- in Middle East
- within Energy and Natural Resources, Employment and HR and Environment topic(s)
- Giriş
Ticari hayatın gerektirdiği hız ve işlem güvenliği, tacirler arasındaki satım ilişkilerinde taraflara sıradan borç ilişkilerine kıyasla daha ağır özen yükümlülükleri getirmektedir. Bu yükümlülüklerden biri de satın alınan malın ayıplı olması hâlinde alıcının malı süresinde incelemesi ve tespit ettiği ayıbı satıcıya bildirmesidir.
Satıcının ayıptan sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemeler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) yer almakla birlikte, tarafların tacir olduğu ticari satımlarda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 23. maddesi özel hükümler içermektedir. TTK m. 23/1-c, özellikle ayıbın niteliğine göre farklı ihbar süreleri öngörmesi bakımından uygulamada büyük önem taşımaktadır.
Ayıp ihbarının süresinde yapılmaması, alıcının ayıptan doğan haklarını kaybetmesine ve satılanı ayıplarıyla birlikte kabul etmiş sayılmasına yol açabileceğinden, ticari uyuşmazlıklarda çoğu zaman uyuşmazlığın esasından önce ayıbın niteliği ile ihbarın süresinde ve ispatlanabilir şekilde yapılıp yapılmadığı tartışılmaktadır.
- Ticari Satımda Ayıp Kavramı ve Satıcının Sorumluluğu
TTK m. 23/1 uyarınca, maddede yer alan özel hükümler saklı kalmak üzere tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde TBK’nın satış sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. Dolayısıyla ticari satımlarda ayıba ilişkin değerlendirme yapılırken TTK m. 23 ile TBK m. 219 ve devamı hükümlerinin birlikte dikkate alınması gerekir.
TBK m. 219 kapsamında satıcı; alıcıya bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmamasından veya satılanın değerini ya da kullanım amacından beklenen faydayı ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıplardan sorumludur. Satıcının ayıbın varlığını bilmemesi, kural olarak bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Ayıbın niteliği, özellikle ihbar süresinin belirlenmesi bakımından önemlidir. Ticari satımlar bakımından genel olarak üç farklı durumdan söz edilebilir:
Açık ayıp, malın teslimi sırasında ilk bakışta anlaşılabilecek nitelikteki ayıptır. Örneğin teslim edilen ürünün kırık, eksik veya gözle görülebilir biçimde hasarlı olması bu kapsamdadır.
İnceleme sonucunda ortaya çıkabilecek ayıp, teslim anında doğrudan görülememekle birlikte malın olağan şekilde incelenmesi veya incelettirilmesi sonucunda anlaşılabilecek ayıptır.
Gizli ayıp ise olağan bir incelemeyle tespit edilmesi mümkün olmayan ve malın kullanılması veya belirli bir sürenin geçmesi sonucunda ortaya çıkan ayıptır. Yargı uygulamasında da olağan muayene ile anlaşılamayan ayıplar gizli ayıp olarak kabul edilmektedir.
Bu ayrım teorik olmaktan öte, alıcının ayıp ihbarını hangi süre içerisinde yapması gerektiğini doğrudan belirlemektedir.
- TTK m. 23/1-c Uyarınca Ayıp İhbarı Süreleri
TTK m. 23/1-c, tacirler arasındaki satımlarda ayıp ihbarını özel olarak düzenlemektedir. Buna göre malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmek zorundadır. Ayıp teslim sırasında açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmek ve bu inceleme sonucunda ayıp ortaya çıkarsa yine bu süre içerisinde satıcıya bildirimde bulunmakla yükümlüdür. Diğer durumlarda ise TBK m. 223/2 uygulanır.
Bu düzenlemeye göre ayıbın niteliği ile ihbar süresi arasındaki ilişki şu şekildedir:
- Teslim sırasında açıkça belli olan ayıp → teslimden itibaren 2 gün,
- Olağan inceleme sonucunda ortaya çıkarılabilecek ayıp → teslimden itibaren 8 gün içerisinde inceleme ve ihbar,
- Olağan incelemeyle belirlenemeyen gizli ayıp → ayıbın ortaya çıkmasından sonra gecikmeksizin bildirim.
Gizli ayıplar bakımından TTK doğrudan belirli bir gün sayısı öngörmek yerine TBK m. 223/2’ye atıf yapmaktadır. Bu nedenle gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde alıcı, ayıbı fark ettiği anda makul olmayan bir gecikmeye yol açmaksızın satıcıya bildirimde bulunmalıdır. Aksi hâlde satılanın bu ayıpla birlikte kabul edildiği sonucu doğabilir. Yargı kararlarında da “derhal” bildirim yükümlülüğü, somut olayın özelliklerine göre gereksiz zaman kaybına yol açılmaksızın bildirim yapılması şeklinde değerlendirilmektedir.
Özellikle teknik nitelikteki makine, ekipman, elektronik parça veya üretim girdilerinde ayıbın açık mı yoksa gizli mi olduğu her zaman kolaylıkla belirlenememektedir. Bu nedenle uyuşmazlıklarda çoğu zaman bilirkişi incelemesi yapılarak ayıbın teslim sırasında veya sekiz günlük inceleme süresinde olağan bir kontrol ile tespit edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekir.
- Ayıp İhbarının Şekli ve İspatı
Uygulamadaki önemli tartışmalardan biri de tacirler arasındaki ayıp ihbarının belirli bir şekle tabi olup olmadığıdır.
TTK m. 18/3; tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshetmeye veya sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbar ve ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi üzerinden yapılmasını düzenlemektedir. Ancak ayıp ihbarı, TTK m. 18/3'te açıkça sayılan bildirimlerden biri değildir.
Bu nedenle öğretide ve bazı yargı kararlarında ayıp ihbarının herhangi bir şekle bağlı olmadığı ve ihbarın yapıldığının her türlü delille ispatlanabileceği kabul edilmektedir. Nitekim yargı uygulamasında ayıp ihbarının hukuki işlemden ziyade maddi vakıa niteliğinde olduğu ve uygun durumlarda e-posta yazışmaları, servis kayıtları ve hatta tanık anlatımlarıyla ispatının mümkün olduğu yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.
Bununla birlikte, yargı uygulamasında konu bütünüyle yeknesak değildir. Özellikle bazı kararlarda tacirler arasındaki ayıp ihbarının ispatı bakımından TTK m. 18/3'teki yöntemlere vurgu yapıldığı ve ihbarın bu araçlarla kanıtlanmasının arandığı görülmektedir. Öğretide de Yargıtay'ın geçmiş dönem kararlarında ayıp ihbarının şekli ve ispatı konusunda farklı yaklaşımlar bulunduğuna dikkat çekilmektedir.
Bu nedenle uygulamada en güvenli yöntem, ayıp ihbarının yazılı ve sonradan ispatlanabilir bir araçla yapılmasıdır. Özellikle yüksek bedelli ticari işlemlerde noter ihtarnamesi veya KEP üzerinden yapılacak bildirim, ihbarın tarihi, içeriği ve muhataba yöneltildiği hususlarında ortaya çıkabilecek ispat sorunlarını önemli ölçüde azaltacaktır.
İhbarın içeriği de önemlidir. Soyut biçimde “mal ayıplıdır” şeklinde bildirim yapılması yerine, tespit edilen ayıbın niteliğinin, hangi ürün veya teslimata ilişkin olduğunun ve mümkün olduğu ölçüde ne zaman tespit edildiğinin açıkça belirtilmesi uyuşmazlık riskini azaltacaktır.
- Süresinde Ayıp İhbarı Yapılmamasının Sonuçları
Ayıp ihbarı alıcı açısından bir borçtan ziyade külfet niteliğindedir. Başka bir ifadeyle alıcı ihbarda bulunmaya zorlanamaz; ancak kanunda öngörülen inceleme ve ihbar külfetini yerine getirmemesi, ayıptan doğan haklarını kaybetmesine neden olabilir.
Alıcının süresinde ihbarda bulunması hâlinde TBK m. 227 kapsamında;
- satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
- satılanı alıkoyarak ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme,
- aşırı masraf gerektirmediği takdirde satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
- imkân varsa satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme
haklarından birini kullanması mümkündür. Ayrıca alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı da saklıdır.
Buna karşılık, kanuni süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulmaması hâlinde alıcı kural olarak satılanı mevcut ayıbıyla birlikte kabul etmiş sayılacak ve ayıptan doğan seçimlik haklarını kullanamayacaktır. Bu nedenle ticari uyuşmazlıklarda satıcının en önemli savunmalarından biri, ayıp iddiasının esasına girmeden önce muayene ve ihbar külfetinin süresinde yerine getirilmediğinin ileri sürülmesi olmaktadır.
Ancak bu kural mutlak değildir. TBK m. 225 uyarınca, ağır kusurlu olan satıcı ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Benzer şekilde, satıcılığı meslek edinmiş kişinin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı korumadan yararlanması mümkün değildir. Dolayısıyla satıcının ayıbı bildiği hâlde gizlemesi veya ağır kusurlu davranması durumunda, alıcının ihbar süresini kaçırmış olması tek başına satıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmayabilir.
- Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Tacirler arasındaki ayıplı mal uyuşmazlıklarında yalnızca malın gerçekten ayıplı olduğunun ispatlanması yeterli değildir. Alıcının öncelikle malın ne zaman teslim edildiğini, ayıbın niteliğine göre ne zaman tespit edilebilir hâle geldiğini ve satıcıya ne zaman bildirimde bulunduğunu ortaya koyabilmesi gerekir.
Bu nedenle ticari işletmeler bakımından mal kabul süreçlerinin sistematik şekilde yürütülmesi önemlidir. Teslim sırasında ürünlerin kontrol edilmesi, gerekiyorsa fotoğraf veya video kaydı alınması, teslim tutanaklarına çekince konulması, teknik inceleme gerektiren malların gecikmeksizin teste tabi tutulması ve ayıp tespit edildiğinde yazılı bildirim yapılması ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda belirleyici olabilir.
Özellikle TTK m. 23'teki iki ve sekiz günlük sürelerin oldukça kısa olması, şirketlerin satın alma ve mal kabul süreçlerini hukuki gerekliliklere uygun biçimde yapılandırmasını gerekli kılmaktadır. Malın depoya alınarak haftalar sonra kontrol edilmesi, ticari hayat bakımından olağan bir uygulama olsa dahi, somut olayda ayıbın daha önce olağan bir inceleme ile tespit edilebileceği sonucuna varılırsa alıcının hak kaybına uğramasına neden olabilir.
- Sonuç
TTK m. 23/1-c, tacirler arasındaki satım sözleşmelerinde ayıp ihbarına ilişkin özel ve sıkı bir sistem öngörmektedir. Teslim sırasında açıkça belli olan ayıplar bakımından iki günlük, olağan inceleme sonucunda ortaya çıkarılabilecek ayıplar bakımından ise sekiz günlük süre öngörülmesi, ticari ilişkilerde hızlı hareket edilmesi gerektiğinin açık bir göstergesidir. Gizli ayıplarda ise TBK m. 223/2 gereğince ayıbın ortaya çıkmasının ardından gecikmeksizin bildirim yapılmalıdır.
Uygulamada ayıbın varlığı kadar ayıbın açık veya gizli niteliği, ne zaman tespit edilebilir hâle geldiği ve ihbarın süresinde yapılıp yapılmadığı uyuşmazlığın sonucunu belirlemektedir. Ayrıca ayıp ihbarının şekline ilişkin yargısal yaklaşımlar dikkate alındığında, kanunen belirli bir şekle tabi olmadığı yönündeki görüşe dayanarak sözlü bildirimlerle yetinmek yerine, tacirlerin bildirimi yazılı ve ispatlanabilir yöntemlerle gerçekleştirmeleri daha güvenli olacaktır.
Sonuç olarak tacirler açısından ayıplı mal tesliminde hakların korunması, yalnızca satılanın ayıplı olduğunun ortaya konulmasına değil; teslim, inceleme, ihbar ve ispat sürecinin TTK m. 23'ün öngördüğü kısa süreler dikkate alınarak doğru yönetilmesine bağlıdır.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.