A. Giriş
Anonim şirketlerin ekonomik amaçlarından biri yürüttükleri faaliyetler sonucunda kâr elde etmek ve elde edilen kârı, kanun ve esas sözleşmede öngörülen kurallar çerçevesinde pay sahipleri arasında dağıtmaktır. Bu nedenle kâr payı hakkı, pay sahibinin anonim şirkete katılmasından doğan en önemli malvarlığı haklarından birini oluşturmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ("TTK") 507 ve devamı maddelerinde kâr payı hakkının kapsamı, hesaplanması ve dağıtımına ilişkin temel esaslar düzenlenmiştir. Bununla birlikte şirketin bir hesap dönemini kârla kapatması, elde edilen kârın tamamının veya belirli bir bölümünün kendiliğinden pay sahiplerine dağıtılması sonucunu doğurmamaktadır. Kârın dağıtılabilmesi için dağıtılabilir bir kaynağın bulunmasının yanında kanuni ve esas sözleşmesel yedek akçelerin ayrılması ve kural olarak genel kurul tarafından kârın kullanım şekline ilişkin karar alınması gerekmektedir.
Bu çerçevede özellikle, kâr payı hakkının hangi aşamada pay sahibinin şirkete karşı ileri sürebileceği bir alacağa dönüştüğü, genel kurulun kârı dağıtıp dağıtmama konusunda ne ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu ve şirketin sürekli olarak kâr dağıtmamasının pay sahiplerinin hakları bakımından hangi sonuçları doğuracağı önem taşımaktadır.
B. Kâr Payı Hakkı ve Hukuki Niteliği
TTK m. 507/1 uyarınca, her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına payı oranında katılma hakkına sahiptir. Dolayısıyla kâr payı hakkı, pay sahipliği sıfatına bağlı temel mali haklardan biridir. Esas sözleşmede belirli paylara kâr payı konusunda imtiyaz tanınmış olması hâlinde ise bu imtiyazlar saklıdır.
Kâr payı hakkı bakımından iki farklı aşamanın birbirinden ayrılması gerekir. Pay sahibinin şirketin elde ettiği kâra katılmaya ilişkin genel pay sahipliği hakkı, şirket bünyesinde kârın oluşmasıyla birlikte doğrudan belirli bir para alacağına dönüşmez. Kârın dağıtılmasına ilişkin yetkili organ tarafından karar verilmesinden sonra ise pay sahibinin hakkı, kural olarak şirkete karşı ileri sürülebilecek somut bir alacak hakkı niteliğini kazanır.
Nitekim TTK m. 408/2-d uyarınca finansal tablolar hakkında karar verilmesi, yıllık kâr üzerinde tasarrufta bulunulması, kâr payları ve kazanç paylarının belirlenmesi ile yedek akçelerin kullanılması genel kurulun devredilemez görev ve yetkileri arasındadır. Bu nedenle şirketin finansal tablolarında dağıtılabilir kâr bulunması, tek başına pay sahibinin doğrudan kâr payı alacağı talep edebilmesi için yeterli değildir.
C. Kâr Payının Hesaplanması ve Dağıtılabilir Kârın Belirlenmesi
TTK m. 508/2 uyarınca yıllık kâr, yıllık bilançoya göre belirlenmektedir. Esas sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde ise kâr payı, pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır. Bu nedenle pay sahibinin sermaye borcunu tamamen ödememiş olması, kâr payına kategorik olarak hak kazanamayacağı anlamına gelmez; ancak yaptığı ödeme miktarı kâr payının hesabında dikkate alınır.
Bununla birlikte bilançoda kâr bulunması, bu tutarın tamamının dağıtılabileceği anlamına gelmemektedir. TTK m. 509/2'ye göre kâr payı yalnızca net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. Düzenleme, sermayenin korunması ilkesinin doğal bir sonucudur ve şirket sermayesinin kâr payı adı altında pay sahiplerine geri verilmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Dağıtılabilecek kârın belirlenmesinde yedek akçelere ilişkin hükümler ayrıca dikkate alınmalıdır. TTK m. 519/1 gereğince yıllık kârın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. Aynı maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinde ise pay sahiplerine yüzde beş oranında kâr payı ödendikten sonra, kârdan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onunun genel kanuni yedek akçeye eklenmesi öngörülmüştür.
TTK m. 523/1 de kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler ayrılmadan pay sahiplerine dağıtılacak kâr payının belirlenemeyeceğini düzenlemektedir. Bunun yanında genel kurul; aktiflerin yeniden sağlanması için gerekli olması veya bütün pay sahiplerinin menfaatleri de dikkate alınarak şirketin sürekli gelişimi ve istikrarlı kâr dağıtımı bakımından haklı görülmesi hâlinde, kanun ve esas sözleşmede öngörülenlerin dışında da yedek akçe ayrılmasına karar verebilir.
Dolayısıyla kâr dağıtımında yalnızca pay sahiplerinin kısa vadede kâr payı elde etme menfaati değil, şirketin finansman ihtiyacı, yatırım planları, likiditesi ve faaliyetlerinin devamlılığı da dikkate alınmalıdır.
D. Anonim Şirketin Kâr Dağıtma Zorunluluğu Bulunmakta Mıdır?
Anonim şirketlerde en fazla tartışılan konulardan biri, şirketin dağıtılabilir kâr elde etmesi hâlinde pay sahiplerine her yıl belirli bir oranda kâr dağıtmak zorunda olup olmadığıdır.
Tartışmanın temelinde özellikle TTK m. 519/2-c'de kullanılan, pay sahiplerine yüzde beş oranında kâr payı "ödendikten sonra" ifadesi bulunmaktadır. Bu ifadenin, anonim şirketlere her yıl en az yüzde beş oranında kâr payı dağıtma yükümlülüğü getirip getirmediği öğretide farklı görüşlere konu olmuştur.
Doktrindeki bir görüşe göre, TTK'da anonim şirketin elde ettiği kârın belirli bir bölümünü her durumda dağıtmasını açıkça zorunlu kılan genel bir hüküm bulunmamaktadır. TTK m. 519 hükmü esas olarak kanuni yedek akçenin hesaplanmasına ilişkin olup, hükümdeki ifade tek başına her yıl asgari oranda kâr dağıtma zorunluluğu bulunduğu sonucuna götürmemelidir.
Bu yaklaşım güncel öğretide de sürdürülmektedir. TTK m. 519'daki "ödendikten sonra" ibaresinin kapalı anonim şirketlerde her yıl kâr payı dağıtılmasının zorunlu olduğu şeklinde yorumlanamayacağı; şirketin finansman ihtiyacı ile uzun vadeli menfaatinin de dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir.
Ancak buradan genel kurulun kârı dağıtmama konusunda sınırsız bir takdir yetkisine sahip olduğu sonucu da çıkarılmamalıdır. Genel kurulun takdir yetkisi kanun, esas sözleşme, eşit işlem ilkesi, şirket menfaati ve dürüstlük kuralı ile sınırlıdır.
E. Kâr Payı Dağıtmama Kararına Karşı Pay Sahiplerinin Hukuki İmkânları
Genel kurul tarafından kâr dağıtılmamasına karar verilmiş olması, söz konusu kararın her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.
TTK m. 445 uyarınca kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararlarına karşı, maddede belirtilen şartların bulunması hâlinde karar tarihinden itibaren üç ay içinde iptal davası açılması mümkündür. Bu nedenle şirketin güçlü bir mali yapıya ve sürekli dağıtılabilir kâra sahip olmasına rağmen çoğunluğun azınlık pay sahiplerini ekonomik olarak şirketten dışlamak amacıyla sistematik biçimde kâr dağıtmaması, somut olayın şartlarına göre genel kurul kararının dürüstlük kuralı bakımından denetlenmesine yol açabilir.
Uzun süre kâr dağıtılmaması, başka pay sahipliği haklarının ihlali ile birlikte gerçekleştiğinde TTK m. 531 kapsamında anonim şirketin haklı sebeple feshi bakımından da önem kazanabilir. Bununla birlikte salt bir veya birkaç yıl kâr dağıtılmaması tek başına otomatik olarak haklı fesih sebebi oluşturmaz. Şirketin ekonomik durumu, yatırım ve finansman ihtiyacı, kâr dağıtmama politikasının süresi, çoğunluk ile azınlık arasındaki menfaat çatışması ve diğer pay sahipliği haklarının kullanılıp kullanılamadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla kâr payı hakkının korunmasında şirket menfaati ile pay sahiplerinin ekonomik menfaatleri arasında bir denge kurulması gerekir.
F. Kâr Payı Avansı
TTK, yıllık hesap dönemi tamamlanmadan belirli şartlar altında kâr payı avansı dağıtılmasına da imkân tanımaktadır. TTK m. 509/3 uyarınca Sermaye Piyasası Kanunu'na tabi olmayan şirketlerde kâr payı avansı, ilgili Bakanlık tarafından çıkarılan tebliğ ile düzenlenmektedir.
9 Ağustos 2012 tarihli Kâr Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliğ uyarınca avans dağıtılabilmesi için, diğer şartların yanında, genel kurul tarafından kâr payı avansı dağıtılmasına karar verilmesi ve ilgili hesap dönemine ilişkin üç, altı veya dokuz aylık ara dönem finansal tablolara göre kâr elde edilmiş olması gerekir.
Halka açık anonim şirketler bakımından ise 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve Sermaye Piyasası Kurulunun II-19.1 sayılı Kâr Payı Tebliği kapsamında özel hükümler bulunmaktadır. Bu nedenle halka açık anonim şirketlerde kâr payı dağıtımının ayrıca sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
G. Sonuç
Kâr payı hakkı, anonim şirket pay sahibinin temel mali haklarından biridir. Bununla birlikte şirketin hesap dönemini kârla kapatması, pay sahibinin bu kâr üzerinde kendiliğinden muaccel bir alacak hakkına sahip olması sonucunu doğurmaz. Kâr payı dağıtımında şirketin yıllık finansal tabloları, dağıtılabilir kaynakların varlığı, kanuni ve esas sözleşmesel yedek akçeler ile genel kurul kararı birlikte değerlendirilmelidir.
TTK'da kapalı anonim şirketler açısından her hesap döneminde belirli bir oranda kâr dağıtılmasını açıkça zorunlu tutan genel bir düzenleme bulunmamaktadır. Genel kurul, şirketin finansman ihtiyacını, yatırım planlarını ve uzun vadeli gelişimini dikkate alarak kârın şirket bünyesinde bırakılmasına karar verebilir. Ancak bu yetki sınırsız değildir. Kâr dağıtmama kararının kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı olması hâlinde kararın iptali gündeme gelebilir; sistematik ve kötüye kullanılan bir kâr dağıtmama politikası ise diğer pay sahipliği hakkı ihlalleriyle birlikte daha ağır şirketler hukuku yaptırımlarının değerlendirilmesine neden olabilir.
Bu nedenle anonim şirketlerde kâr dağıtımı, yalnızca şirketin kâr edip etmediğine ilişkin muhasebesel bir mesele olmayıp, sermayenin korunması, şirketin devamlılığı, çoğunluk ve azınlık pay sahipleri arasındaki menfaat dengesi ve pay sahipliği haklarının korunması birlikte gözetilerek ele alınması gereken bir şirketler hukuku meselesidir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.