ARTICLE
26 March 2026

İhtiyari Arabuluculuk Kurumu Çerçevesinde İş Uyuşmazlıkları

UA
Uluturk Attorney Partnership

Contributor

Ulutürk Attorney Partnership serves to the clients on an international scale with its headquarters in Istanbul. Together with its experienced team of lawyers and experts, Ulutürk Attorney Partnership provides effective and solution-oriented legal advice.

The mission of Ulutürk Attorney Partnership is to contribute to the achievement of its clients’ business goals by providing fast and reliable legal solutions tailored to their needs. With depth knowledge and experience of Ulutürk Attorney Partnership, it offers the clients up-to-date and innovative solutions by closely following the developments in the sector.

Ulutürk Partnership is committed to excellence and client satisfaction, combining industry knowledge with legal expertise to deliver practical solutions tailored to meet the clients’ unique needs. Whether you are a multinational corporation, a small business, or an individual, Ulutürk Attorney Partnership is dedicated to protecting your interests and achieving optimal outcomes.

Türk iş hukuku uygulamasında uyuşmazlıkların önemli bir bölümü, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra doğan parasal talepler ile işe iade hakkına ilişkindir. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti gibi işçilik alacakları ile işe iade talebi, hem işçi hem de işveren bakımından ciddi hukuki ve ma
Turkey Employment and HR

GİRİŞ

Türk iş hukuku uygulamasında uyuşmazlıkların önemli bir bölümü, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra doğan parasal talepler ile işe iade hakkına ilişkindir. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti gibi işçilik alacakları ile işe iade talebi, hem işçi hem de işveren bakımından ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurmaktadır. Bu uyuşmazlıkların çözümünde yargı yolunun tercih edilmesi hâlinde, süreçlerin uzun sürmesi, belirsizlik, faiz ve yargılama giderleri gibi fer’i maliyetler ortaya çıkmakta; bu durum özellikle işverenler açısından öngörülebilirliği azaltmaktadır.1

Bu çerçevede, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile hukuk sistemimize kazandırılan arabuluculuk kurumu, iş uyuşmazlıklarında alternatif bir çözüm yolu olarak önemli bir işlev üstlenmiştir. Arabuluculuk, başlangıçta tamamen ihtiyari bir yöntem olarak düzenlenmişken, zamanla bazı uyuşmazlık türlerinde dava şartı hâline getirilmiş; ancak ihtiyari arabuluculuk, özellikle feshe bağlı işçilik alacaklarının tasfiyesi bakımından önemini korumuştur.

Ne var ki uygulamada ihtiyari arabuluculuğun sınırlarının doğru çizilmemesi, bu kurumun zaman zaman amacına aykırı biçimde kullanılmasına yol açmıştır. Özellikle henüz ortada somut bir uyuşmazlık bulunmadan, işverenler tarafından “önleyici” veya “tasfiye edici” bir araç olarak ihtiyari arabuluculuğa başvurulması, Yargıtay içtihatlarında ciddi eleştirilere konu olmaktadır. Bu durum, arabuluculuk anlaşma belgelerinin hukuki niteliği, geçerlilik koşulları ve dava açma yasağı doğurup doğurmadığı hususlarını tartışmalı hâle getirmiştir.

Bu çalışma; ihtiyari arabuluculuğun iş uyuşmazlıklarındaki yerini, hukuki niteliğini, geçerlilik koşullarını ve kötüye kullanım ihtimallerini detaylı biçimde incelemekte; ayrıca usulüne uygun şekilde yürütülen ihtiyari arabuluculuğun işverenler bakımından doğurduğu hukuki ve mali avantajları bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır.

I. İHTİYARİ ARABULUCULUK KAVRAMI VE İŞ HUKUKUNDAKİ KONUMU

A. İhtiyari Arabuluculuğun Tanımı ve Unsurları

6325 sayılı Kanun’un 2. maddesinde arabuluculuk; tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarının, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişi yardımıyla çözümlenmesini amaçlayan bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle arabuluculuğun temel unsurlarının; (i) taraflar arasında bir özel hukuk uyuşmazlığının bulunması, (ii) uyuşmazlığın tarafların serbestçe tasarruf edebileceği nitelikte olması ve (iii) çözüm sürecinin tarafsız bir arabulucu eşliğinde yürütülmesi olduğu kabul edilmektedir.2

İhtiyari arabuluculuk, tarafların herhangi bir kanuni zorunluluk olmaksızın, tamamen kendi iradeleriyle arabulucuya başvurdukları hâlleri ifade eder. Bu yönüyle ihtiyari arabuluculuk, dava şartı arabuluculuktan ayrılmakta; taraflara zamanlama, kapsam ve müzakere yöntemi bakımından daha geniş bir serbesti tanımaktadır.

II. ARABULUCULUK ANLAŞMA TUTANAĞININ HUKUKİ NİTELİĞİ

A. Borçlar Hukuku Sözleşmesi Olarak Arabuluculuk Anlaşması

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarında, arabuluculuk anlaşma belgesinin maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olduğu açıkça kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, arabuluculuk anlaşma belgesinin yalnızca usuli bir belge değil, taraflar arasında borç doğuran, borcu sona erdiren veya borç ilişkisini yeniden düzenleyen bir sözleşme niteliği taşıdığı anlamına gelmektedir.

Öğretide de hâkim görüş, arabuluculuk anlaşmasının tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulan bir sözleşme olduğu yönündedir. Bu bağlamda, sözleşmeler hukukunda aranan ehliyet, konu, irade serbestliği ve hukuka uygunluk gibi şartların arabuluculuk anlaşmaları bakımından da aranması zorunludur.

B. İlam Niteliği ve Usuli Sonuçları

HUAK m. 18/4 ve 18/5 hükümleri, arabuluculuk anlaşma belgesine özel bir hukuki statü tanımaktadır. Taraflar ve arabulucu tarafından imzalanan anlaşma belgesi, kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde ilam niteliğinde belge sayılmakta; ayrıca üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılması yasaklanmaktadır.

Bu düzenleme, arabuluculuk anlaşma belgesinin maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediği, ancak usuli anlamda güçlü bir kesinlik doğurduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Nitekim Yargıtay da arabuluculuk anlaşma belgesinin maddi anlamda kesin hüküm olmadığını; ancak geçerli olduğu sürece dava açma yasağı doğurduğunu kabul etmektedir.

III. İHTİYARİ ARABULUCULUĞUN GEÇERLİLİK KOŞULLARI

A. Somut ve Mevcut Bir Uyuşmazlığın Bulunması Zorunluluğu

İhtiyari arabuluculuğun geçerliliği bakımından en kritik koşul, taraflar arasında arabuluculuğa başvurulduğu anda somut bir uyuşmazlığın mevcut olmasıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, henüz uyuşmazlık doğmadan başlatılan arabuluculuk faaliyetleri sonucunda düzenlenen anlaşma belgelerinin geçerli olmadığını açıkça ifade etmektedir.3

Uyuşmazlıktan anlaşılması gereken; taraflardan birinin hukuki bir talep ileri sürmesi ve diğer tarafın bu talebi kabul etmemesi nedeniyle taraflar arasında bir menfaat çatışmasının ortaya çıkmış olmasıdır. İşçinin henüz talep etmediği veya işverenin reddetmediği bir alacak bakımından arabuluculuğa başvurulması, kanunun aradığı uyuşmazlık unsurunu karşılamamaktadır.

B. Arabuluculuk Faaliyetinin Kanuna Uygun Şekilde Yürütülmesi

İhtiyari arabuluculuğun geçerliliği bakımından ikinci temel koşul, arabuluculuk faaliyetinin başından sonuna kadar 6325 sayılı Kanun’a uygun biçimde yürütülmesidir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, arabuluculuk sürecinin yalnızca “anlaşma belgesinin imzalanması” anından ibaret olmadığını; aksine, arabulucuya başvurudan faaliyetin sona ermesine kadar olan tüm sürecin hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğini kabul etmektedir.

Bu çerçevede arabulucunun; (i) tarafsız ve bağımsız olması, (ii) süreci bizzat yürütmesi, (iii) tarafları arabuluculuğun hukuki sonuçları hakkında yeterince bilgilendirmesi, (iv) taraf iradelerinin serbestçe oluşmasını temin etmesi zorunludur.

Arabulucunun yalnızca “imza atan” bir figür hâline gelmesi veya taraflar arasında önceden kararlaştırılmış bir metnin arabulucu huzurunda şeklen imzalanması, Yargıtay içtihatlarında kanuna uygun bir arabuluculuk faaliyeti olarak kabul edilmemektedir. Bu hâllerde, görünüşte bir arabuluculuk tutanağı bulunsa dahi, hukuken geçerli bir arabuluculuk anlaşmasından söz edilemez.

Bu yaklaşım, arabuluculuk kurumunun yalnızca bir “belgelendirme” veya “ibra üretme” mekanizmasına indirgenmesini engellemeye yöneliktir.

C. Taraf İradelerinin Serbestliği ve İrade Fesadı Sorunu

Arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından üçüncü koşul, tarafların iradelerinin serbest, sağlıklı ve baskıdan uzak şekilde oluşmuş olmasıdır. Arabuluculuk anlaşması bir borçlar hukuku sözleşmesi niteliğinde olduğundan, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen irade fesadı hâlleri (yanılma, aldatma, korkutma, aşırı yararlanma) bu belgeler bakımından da uygulanabilir.4

Yargıtay uygulamasında özellikle işçi–işveren ilişkilerinin yapısal eşitsizliği dikkate alınarak, işçinin iradesinin gerçekten serbest olup olmadığı titizlikle incelenmektedir. İşçinin; ekonomik baskı altında bulunması, işini kaybetme korkusu, alacaklarını derhâl alamama endişesi gibi sebeplerle arabuluculuk anlaşmasını imzalaması, tek başına geçersizlik sebebi sayılmamaktadır. Ancak bu hususlar, somut olayın özellikleriyle birlikte değerlendirilerek irade fesadı iddiasının varlığı bakımından önem arz eder.

Yargıtay’a göre, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talebi; yanılma ve aldatma hâllerinde bu durumun öğrenilmesinden, korkutma hâlinde ise korkunun ortadan kalkmasından itibaren bir yıl içinde ileri sürülmelidir. Bu süre, hukuki güvenliğin sağlanması bakımından önemlidir ve arabuluculuk anlaşmalarının süresiz biçimde tartışmaya açılmasını engellemeyi amaçlamaktadır.

D. Şekil Şartı: Arabulucunun ve Tarafların İmzası

İhtiyari arabuluculuğun geçerliliği bakımından son koşul şekle ilişkindir. 6325 sayılı Kanun uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşma belgesinin; taraflar, varsa temsilcileri veya avukatları ve arabulucu tarafından imzalanması zorunludur.5

Arabulucunun imzasını taşımayan bir belge, arabuluculuk anlaşma belgesi sayılmaz. Böyle bir belge, taraflar arasında düzenlenmiş adi yazılı bir sözleşme niteliğinde olup, HUAK m. 18 kapsamında ilam niteliği kazanamaz ve dava açma yasağı doğurmaz.

Bu husus, özellikle uygulamada sıkça karşılaşılan “arabulucu imzası eksik” veya “arabulucu sürece fiilen katılmamış” tutanaklar bakımından hayati önem taşımaktadır.

IV. İHTİYARİ ARABULUCULUĞUN KÖTÜYE KULLANILMASI SORUNU

A. Arabuluculuğun Amacına Aykırı Kullanımı

İhtiyari arabuluculuğun kötüye kullanılması, özellikle iş hukuku uygulamasında ciddi bir sorun alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, arabuluculuğun yalnızca mevcut hukuk uyuşmazlıklarının çözümü için öngörülmüş bir yöntem olduğunu vurgulamakta; bu kurumun iş sözleşmesinin sona erdirilmesi veya feshe bağlı ödemelerin muhasebeleştirilmesi amacıyla kullanılmasını hukuka aykırı bulmaktadır.6

Henüz ortada somut bir uyuşmazlık yokken, işveren tarafından başlatılan arabuluculuk süreci sonucunda düzenlenen anlaşma belgeleri, Yargıtay’a göre HUAK m. 18/5 anlamında “anlaşma belgesi” olarak kabul edilemez. Bu tür uygulamalar, arabuluculuk kurumunun amacına aykırı olduğu gibi, TMK m. 2 kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliği de taşıyabilir.7

B. Uyuşmazlık Doğmadan Arabuluculuğa Başvurulması

Yargıtay içtihatlarında özellikle altı çizilen hususlardan biri, uyuşmazlık çıkmamış konuların ihtiyari arabuluculuğun konusu yapılamayacağıdır. İş sözleşmesi devam ederken kıdem tazminatı, ihbar tazminatı veya kullanılmayan yıllık izinlerin parasal karşılığının arabuluculuk anlaşmasıyla düzenlenmesi, hukuken kabul edilmemektedir.

Zira bu hâllerde; fesih henüz gerçekleşmemiştir, işçinin söz konusu alacaklara ilişkin talebi doğmamıştır, dolayısıyla taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Yargıtay, bu tür anlaşmaları “avans niteliğinde ödeme” veya “geçersiz ibra” olarak nitelendirmekte; arabuluculuk anlaşması kisvesi altında bu alacakların tasfiye edilmesini hukuka aykırı bulmaktadır.8

C. İbra – Arabuluculuk Ayrımı ve TBK m. 420 Sorunu

Arabuluculuk anlaşmaları ile klasik ibra sözleşmeleri arasındaki fark, öğretide ve yargı içtihatlarında önemle vurgulanmaktadır. TBK m. 420, işçi alacaklarının ibrasına sıkı şekil ve süre şartları getirmiştir. Ancak Yargıtay, usulüne uygun şekilde yürütülen bir arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından TBK m. 420’nin doğrudan uygulanamayacağını kabul etmektedir.

Ne var ki bu istisna, yalnızca geçerli bir arabuluculuk faaliyeti söz konusuysa mümkündür. Arabuluculuk süreci kanuna aykırı yürütülmüşse veya ortada gerçek bir uyuşmazlık yoksa, bu durumda TBK m. 420 hükümleri yeniden devreye girecek; işçi lehine koruyucu hükümler uygulanacaktır.9

V. UYUŞMAZLIK ÇIKMAMIŞ KONULARIN İHTİYARİ ARABULUCULUĞA KONU EDİLEMEMESİ

A. Kavramsal Çerçeve

6325 sayılı Kanun’un 1. maddesi, arabuluculuğun yalnızca “hukuk uyuşmazlıklarının” çözümü için öngörüldüğünü açıkça belirtmektedir. Bu nedenle arabuluculuğun ön koşulu, taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlığın varlığıdır. Uyuşmazlık bulunmayan hâllerde arabuluculuk yoluna başvurulması, kanuni dayanağını yitirmektedir.

İş hukukunda bu husus özellikle önemlidir; zira birçok alacak kalemi, feshe bağlı olarak doğmaktadır. Fesih gerçekleşmeden önce bu alacakların arabuluculuk konusu yapılması, hukuken mümkün değildir.

B. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Yaklaşımı

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2021 ve 2024 tarihli kararlarında bu ilkeyi açık biçimde ortaya koymuştur. İş sözleşmesi sona ermeden önce yapılan arabuluculuk anlaşmalarında; kıdem ve ihbar tazminatının, kullanılmayan yıllık izin ücretinin düzenlenmesini, açıkça kanuna aykırı bulmuştur.10

Bu kararlar, ihtiyari arabuluculuğun sınırlarını çizmek bakımından uygulamaya güçlü bir yön vermektedir.

IV. İHTİYARİ ARABULUCULUĞUN İŞVERENLER BAKIMINDAN OLUMLU ETKİLERİ

İhtiyari arabuluculuk, usulüne uygun biçimde yürütülmesi hâlinde, işverenler bakımından yalnızca uyuşmazlığı sona erdiren bir araç değil; aynı zamanda hukuki risk yönetimi, mali planlama ve kurumsal öngörülebilirlik sağlayan stratejik bir mekanizma olarak işlev görmektedir. Ancak bu olumlu etkiler, arabuluculuğun kanuni sınırları içinde kalması şartına bağlıdır.11

A. Hukuki Kesinlik ve Dava Açma Yasağı Etkisi

6325 sayılı Kanun m. 18/5 uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşma kapsamında “üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılamaz.” Bu düzenleme, usulüne uygun şekilde düzenlenmiş bir ihtiyari arabuluculuk anlaşmasına yüksek düzeyde hukuki kesinlik kazandırmaktadır.12

İşveren bakımından bu kesinlik, özellikle işçilik alacaklarının tasfiyesinde hayati önem taşır. Zira işveren, arabuluculuk anlaşmasıyla;

  • hangi alacak kalemlerinin,
  • hangi tutar üzerinden,
  • hangi ödeme koşullarıyla

sona erdiğini açık biçimde belirleyebilmekte ve bu hususların sonradan yeniden dava konusu edilmesi riskinden korunmaktadır. Bu yönüyle ihtiyari arabuluculuk, klasik ibra sözleşmelerine kıyasla çok daha güçlü bir hukuki koruma sunmaktadır.

Ancak burada tekrar vurgulanmalıdır ki bu koruma, yalnızca geçerli bir arabuluculuk anlaşması söz konusuysa doğar. Yargıtay’ın çizdiği sınırların ihlali hâlinde, dava açma yasağı etkisi hiç doğmamış sayılacaktır.13

B. Mali Avantajlar ve Öngörülebilirlik

İşçilik alacaklarının dava yoluyla talep edilmesi hâlinde işverenler;

  • işlemiş ve işleyecek yasal faiz,
  • bilirkişi raporlarıyla artan hesaplamalar,
  • yargılama giderleri ve vekâlet ücretleri,
  • işe iade hâlinde boşta geçen süre ücreti ve tazminat

gibi çok sayıda fer’i maliyetle karşılaşabilmektedir.

İhtiyari arabuluculuk ise bu belirsizlikleri ortadan kaldırarak;

  • ödenecek tutarın baştan belirlenmesini,
  • tek seferlik ve öngörülebilir bir mali yük oluşmasını,
  • uzun yargılama süreçlerinden kaynaklanan bütçe baskısının sona ermesini

sağlamaktadır.

Bu yönüyle ihtiyari arabuluculuk, işverenin finansal tablolarında “bekleyen dava” kaleminin temizlenmesine ve mali disiplinin güçlenmesine katkı sunmaktadır.

VII. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’NİN 2024 TARİHLİ KARARININ ANALİZİ

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 10.10.2024 tarihli kararı, ihtiyari arabuluculuğun sınırlarını çizmesi bakımından dönüm noktası niteliğindedir. Kararda, iki temel ilke açıkça ortaya konulmuştur:

  1. Uyuşmazlık yoksa arabuluculuk yoktur.
  2. Arabuluculuk, ibra üretme veya ödeme belgelendirme aracı değildir.

Daire, somut olayda iş sözleşmesinin fiilen sona ermediği dönemlerde yapılan arabuluculuk anlaşmalarını geçersiz saymış; bu anlaşmaların dava açma yasağı doğurmayacağını kabul etmiştir. Bu yaklaşım, işverenlerin “önleyici arabuluculuk” uygulamalarına açık bir uyarı niteliğindedir.14

Öte yandan karşı oyda savunulan görüş, arabuluculuk anlaşmalarının mutlak bağlayıcılığına vurgu yapmakta; iptal davası açılmadan alacak davası açılamayacağını savunmaktadır. Ancak çoğunluk görüşü, arabuluculuğun varlık koşullarının eksikliği hâlinde zaten geçerli bir anlaşmadan söz edilemeyeceği noktasında yoğunlaşmaktadır.

Bu karar, ihtiyari arabuluculuğun işveren lehine kullanılabilmesi için zamanlama, uyuşmazlık ve usul unsurlarının titizlikle gözetilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

VIII. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

İhtiyari arabuluculuk, iş uyuşmazlıklarının çözümünde güçlü ve etkili bir araçtır. Ancak bu gücün kaynağı, arabuluculuğun hukuka uygun yürütülmesidir. Uyuşmazlık doğmadan başlatılan, ibra veya muhasebe işlemi gibi kullanılan arabuluculuk süreçleri, Yargıtay içtihatları karşısında koruma sağlamamakta; aksine işveren açısından ciddi riskler doğurmaktadır.

Buna karşılık;

  • fesih gerçekleştikten sonra,
  • somut uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra,
  • taraf iradeleri serbestçe oluşmuşken,
  • arabuluculuk süreci kanuna uygun biçimde yürütüldüğünde

ihtiyari arabuluculuk, işverenler bakımından hukuki kesinlik, mali avantaj ve stratejik öngörülebilirlik sağlayan son derece etkili bir çözüm yöntemi hâline gelmektedir.

Bu nedenle ihtiyari arabuluculuk, “her durumda güvenli” bir mekanizma olarak değil; doğru koşullarda doğru şekilde kullanıldığında son derece güçlü bir hukuki araç olarak değerlendirilmelidir.

KAYNAKÇA

  1. Asiye Şahin Emir / Büşra Kazmaz Tepe, İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi, Çalışma ve Toplum, 2018/3.
  2. Emel Badur, Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2021.
  3. Mine Akkan, Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları, DEÜHFD, 2019.
  4. Melis Taşpolat Tuğsavul, Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği, GSÜHFD, 2019.
  5. Hıdır Kırkıcı, İş Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk, İzmir Barosu Dergisi, 2020.
  6. Yargıtay 9. HD, 07.02.2022, 2021/12911 E., 2022/1387 K.

 Footnotes

1 4857 sayılı İş Kanunu m. 18–21 (iş güvencesi ve işe iade), işçilik alacakları bakımından ayrıca 6098 sayılı TBK ve 1475 sayılı Kanun m. 14 (kıdem tazminatı) sistematiği; yargılamanın fer’î maliyetleri yönünden HMK ve İİK’nın genel hükümleri.

2 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (“HUAK”) m. 2 (tanım), m. 3 (iradîlik ve eşitlik), m. 11 (arabulucunun aydınlatma yükümlülüğü), m. 13 (arabulucuya başvuru).

3  Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 07.02.2022, 2021/12911 E., 2022/1387 K.; ayrıca ihtiyari arabuluculukta “uyuşmazlık yoksa arabuluculuk yoktur” yaklaşımını ayrıntılandıran kararlar ve metninizde yer alan 10.10.2024 tarihli karar (çoğunluk–karşı oy tartışması). 

4 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu: irade fesadı (yanılma–aldatma–korkutma) ve iptal süreleri; ayrıca aşırı yararlanma hükümleri (TBK’nın genel hükümleri çerçevesinde).

5 HUAK m. 18/4-5 (anlaşma belgesinin ilam niteliği ve anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı).

6 6325 sayılı HUAK m. 1 (amaç ve kapsam) ve m. 2 (tanımlar) çerçevesinde arabuluculuğun “mevcut uyuşmazlık” çözüm yöntemi olduğu; ayrıca HUAK m. 13 ve devamı (başvuru ve sürecin yürütümü) sistematiği.

7 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 (dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı); arabuluculuğun “belgelendirme/ibra üretme” aracı olarak kullanılmasının bu madde kapsamında değerlendirilmesine ilişkin Yargıtay 9. HD’nin yaklaşımı.

8 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 07.02.2022, 2021/12911 E., 2022/1387 K. (fesih yokken kıdem/ihbar/yıllık izin gibi feshe bağlı kalemlerin arabuluculukla tasfiyesinin kabul edilemeyeceği; ödeme/avans niteliği ve “uyuşmazlık yokluğu” vurgusu).

9 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 420 (işçi alacaklarının ibrası) ve Yargıtay içtihadında “usulüne uygun arabuluculuk anlaşmasında TBK 420’nin birebir uygulanmaması” yaklaşımı; ancak arabuluculuk faaliyeti geçersizse TBK 420/ifa hükümlerinin yeniden gündeme gelebileceği kabulü.

10 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 10.10.2024 tarihli emsal kararı (metninizde aktarılan, “uyuşmazlık yoksa arabuluculuk yoktur / arabuluculuk ibra üretme aracı değildir” eksenli değerlendirme ve çoğunluk–karşı oy tartışması).

11 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 1 ve m. 13; arabuluculuğun uyuşmazlık çözümüne yönelik, iradi bir yöntem olduğu yönündeki genel sistematik.

12 6325 sayılı HUAK m. 18/5; arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmalar bakımından dava açma yasağı.

13 Yargıtay 9. HD, 07.02.2022, 2021/12911 E., 2022/1387 K.; uyuşmazlık yokken yapılan arabuluculuk anlaşmalarının HUAK m. 18/5 kapsamında koruma sağlamayacağına ilişkin yaklaşım.

14 Yargıtay 9. HD, 10.10.2024 tarihli emsal karar; ihtiyari arabuluculuğun sınırları, uyuşmazlık şartı ve “ibra üretme” yasağına ilişkin çoğunluk görüşü.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More