CURATED
29 June 2026

Madencilik Faaliyetlerinde Çevresel Yükümlülükler Ve Mevzuata Uyum

SO
Sakar Law Office

Contributor

Sakar is a client and solution oriented, investigative and innovative law firm based in Istanbul. Our Firm is committed to provide our clients with high-quality legal services and business-minded approach. We are a full service law firm to clients across a wide range of areas including Mergers and Acquisitions, Corporate and Commercial, Contracts, Banking and Finance, Competition, Litigation, Employment, Real Estate, Energy, Capital Markets, Foundations, E-commerce, Media and Technology, Data Privacy and Data Protection and Intellectual Property. In order to offer the best possible service for our clients, we harness the latest market developments in legal technology and innovation and we closely follow the legislative changes in Turkish Law. Our lawyers are multi-specialists, equipped to handle a broad range of legal matters. In addition to our depth of experience and awareness of market practice, clients know they will benefit from our team’s innovative mindset and willingness.
Madencilik sektörü, Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneme sahip olmakla birlikte, çevre üzerinde önemli etkiler yaratabilen faaliyet alanlarından biridir.
Turkey Environment
Sakar Law Office are most popular:
  • within Energy and Natural Resources, Employment and HR and Criminal Law topic(s)

A. GİRİŞ

Madencilik sektörü, Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneme sahip olmakla birlikte, çevre üzerinde önemli etkiler yaratabilen faaliyet alanlarından biridir. Maden arama ve işletme faaliyetleri; arazi kullanımında değişikliklere, biyolojik çeşitliliğin etkilenmesine, su ve hava kirliliğine, atık oluşumuna ve doğal kaynaklar üzerinde baskıya neden olabilmektedir. Bu nedenle Türk hukukunda madencilik faaliyetleri yalnızca ruhsatlandırma süreçleriyle düzenlenmemiş, aynı zamanda kapsamlı çevresel yükümlülüklere tabi tutulmuştur.

Günümüzde madencilik projelerinin hukuka uygun şekilde yürütülebilmesi için yatırımcıların yalnızca 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamındaki yükümlülükleri değil, çevre mevzuatından kaynaklanan izin, denetim ve rehabilitasyon yükümlülüklerini de dikkate almaları gerekmektedir.

Bu kapsamda çevresel uyumun, yalnızca izin başvurularının tamamlanması aşamasında değil; arama, işletme, kapasite artırımı, geçici durdurma, kapanış ve kapanış sonrası izleme süreçlerinin tamamında dinamik şekilde takip edilmesi önem taşımaktadır.

B. MADENCİLİK FAALİYETLERİNİ DÜZENLEYEN TEMEL MEVZUAT

Türkiye'de madencilik faaliyetlerinin çevresel boyutunu düzenleyen başlıca mevzuat şunlardır:

  • 3213 sayılı Maden Kanunu,
  • 2872 sayılı Çevre Kanunu,
  • Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği,
  • Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği,
  • Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği,
  • Atık Yönetimi Yönetmeliği,
  • Maden Atıkları Yönetmeliği,
  • Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği,
  • Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği,
  • Orman Kanunu, Mera Kanunu ve ilgili arazi kullanım mevzuatı.
  • Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik,
  • Çevre Denetimi Yönetmeliği,
  • İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatı ve tehlikeli kimyasalların yönetimine ilişkin ikincil düzenlemeler.

Bunlara ek olarak faaliyet alanının niteliğine göre korunan alanlar, sulak alanlar, kültür ve tabiat varlıkları veya orman alanlarına ilişkin özel mevzuat hükümleri de uygulama alanı bulabilmektedir.

Ayrıca, maden sahasının bulunduğu alanın orman, mera, tarım arazisi, sit alanı veya özel çevre koruma bölgesi niteliğinde olması halinde, ilgili kurum izinlerinin ÇED ve maden ruhsatı süreçleriyle uyumlu şekilde planlanması gerekir. Bu izinler arasındaki zamanlama uyumsuzluğu, projenin fiilen başlatılmasını veya işletme faaliyetlerinin sürdürülmesini geciktirebilmektedir.

C. ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ (ÇED) YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Madencilik projeleri bakımından çevresel yükümlülüklerin merkezinde Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci yer almaktadır.

2872 sayılı Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği uyarınca belirli kapasite ve nitelikteki madencilik projeleri için çevresel etkilerin önceden değerlendirilmesi zorunludur. Projenin özelliklerine göre yatırımcıların "ÇED Olumlu" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararı almaları gerekmektedir.

Madencilik projelerinde ÇED yükümlülüğünün kapsamı belirlenirken yalnızca üretim kapasitesi değil; ocak alanı, kırma-eleme veya zenginleştirme tesisi bulunup bulunmadığı, pasa ve atık depolama alanlarının niteliği, su kullanımı, nakliye güzergahı ve proje alanının hassas bölgelere yakınlığı da dikkate alınmalıdır.

ÇED sürecinde özellikle aşağıdaki hususlar incelenmektedir:

  • Projenin çevresel etkileri,
  • Su kaynaklarına olası etkileri,
  • Hava emisyonları ve toz oluşumu,
  • Gürültü ve titreşim etkileri,
  • Atık oluşumu ve bertaraf yöntemleri,
  • Flora ve fauna üzerindeki etkiler,
  • Arazi kullanımı ve peyzaj değişiklikleri.

ÇED sürecinin tamamlanmaması veya gerekli kararların alınmaması durumunda faaliyetlerin durdurulması ve idari yaptırımlar uygulanması söz konusu olabilmektedir.

ÇED kararının alınmasından sonra projede kapasite artışı, alan genişlemesi, teknoloji değişikliği veya atık depolama yönteminde değişiklik yapılması halinde, söz konusu değişikliklerin ayrıca ÇED süreci bakımından yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Bu nedenle yatırımcıların proje değişikliklerini uygulamaya almadan önce ÇED kararının kapsamı ile karşılaştırmalı olarak incelemesi önemlidir.

2025 yılında kabul edilen 7554 sayılı Kanun ile ÇED süreçlerinde çeşitli değişiklikler yapılmış; ilgili kurumların görüş verme süreleri sınırlandırılmış ve bazı durumlarda süresi içinde görüş bildirilmemesinin olumlu görüş olarak kabul edilmesi öngörülmüştür. Bu değişiklikler izin süreçlerini hızlandırmayı amaçlamakla birlikte, çevresel değerlendirmelerin etkinliği bakımından çeşitli hukuki tartışmaları da beraberinde getirmiştir.

Bu değişiklikler özellikle madencilik yatırımlarında izin koordinasyonunun önemini artırmıştır. Zira ilgili kurum görüşlerinin belirli süreler içinde verilmesi ve bazı hallerde süresinde görüş bildirilmemesinin olumlu görüş olarak kabul edilmesi, başvuru dosyalarının eksiksiz hazırlanmasını ve kurum yazışmalarının dikkatle takip edilmesini daha kritik hale getirmiştir.

D. ÇEVRE İZNİ VE ÇEVRE LİSANSI YÜKÜMLÜLÜKLERİ

ÇED sürecinin tamamlanması, madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi için tek başına yeterli değildir. Faaliyetin niteliğine bağlı olarak işletmelerin çevre izni veya çevre lisansı almaları da gerekebilmektedir.

Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği kapsamında özellikle:

  • Hava emisyonları,
  • Atık su deşarjı,
  • Gürültü kontrolü,
  • Atık geri kazanım ve bertaraf faaliyetleri

bakımından ek izin süreçleri öngörülmektedir.

Bu izinlerin alınmaması halinde faaliyetlerin durdurulması ve idari para cezaları uygulanması mümkündür.

Çevre izin ve lisans belgeleri kural olarak belirli sürelerle geçerli olduğundan, işletmelerin yalnızca ilk başvuru sürecini değil, belge yenileme takvimini de takip etmesi gerekir. Uygulamada izin konusu faaliyetlerde kapasite, proses, yakıt türü, emisyon kaynağı veya işletmeci bilgilerinde değişiklik olması halinde izin/lisans belgelerinin güncellenmesi gerekebilmektedir.

Bu çerçevede şirketlerin çevre izinlerini bir “tek seferlik izin” olarak değil, düzenli ölçüm, bildirim ve yenileme yükümlülükleri içeren devamlı bir uyum süreci olarak ele alması önerilir.

E. ATIK YÖNETİMİ VE MADEN ATIKLARI

Madencilik faaliyetleri sırasında ortaya çıkan pasa malzemeleri, zenginleştirme atıkları ve diğer proses atıkları çevresel risklerin başlıca kaynakları arasında yer almaktadır.

Atık Yönetimi Yönetmeliği ve Maden Atıkları Yönetmeliği uyarınca işletmeler;

  • Atıkları sınıflandırmak,
  • Atık yönetim planları hazırlamak,
  • Güvenli depolama alanları oluşturmak,
  • Düzenli çevresel izleme yapmak,
  • Risk yönetim planları hazırlamak

zorundadır.

Özellikle son yıllarda yaşanan atık depolama tesisi kazaları, maden atıklarının etkin yönetiminin yalnızca çevresel değil aynı zamanda hukuki ve mali bir zorunluluk olduğunu göstermiştir.

Maden atıkları bakımından atık karakterizasyonu, bertaraf tesisinin sınıflandırılması, geçirimsizlik tedbirleri, sızıntı suyu yönetimi, acil durum planları ve kapatma sonrası izleme yükümlülükleri uygulamada ayrıca önem taşımaktadır. Atık yönetim planlarının yalnızca mevzuat gereği hazırlanmış belgeler olarak değil, sahadaki fiili uygulamalarla uyumlu yaşayan dokümanlar olarak güncel tutulması gerekir.

F. SU KAYNAKLARININ KORUNMASINA İLİŞKİN YÜKÜMLÜLÜKLER

Madencilik faaliyetleri yeraltı ve yerüstü su kaynakları üzerinde önemli etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği kapsamında işletmelerin su kaynaklarının korunmasına yönelik tedbirler alması gerekmektedir.

Bu kapsamda işletmeler;

  • Atık suları uygun şekilde arıtmak,
  • Yeraltı suyu kirliliğini önlemek,
  • Su kalitesini düzenli olarak izlemek,
  • Olası sızıntı ve kirlenmelere karşı önleyici sistemler kurmak

yükümlülüğü altındadır.

Su kaynaklarının kirletilmesi halinde hem idari yaptırımlar hem de tazminat sorumluluğu gündeme gelebilmektedir.

Bu nedenle maden sahalarında drenaj sistemleri, sedimantasyon havuzları, sızıntı suyu toplama sistemleri ve düzenli analiz programları proje tasarımının ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalıdır. Özellikle yeraltı suyu seviyesinin yüksek olduğu veya içme-kullanma suyu havzalarına yakın alanlarda ilave koruma tedbirleri ve kurum görüşleri gündeme gelebilir.

G. HAVA KALİTESİNİN KORUNMASI

Madencilik faaliyetlerinde gerçekleştirilen patlatma, kazı, kırma-eleme ve taşıma işlemleri önemli miktarda toz ve emisyon oluşumuna neden olabilmektedir.

Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği çerçevesinde işletmelerin;

  • Toz kontrol sistemleri kurması,
  • Emisyon ölçümleri gerçekleştirmesi,
  • Çevresel izleme faaliyetleri yürütmesi,
  • Sınır değerlerin aşılmasını önlemesi

gerekmektedir.

Bu yükümlülükler yalnızca çevrenin korunması açısından değil, çalışan sağlığı ve iş güvenliği bakımından da önem taşımaktadır.

Toz emisyonlarının yönetimi bakımından sulama, kapalı bant sistemleri, hız limitleri, stok sahalarının kontrolü ve patlatma planlarının çevresel etkileri azaltacak şekilde hazırlanması önemlidir. Ayrıca emisyon ve imisyon ölçümlerinin mevzuatta öngörülen periyotlarda yapılması, sınır değer aşımlarının erken tespiti açısından kritik bir uyum aracıdır.

H. REHABİLİTASYON VE FAALİYET SONRASI ÇEVRESEL SORUMLULUK

Madencilik faaliyetleri sona erdiğinde işletmecilerin çevresel yükümlülükleri tamamen ortadan kalkmamaktadır.

Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği uyarınca işletmecilerin faaliyet sonrasında:

  • Sahayı güvenli hale getirmesi,
  • Erozyon riskini azaltması,
  • Toprağın yeniden kullanılabilir hale getirilmesini sağlaması,
  • Bitkilendirme ve peyzaj çalışmalarını gerçekleştirmesi

gerekmektedir.

Bu yükümlülüklerin amacı, faaliyet nedeniyle bozulan doğal çevrenin mümkün olduğu ölçüde yeniden kazanılmasını sağlamaktır.

Rehabilitasyon yükümlülüğü, uygulamada yalnızca faaliyet sonrasında gündeme gelen bir kapanış yükümlülüğü olarak değerlendirilmemelidir. İşletme aşamasında kademeli rehabilitasyon yapılması, kapanış maliyetlerinin öngörülmesi ve faaliyet sonrası izleme planının önceden hazırlanması, hem çevresel riskleri hem de mali yükümlülükleri azaltabilecektir.

I. ÇEVRESEL UYUMSUZLUĞUN SONUÇLARI

Çevre mevzuatına aykırılık halinde işletmeler çeşitli yaptırımlarla karşılaşabilmektedir.

Bunlar arasında:

  • İdari para cezaları,
  • Çevre izinlerinin iptali,
  • Faaliyetlerin geçici veya kalıcı olarak durdurulması,
  • Rehabilitasyon masraflarının işletmeciden tahsili,
  • Tazminat sorumluluğu,
  • Bazı durumlarda cezai sorumluluk

yer almaktadır.

Bu nedenle çevresel uyum programlarının oluşturulması ve çevresel risklerin düzenli olarak izlenmesi, madencilik şirketleri açısından önemli bir kurumsal yönetim unsuru haline gelmiştir.

Çevresel uyumsuzlukların şirketler bakımından etkisi idari para cezası ile sınırlı kalmayabilir. Özellikle faaliyet durdurma kararları, izin yenileme süreçlerinde yaşanabilecek gecikmeler, finansman sözleşmelerinde yer alan çevresel taahhütlerin ihlali ve yatırımcı nezdinde güven kaybı, madencilik projeleri açısından önemli ticari sonuçlar doğurabilir.

J. ÇEVRESEL UYUM PROGRAMI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK PERSPEKTİFİ

Madencilik şirketleri bakımından çevresel uyumun etkin şekilde sağlanabilmesi için izin envanteri, sorumlu birimler, yenileme tarihleri, ölçüm ve raporlama periyotları ile denetim bulgularını içeren yazılı bir çevresel uyum programı oluşturulması faydalı olacaktır.

Bu programın düzenli iç denetimlerle desteklenmesi; ÇED taahhütleri, çevre izin/lisans koşulları, atık yönetim planı, su ve hava ölçüm sonuçları ile rehabilitasyon planlarının aynı uyum takvimi altında izlenmesini sağlayacaktır.

Son yıllarda finans kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde çevresel, sosyal ve yönetişim kriterlerinin önem kazanması nedeniyle, çevresel yükümlülüklere uyumun sürdürülebilirlik raporlaması, tedarik zinciri ilişkileri ve proje finansmanı bakımından da dikkate alınması gerekmektedir.

K. SONUÇ

Türkiye'de madencilik faaliyetleri, Maden Kanunu ile çevre mevzuatının birlikte uygulanmasını gerektiren çok katmanlı bir hukuki rejime tabidir. ÇED süreçlerinin tamamlanması, çevre izinlerinin alınması, atık yönetimi yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, su ve hava kaynaklarının korunması ile rehabilitasyon çalışmalarının yürütülmesi, mevzuata uyumun temel unsurlarını oluşturmaktadır.

Özellikle çevresel denetimlerin ve sürdürülebilirlik beklentilerinin arttığı günümüzde, çevresel yükümlülüklere uyum yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda yatırım güvenliği ve kurumsal itibar açısından da kritik öneme sahiptir. Başarılı madencilik projeleri, ekonomik verimlilik ile çevrenin korunması arasında sürdürülebilir bir denge kurabilen projeler olacaktır.

Bu nedenle madencilik projelerinde başarılı bir uyum yaklaşımı; ruhsat ve izinlerin alınması, faaliyet süresince ölçüm ve raporlama yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, proje değişikliklerinin önceden hukuki değerlendirmeye tabi tutulması ve kapanış/rehabilitasyon süreçlerinin baştan planlanması üzerine kurulmalıdır.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More