- with readers working within the Healthcare and Law Firm industries
- within International Law topic(s)
Anayasa Mahkemesi’nin 17 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile limited şirketler yönünden uzun süredir göz ardı edilen önemli bir sorun tekrar gündeme gelmiş oldu. Anayasa Mahkemesi, iki ortaklı limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma sürecinin genel kurul çoğunluğuna bağlı kılınmasının fiilen bir çıkmaz yarattığını belirterek, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olan bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden talepte bulunulması ile ilgili kanun hükmünü teşebbüs özgürlüğü ve etkili başvuru hakkı ile bağdaşmadığı gerekçesi ile “iki ortaklı limited şirketler bakımından” Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) uyarınca limited şirketlerde şirket esas sözleşmesinde bir ortağın hangi durumlarda şirketten çıkarılabileceğinin önceden belirlenmesi mümkün olup, rekabet yasağının ihlali, şirkete zarar verici davranışlar gibi şirket sözleşmesinde yer alabilecek sebepler gerçekleştiğinde genel kurul kararı ile ilgili ortak ortaklıktan çıkarılabilir. TTK ayrıca şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılmasına da imkan tanımaktadır. Ayrıca haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini istemesi de mümkün olup, bu halde mahkeme şirketin feshi yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme hükmedebilir.
Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yolu ile gelen iptal talebinde, bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeya başvurulması ve bir ortağın şirket esas sözleşmesinde öngörülen sebeplerden dolayı şirketten çıkarılmasına yönelik genel kurul kararlarının toplantıda temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunarak alınması gerekliliğinin iki ortaklı limited şirketler yönünden bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasını imkansız hale getirdiği gerekçesi ile anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
TTK’daki mevcut düzenlemeler kapsamında bir ortağın limited şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi talebiyle dava açılabilmesi ancak yeterli çoğunluğun sağladığı bir genel kurul kararı ile mümkün iken, iki ortaklı limited şirketlerde esas sermayenin salt çoğunluğuna sahip olmayan ortağın diğer ortağı şirketten çıkarmak üzere mahkemeye başvuru için genel kurul kararı alması imkansız olup, bu durum ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların bulunduğu iki ortaklı limited şirketlerde eşit hisse oranlarına sahip ya da karar için yeterli çoğunluğu sağlamayan ortak yönünden ortaklıktan çıkarma mekanizmasını fiilen işlemez hale getiriyordu. Bu husus ile ilgili Yargıtay da iki ortaklı şirketlerde yeterli nisabın sağlanmasının mümkün olmaması nedeniyle çıkarma davası açılamayacağını kabul ediyordu.
Anayasa Mahkemesi, limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarma kurumunun amacını ortaya koyarak, çıkarma mekanizmasının, yalnızca bir ortağın şirketten uzaklaştırılmasına yönelik bireysel bir yaptırım olmadığı, aksine bu mekanizmanın, şirketin faaliyetlerinin kesintiye uğramasını önleyen, ortaklar arasındaki iş birliğini yeniden tesis eden ve şirketin ekonomik varlığını sürdürebilmesini sağlayan yapısal bir araç olduğunu değerlendirmekte ve bu yönüyle çıkarma kurumunun, şirketin sona ermesini önleyen ve ticari hayatın devamlılığına hizmet eden bir işlev gördüğünü vurgulamaktadır. Bu değerlendirme neticesinde çıkarma mekanizması, sadece şirket içi bir düzenleme olarak değil aynı zamanda teşebbüs özgürlüğü kapsamında korunması gereken bir unsur olarak kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi ilgili kararında somut normun uygulamadaki etkisini inceleyerek iki ortaklı limited şirketlerde ortaya çıkan yapısal soruna odaklanarak, iki ortaklı ve eşit paylı şirketlerde genel kurul kararı için yeterli çoğunluğun sağlanmasının fiilen mümkün olmadığını, çıkarılması talep edilen ortağın, aynı zamanda kararın alınmasını engelleyebilecek konumda bulunması nedeniyle genel kuruldan gerekli çoğunlukta bir karar çıkmasının imkansız hale geldiğini, haklı sebebin varlığı halinde dahi çıkarma mekanizmasının işletilmesini engellediğini ve sistemin teorik olarak var olmasına rağmen pratikte tamamen işlevsiz kalmasına yol açtığını ve yalnızca ortaklar arasındaki ilişkiyi değil, doğrudan şirketin varlığını ve ticari faaliyetlerini etkileyen bir sonuç doğurduğunu değerlendirmiştir.
Aralarında uyuşmazlık bulunan ortaklar yönünden fesih davasının ortaklıktan çıkarma mekanizmasına alternatif bir çözüm olarak kabul edilemeyeceğini, fesih davasında hakimin, talep doğrultusunda fesih yerine fesih talebi haklı nedene dayanan davacı ortağın çıkarılmasına karar verebilme ihtimalinin şirketin faaliyetine devam etmesini engelleyen ortağın şirketten çıkarılması için etkili bir çözüm mekanizması sunmadığını, şirketi ayakta tutmayı amaçlayan hukuki aracın, mevcut yapısı itibarıyla iki ortaklı anonim şirketler tarafından kullanılamaz durumda olduğunu değerlendirerek oy çokluğu ile TTK’daki ilgili düzenlemenin teşebbüs özgürlüğü ile etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Sonuç olarak bu karar, iki ortaklı limited şirketler bakımından uzun süredir uygulamada hissedilen ancak açıkça çözülemeyen bir yapısal sorunu anayasal düzeyde tespit ederek, hem kanun koyucu açısından yeni bir düzenleme ihtiyacını gündeme getirmekte hem de şirketlerin kriz anlarında işleyebilecek etkili hukuki mekanizmalara sahip olması gerekliliğini hatırlatmaktadır.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]