir kurumdur. Bu kapsamda Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 9. maddesinde, kurum kazancının tespitinde geçmiş yıl zararlarının belirli şartlar dâhilinde indirim konusu yapılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, geçmiş yıl zararlarının indirilebilmesi için her yıla ilişkin zarar tutarlarının kurumlar vergisi beyannamesinde ayrı ayrı gösterilmesi gerekmekte olup, söz konusu zararların en fazla beş yıl süreyle kurum kazancından mahsup edilmesine izin verilmektedir. Bu düzenleme ile mükelleflerin geçmiş dönemlerde oluşan zararlarını ilerleyen dönemlerde elde ettikleri kazançlardan mahsup edebilmeleri mümkün kılınarak vergilendirmede mali güce uygunluk ilkesinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Şirketlerin yeniden yapılanma süreçlerinde sıklıkla başvurulan devir işlemleri bakımından ise geçmiş yıl zararlarının mahsubu özel olarak Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 20. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, devralınan kuruma ait geçmiş yıl zararlarının devralan şirket tarafından indirim konusu yapılabilmesi belirli şartların varlığına bağlıdır. Öncelikle devralınan kuruma ait son beş hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmiş olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra devralınan şirket faaliyetinin, devir işleminin gerçekleştiği hesap döneminden itibaren en az beş yıl süreyle devam ettirilmesi zorunludur. Bu şartların ihlali hâlinde, zarar mahsubu nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilemeyen vergiler bakımından vergi ziyaı doğmuş sayılmaktadır.

Bununla birlikte kanun koyucu, devir işlemlerinin yalnızca vergisel avantaj sağlamak amacıyla kullanılmasını engellemek amacıyla geçmiş yıl zararlarının indirimi bakımından öz sermaye ile sınırlı bir mahsup imkânı öngörmüştür. Bu çerçevede devralınan şirketin geçmiş yıl zararları ancak devir tarihi itibarıyla sahip olduğu öz sermaye tutarını aşmamak kaydıyla indirim konusu yapılabilmektedir. Başka bir ifadeyle, zarar mahsubu en fazla devralınan şirketin öz sermayesi tutarına kadar mümkün olup bu tutarı aşan zararların devralan şirket tarafından indirilmesi mümkün değildir.

Uygulamada söz konusu düzenlemelerin özellikle borca batık veya mali açıdan zayıf durumda bulunan şirketlerin devralınması bakımından önem arz ettiği görülmektedir. Zira geçmiş yıl zararlarına sahip şirketlerin devralınması, bazı durumlarda devralan şirket bakımından vergisel avantaj sağlama aracı olarak kullanılabilmektedir. Bu nedenle kanun koyucu hem öz sermaye sınırı hem de faaliyetlerin belirli bir süre devam ettirilmesi şartını öngörmek suretiyle, devir işlemlerinin yalnızca zarar mahsubu amacıyla gerçekleştirilmesini sınırlamayı amaçlamıştır.

Bu bağlamda özellikle borca batık şirketlerin devralınması durumunda, devralınan şirketin mali yapısı ve öz sermaye durumu zarar mahsubunun kapsamını doğrudan etkilemektedir. Öz sermayenin düşük veya negatif olması hâlinde ise geçmiş yıl zararlarının indiriminden yararlanma imkânı önemli ölçüde sınırlanmakta; böylece zarar mahsubu yoluyla vergisel avantaj elde edilmesinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Dolayısıyla vergi mevzuatında öngörülen bu sınırlamalar, şirket devirlerinin yalnızca vergisel planlama amacıyla kullanılmasını engellemeye yönelik bir işlev görmektedir.

4. Danıştay 3. Dairesi Kararı Üzerine Değerlendirme

Danıştay 3. Dairesi de yakın tarihli bir kararında, negatif öz sermayeli, diğer bir ifadeyle borca batık durumda bulunan şirketlerin devri hâlinde, bu şirketlere ait geçmiş yıl zararlarının devralan şirket tarafından mahsup edilip edilemeyeceği meselesini somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirmiştir. Karara konu olayda, devralınan şirketlerin devir tarihinden önce sermaye artırımı yapmak suretiyle borca batıklık durumundan kurtarıldığı ileri sürülmüş; ancak artırılan sermayenin ödenmesini müteakip, aynı tarihlerde bu tutardan daha yüksek meblağların devralınan şirketler tarafından geri gönderildiği tespit edilmiştir.

Danıştay, bu durumda gerçekleştirilen sermaye artırımının şirketlerin gerçek mali durumunda esaslı bir değişiklik yaratmadığı, dolayısıyla devralınan şirketlerin negatif öz sermayeli olma niteliğini ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle, anılan şirketlere ait geçmiş yıl zararlarının devralan şirket bünyesinde mahsubunun mümkün olmadığı kabul edilmiştir. Böylece Danıştay, zarar mahsubu bakımından yalnızca şekli nitelikte gerçekleştirilen sermaye artırımını yeterli görmemiş; şirketin devir tarihindeki gerçek ekonomik ve mali durumunun esas alınması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

Nitekim Danıştay 3. Dairesi'nin 10.04.2025 tarihli kararında5 ; "(...) davacı şirketin bağlı ortağı olan ve 2017 yılında devralınan ... Hastanesi Özel Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi ile ... Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin negatif öz sermayeli (borca batık) olması nedeniyle geçmiş yıl zararlarının mahsup edilemeyeceği hususuna yönelik olarak söz konusu şirketlerin devir tarihinden önce sermaye artırımı yaparak borca batıklıktan kurtulduğu, davacı şirket tarafından artırılan sermayenin ödenmesine karşın aynı tarihlerde ödenen tutardan daha fazlasının devralınan kurumlarca geri gönderildiği, yapılan sermaye artırımlarının bu hâliyle devralınan şirketlerin borca batıklık durumunu değiştirmeyeceği dolayısıyla geçmiş yıl zararlarının mahsubunun mümkün olmadığı" görüşünü benimsemiştir.

Bu karar çerçevesinde, devralınan şirketin geçmiş yıl zararlarının indirilebilmesi için şirketin devir tarihi itibarıyla gerçek anlamda öz sermayeye sahip bulunması gerektiği anlaşılmaktadır. Şirketin borca batıklık durumunu ortadan kaldırdığı ileri sürülen sermaye artırımı, fiilen şirket bünyesinde kalmıyor ve kısa süre içerisinde şirket dışına çıkıyorsa bu işlemin zarar mahsubu bakımından gerçek bir mali iyileşme olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Başka bir ifadeyle Danıştay, şekli sermaye artırımına değil işlemin ekonomik gerçekliğine önem vermektedir. Bu itibarla, negatif öz sermayeli şirketlerin yalnızca sermaye artırımı yapılmış görünümü altında devralınmaları, geçmiş yıl zararlarının devralan şirket tarafından mahsup edilebilmesi bakımından yeterli görülmemiştir.

SONUÇ

Danıştay'ın son dönem kararları, şirketlerin vergilendirilmesine ilişkin yerleşik bazı uygulamaların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle borca batık şirketlerin devrinde gerçekleştirilen sermaye artırımlarının şekli değil ekonomik gerçekliğinin esas alınması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

Bu kapsamda, vergilendirmede işlemlerin mahiyetinin ve fiili sonuçlarının dikkate alınması gerektiği yönündeki yaklaşımın güç kazandığı ve mükellefler lehine daha dengeli bir yargı pratiğinin oluşmaya başladığı değerlendirilmektedir.

Footnotes

1 Arslanlı, Halil, Anonim Şirketler I, Umumi Hükümler, 3. Bası, İstanbul 1960, s.98; Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Bası, İstanbul 2013, s.1159

2 Atalay, s.20; Pulaşlı, Hasan, Şirketler Hukuku Şerhi, C. II, 3. Baskı, Ankara 2018, s.38

3 Paslı, Ali, "Yargıtay Kararları Işığında Anonim Şirket Sermaye Artırımı", Türk Ticaret Kanunu Sempozyumu, İstanbul 2018, s.79; Manavgat[Kırca/Şehirali- Çelik], s. 587.

4 Ecrin Baydak, "6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376'ncı Maddesinin Uygulamasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ'in Borca Batıklığa İlişkin Hükümlerinin Değerlendirilmesi", Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 22, S. 1, Ocak 2025, s. 167-169

5 Danıştay 3. Daire, E. 2023/5918, K. 2025/1738, T. 10.04.2025.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More