- in United States
- within Energy and Natural Resources, Employment and HR and Environment topic(s)
- Giriş
İcra takiplerinde tebligat, borçlunun hakkında başlatılan takipten haberdar edilmesini ve kanunun kendisine tanıdığı itiraz, şikâyet ve diğer hukuki yollara süresi içerisinde başvurabilmesini sağlayan temel usuli işlemlerden biridir. Özellikle ödeme veya icra emrinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi; takibin kesinleşmesi, haciz aşamasına geçilmesi ve borçlunun malvarlığı üzerinde cebri icra işlemlerinin uygulanabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Bu nedenle tebligatın yalnızca fiilen bir adrese ulaştırılmış olması yeterli olmayıp, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuatta öngörülen şekil ve usullere uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Tebligatın kanunda öngörülen usule aykırı şekilde yapılması hâlinde ise “usulsüz tebligat” gündeme gelmektedir.
Usulsüz tebligat, özellikle borçlunun takipten ancak banka hesabına haciz konulması, maaş haczi uygulanması veya taşınır ya da taşınmaz mallarına yönelik haciz işlemlerinin gerçekleştirilmesi üzerine haberdar olduğu durumlarda önem kazanmaktadır. Böyle bir durumda borçlunun hangi tarihte takipten haberdar olduğu, şikâyet süresinin ne zaman başladığı ve usulsüz tebligatın takibin kesinleşmesine etkisi somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
- Usulsüz Tebligat Nedir?
Tebligat Kanunu'nda belirlenen usule uyulmaksızın gerçekleştirilen tebliğ işlemleri kural olarak usulsüz tebligat niteliğindedir.
Uygulamada özellikle;
- tebligatın muhatabın bilinen son adresi ve adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi dikkate alınmaksızın gerçekleştirilmesi,
- Tebligat Kanunu'nun 21. maddesinde öngörülen şartlar oluşmadan muhtara teslim yöntemine başvurulması,
- muhatabın adreste bulunmama sebebinin gerektiği şekilde araştırılmaması,
- tebliğ mazbatasında bulunması gereken zorunlu kayıtların eksik olması,
- tüzel kişilere yapılacak tebligatlarda kanunda belirtilen kişi ve usul sırasına uyulmaması,
- elektronik tebligat yapılması gereken durumlarda mevzuatta öngörülen yönteme uyulmaması,
- adres kayıt sistemindeki adrese Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi kapsamında yapılacak tebligatlarda bu yöntemin gerektirdiği şartların yerine getirilmemesi
gibi hâller usulsüz tebligat iddiasına konu olabilmektedir.
Ancak her tebligatın kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Tebliğ mazbatasında yer alan kayıtlar, tebligatın gönderildiği adres, muhatabın gerçek veya tüzel kişi olması ve uygulanan tebliğ yöntemi birlikte incelenmeden yalnızca tebligatın muhatabın eline ulaşmamış olması nedeniyle tebligatın usulsüz olduğu sonucuna varılamaz.
- Usulsüz Tebligatın Hukuki Sonucu
Usulsüz tebligatın hukuki sonucuna ilişkin temel düzenleme 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesinde yer almaktadır.
Anılan düzenleme uyarınca, tebliğ işlemi usulüne aykırı gerçekleştirilmiş olsa dahi muhatabın tebliğden haberdar olması hâlinde tebligat geçerli kabul edilmektedir. Bu durumda muhatabın tebliği öğrendiğini bildirdiği tarih, kural olarak tebliğ tarihi olarak kabul edilir.
Dolayısıyla usulsüz tebligatın sonucu, tebligatın veya icra takibinin kendiliğinden hükümsüz hâle gelmesi değildir. Usulsüzlük hâlinde asıl önem taşıyan husus, tebliğ tarihinin düzeltilmesidir.
Örneğin ödeme emri tebliğ evrakında 1 Mart tarihi tebliğ tarihi olarak görünmekte ancak tebligat usulsüz olup borçlu takipten fiilen 20 Mart tarihinde haberdar olmuş ise, gerekli şartların bulunması ve süresinde şikâyette bulunulması hâlinde tebliğ tarihinin 20 Mart olarak düzeltilmesi gündeme gelebilecektir.
Bu düzeltme son derece önemlidir. Zira ödeme emrine itiraz, borca veya imzaya itiraz gibi kanuni süreler düzeltilen tebliğ tarihine göre değerlendirilebilecektir.
Yargıtay da yerleşik uygulamasında, usulsüz tebligat hâlinde öncelikle tebliğ işleminin usule uygun olup olmadığının incelenmesi; usulsüzlük tespit edilirse Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi kapsamında tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
- Usulsüz Tebligat Şikâyeti
Borçlunun kendisine gönderilen ödeme veya icra emrinin usulsüz tebliğ edildiği yönündeki başvurusu, İcra ve İflas Kanunu'nun 16. maddesi kapsamında şikâyet niteliğindedir.
Bu nedenle başvurunun icra dairesine yapılacak basit bir itiraz ile karıştırılmaması gerekir. Usulsüz tebligat iddiasının incelenmesi ve tebliğ tarihinin düzeltilmesi talebi, görevli ve yetkili icra mahkemesi önüne taşınmalıdır.
İİK'nın 16. maddesi uyarınca icra ve iflas dairelerinin kanuna aykırı veya somut olaya uygun bulunmayan işlemlerine karşı, kural olarak işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde şikâyette bulunulabilir.
Usulsüz tebligat şikâyetinde de Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı, yedi günlük sürenin usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı yönündedir.
Bu nedenle borçlunun takipten hangi tarihte haberdar olduğu kritik önemdedir.
- Öğrenme Tarihinin Tespiti
Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi kapsamında muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi esas olmakla birlikte, bu tarih mutlak değildir. Öğrenmenin daha önce gerçekleştiğini gösteren yazılı bir delilin bulunması hâlinde mahkeme bu delilleri dikkate alabilir.
Nitekim uygulamada borçlunun icra dosyasında daha önce işlem yapmış olması, takip dosyasına ilişkin dilekçe sunması veya takipten haberdar olduğunu açıkça gösteren başka bir işlem gerçekleştirmesi öğrenme tarihinin belirlenmesinde önem taşıyabilmektedir.
Yargıtay kararlarında da usulsüz tebligat şikâyetinin süresinde olup olmadığı değerlendirilirken dosyada borçlunun takipten daha önce haberdar olduğunu ortaya koyabilecek işlemlerin bulunup bulunmadığı araştırılmaktadır.
Bu nedenle şikâyet dilekçesinde yalnızca “tebligat usulsüzdür” denilmesi yeterli olmayıp, takibin hangi tarihte ve ne şekilde öğrenildiğinin de açıkça belirtilmesi önemlidir.
- Usulsüz Tebligat ile Gecikmiş İtiraz Arasındaki Fark
Uygulamada sıklıkla karıştırılan konulardan biri usulsüz tebligat şikâyeti ile gecikmiş itiraz arasındaki ayrımdır.
Usulsüz tebligatta sorun, tebliğ işleminin kanunda öngörülen usule aykırı gerçekleştirilmiş olmasıdır. Gecikmiş itirazda ise kural olarak usulüne uygun bir tebligat bulunmakla birlikte borçlu, kendi kusurundan kaynaklanmayan bir engel nedeniyle süresi içerisinde itiraz edememiştir.
Dolayısıyla ödeme emri tebligatı baştan itibaren usulsüz ise hukuki yolun niteliğinin öncelikle usulsüz tebligat şikâyeti bakımından değerlendirilmesi gerekir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de kararlarında, ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğu durumlarda meselenin gecikmiş itiraz hükümlerine göre değil, Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi ve İİK'nın 16. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
- Şikâyetin Takibe ve Hacizlere Etkisi
Usulsüz tebligatın tespit edilmesi hâlinde en önemli sonuç, ödeme veya icra emrinin tebliğ tarihinin borçlunun usulsüz tebligatı öğrendiği tarih olarak düzeltilmesidir.
Bunun sonucunda takip, önceki usulsüz tebliğ tarihi esas alınarak kesinleştirilmiş ise bu kesinleşmeye bağlı olarak gerçekleştirilen takip işlemlerinin hukuki durumu da ayrıca değerlendirilir.
Ancak burada önemli bir husus bulunmaktadır: Usulsüz tebligat şikâyetinde bulunulması tek başına borca itiraz anlamına gelmez.
Takibin türüne göre borçlunun, usulsüz tebligat şikâyeti yanında borca veya imzaya itiraz gibi kendisine tanınan hukuki yolları da ilgili kanuni süreler içerisinde kullanması gerekebilir. Özellikle kambiyo senetlerine özgü takiplerde bu ayrım büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takiplerde, ödeme emri tebligatının usulsüz olması hâlinde borçlunun usulsüz tebliğ şikâyetinin yanı sıra süresi içerisinde borca veya imzaya yönelik itirazlarını da ileri sürmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Bu nedenle usulsüz tebligat tespit edildiğinde yalnızca tebligata odaklanılmamalı; takibin türü, takipte gelinen aşama ve borçlunun esasa ilişkin itirazları birlikte değerlendirilmelidir.
- Usulsüz Tebligatın Mahkemece Re'sen İncelenmesi
Usulsüz tebligat bakımından önem taşıyan bir diğer husus, icra mahkemesinin tebligattaki usulsüzlüğü her durumda kendiliğinden inceleyememesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında, borçlunun usulsüz tebligata ilişkin yöntemine uygun bir şikâyeti bulunmadıkça icra mahkemesinin tebligattaki usulsüzlüğü re'sen dikkate alamayacağı kabul edilmektedir.
Bu nedenle borçlunun şikâyet dilekçesinde tebligatın usulsüz olduğunu açıkça ileri sürmesi; mümkünse tebligatın hangi nedenle Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuata aykırı olduğunu somutlaştırması gerekir.
Örneğin Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığı, gerekli şerhlerin tebliğ mazbatasında yer almadığı veya tüzel kişiye tebligatta kanuni sıraya uyulmadığı iddia ediliyorsa, bu hususların açık biçimde ortaya konulması şikâyetin sağlıklı biçimde incelenebilmesi bakımından önem taşır.
- Sonuç
İcra takiplerinde ödeme veya icra emrinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, borçlunun hukuki dinlenilme hakkının ve takip hukukunda kendisine tanınan savunma imkânlarının kullanılabilmesi açısından temel öneme sahiptir.
Tebligatın usulsüz yapılması hâlinde ise tebligat doğrudan yok sayılmamakta; Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca muhatabın tebligatı fiilen öğrendiği tarih önem kazanmaktadır. Borçlu, kural olarak öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içerisinde icra mahkemesine başvurarak usulsüz tebligat şikâyetinde bulunmalı ve tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltilmesini talep etmelidir.
Bununla birlikte, tebliğ tarihinin düzeltilmesi tek başına her durumda takip konusu borca itiraz edilmiş olduğu anlamına gelmemektedir. Takibin niteliğine göre borca veya imzaya itiraz başta olmak üzere diğer hukuki yolların da ilgili süreler içerisinde kullanılması gerekebilir.
Özellikle takip kesinleştikten ve haciz işlemleri gerçekleştirildikten sonra öğrenilen icra dosyalarında; tebliğ mazbatasının içeriği, tebligatın yapıldığı adres, uygulanan tebliğ yöntemi, gerçek öğrenme tarihi ve takip türü birlikte incelenmelidir. Aksi hâlde usulsüz tebligata rağmen şikâyet veya itiraz sürelerinin geçirilmesi ve borçlunun kanuni savunma imkânlarını kaybetmesi söz konusu olabilir.
Bu sebeple icra takibinden sonradan haberdar olunması hâlinde, takip dosyasındaki tebligat evraklarının ve tebliğ mazbatalarının gecikmeksizin incelenmesi ve somut olayın özelliklerine göre gerekli hukuki yollara süresi içerisinde başvurulması önem taşımaktadır.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.