ARTICLE
14 January 2026

İflas Davalarında Tahkime Elverişlilik

K
Kesikli Law Firm

Contributor

Kesikli is an internationally recognized law firm that is regularly rated as one of the leading law firms in Turkey by the independent legal guide Legal500. Kesikli has made a name for itself as an international boutique law firm that exceeds its clients’ various needs with a personalized touch. Kesikli serves a diverse client base, from global corporations to small, entrepreneurial companies and individuals in a range of transactional, litigious, and regulatory matters. Through its involvement as counsel to investors, contractors, project developers, trading companies, and private individuals, Kesikli established a trustworthy reputation as the provider of tailored legal solutions in the areas of Corporate and Commercial Law, Energy Law, Real Estate and Construction Law, Intellectual Property, Employment Law, Litigation, Arbitration and Private Client Solutions on contentious and non-contentious matters.
Tahkim, taraf iradesinin uyuşmazlık çözümündeki belirleyici rolünü esas alan yapısı ve yargılamaya sağladığı hız, uzmanlık ve esneklik avantajları nedeniyle...
Turkey Insolvency/Bankruptcy/Re-Structuring
Kesikli Law Firm are most popular:
  • within Antitrust/Competition Law, Privacy and Law Practice Management topic(s)
  • with readers working within the Pharmaceuticals & BioTech industries

Tahkim, taraf iradesinin uyuşmazlık çözümündeki belirleyici rolünü esas alan yapısı ve yargılamaya sağladığı hız, uzmanlık ve esneklik avantajları nedeniyle, modern hukuk sistemlerinde giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu bağlamda tahkim anlaşmalarına etki tanıyan, bu anlaşmaların dolaylı veya doğrudan yollarla etkisiz kılınmasına izin vermeyen yargısal yaklaşımlar, ilgili hukuk sistemlerinin “tahkim dostu (arbitration-friendly, pro-arbitration)” olarak nitelendirilmesinde belirleyici bir ölçüt hâline gelmiştir. Türk Hukukunda da özellikle son yıllarda verilen kararlarda, tahkim iradesinin korunmasına ve ahde vefa ilkesinin güçlendirilmesine yönelik belirgin bir eğilimin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu eğilimin en dikkat çekici yansımalarından biri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (“HGK”)iflas davalarının tahkime elverişliliğine ilişkin yaklaşımında gözlemlenen önemli içtihat değişikliğidir. Uzun süre boyunca iflas yoluyla takibin kamu düzeni niteliği ve bütüncül yapısı gerekçe gösterilerek tahkim yoluna kapalı olduğu kabul edilirken, HGK'nin güncel tarihli kararı ile birlikte, iflas davasının alacağın varlığının ve miktarının tespitine ilişkin aşamasında tahkim iradesine öncelik tanınması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur. Bu yönüyle anılan karar, yalnızca iflas hukuku bakımından değil, aynı zamanda Türk yargısının tahkim anlaşmalarına yaklaşımını göstermesi bakımından da özel bir önem taşımaktadır.

Aşağıda incelediğimiz HGK kararı, bir yandan iflas hukukunun kamu düzenine ilişkin sınırlarını muhafaza ederken, diğer yandan tahkim anlaşmalarının etkisiz bırakılmasına yol açabilecek usuli manevralara karşı net bir duruş sergilemesi suretiyle, Türkiye'nin tahkim dostu bir yargı sistemi olma yönündeki yaklaşımını güçlendiren nitelikte bir içtihat olarak önümüze çıkmaktadır.

A. Arka Plan:

HGK'nin 21.12.2021 tarihli, 2019/574 Esas ve 2021/1710 Kararsayılı önceki ilamında,iflas yoluyla takibin ve buna bağlı açılan iflas davalarının niteliği gereği bölünemez bir bütün teşkil ettiği kabul edilerek, iflas davalarının alacağın tespiti de dâhil olmak üzere tahkime elverişli olmadığı ve bu kapsamda taraflar arasında geçerli bir tahkim şartı bulunsa dahi tahkim ilk itirazının dikkate alınamayacağı yönünde bir içtihat benimsenmiştir. Fakat HGK'nin 01.10.2025 tarihli, 2025/512 Esas ve 2025/591 Karar sayılı ilamında önceki içtihadın tam aksi olan yeni bir anlayış benimsenmiş ve taraflar arasında geçerli bir tahkim şartının bulunması halinde, artık iflas davalarının “İtirazın Kaldırılması” aşamasında yani alacağın varlığının ve miktarının tespit edildiği aşamasında tahkim yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir. HGK, bu aşamada alınacak tahkim kararının, borçlu hakkında iflas kararı verilmesine dayanak teşkil edebileceğini, iflas kararı verme yetkisinin ise kamu düzeni niteliği gereği münhasıran Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

B. Önceki Yargı İçtihadı:

HGK'nin önüne gelen önceki tarihli uyuşmazlıkta Davacı, “Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi”nden kaynaklanan alacağı nedeniyle Davalı aleyhine iflas yoluyla takip başlatmıştır. Davalı, takibe itiraz etmiş ve Davacı Asliye Ticaret Mahkemesinde iflas davası açmıştır. Davalı borçlu, takibe itiraz etmiş; bunun üzerine Davacı tarafından Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde iflas davası açılmıştır. Davalı ise taraflar arasındaki sözleşmede geçerli bir tahkim şartı bulunduğunu ileri sürerek tahkim ilk itirazında bulunmuştur. Bunun üzerine Asliye Ticaret Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, tahkim ilk itirazını kabul etmiştir. Fakat Yargıtay bozma kararı vermiştir. Yerel mahkeme bozma kararına karşı direnme kararı vermişse de uyuşmazlık önüne gelen HGK, direnme kararını yerinde bulmayarak Yargıtay'ın bozma kararı doğrultusunda hüküm kurmuştur. HGK kararında özetle, takipte alacağın tespiti için tahkime başvurulabileceğine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğini, aksine iflas davalarında görevli ve yetkili mahkemenin açıkça Asliye Ticaret Mahkemesi olarak belirlendiğini, iflas yoluyla takip ve buna bağlı açılan davaların kamu düzenine ilişkin olduğunuitirazın kaldırılması ve iflas aşamalarının bir bütün teşkil ettiğini ve ayrı ayrı değerlendirilmesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır.

“…İcra ve İflas Kanunu'nun genel iflas yoluyla takibi düzenleyen 154 ve devamı maddelerinde, alacağın tespiti için öncelikle tahkime gidilebileceği yönünde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. İİK'nın 155. maddesinde, iflas yoluyla takipte borçlunun gerek borcu olmadığına gerekse kendisinin iflasa tabi kimselerden bulunmadığı yönünde itiraz edebileceği belirtilmiş olup, anılan maddede tahkim şartının varlığı ayrıca itiraz nedeni olarak düzenlenmemiştir. Bununla birlikte sözleşmede tahkim şartı kararlaştırılırken taraflarca, uyuşmazlık hâlinde iflas yoluyla takip yapılamayacağı yönünde bir sınırlama da getirilmemiştir. Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılmakta olup, tahkim bu durumun bir istisnası ise de, hak arama özgürlüğü kapsamında mahkemeye başvuran tarafın alacağına bir an önce kavuşmak için iflas yoluyla takip talebinde bulunması ve takibe itiraz üzerine mahkemede dava açması yolunu seçmesi durumunda, sözleşmedeki tahkim şartının öne sürülmesi iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemez. Yargılamaların en kısa sürede ve usul ekonomisi gözetilerek sonuçlandırılması HMK'nın temel prensiplerinden olup, iflas davalarının basit usule tabi olduğu da gözetilerek davanın mahkemece ticaret mahkemesi sıfatıyla incelenip karara bağlanması gerekirken, hak arama özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde tahkim şartının varlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde değildir…”

Bu kapsamda HGK, davacının tahkim şartına rağmen iflas yoluyla takip başlatmasının hak arama özgürlüğü ve usul ekonomisi ilkeleriyle bağdaşır nitelikte olduğunu, tahkim şartının bu aşamada ileri sürülmesinin ise iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir.

C. Güncel Tarihli HGK Kararının Özeti:

01.10.2025 tarihli, 2025/512 Esas ve 2025/591 Karar sayılı HGK ilamına konu olan uyuşmazlık, Davacı ve Davalı arasındaki “Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi”nden kaynaklanmaktadır. Taraflar sözleşmede geçerli bir tahkim şartı kararlaştırmışlardır. Sözleşmeye ilişkin uyuşmazlığın doğmasıyla beraber Davacı, iflas yoluyla takip başlatmıştır. Davalı ise takibe itiraz etmiştir. Akabinde Davacı tarafından iflas davası açılmıştır. Davalı, taraflar arasındaki tahkim şartına dayanarak, alacağın varlığının ve miktarının öncelikle tahkim yoluyla tespit edilmesi gerektiğini, ancak bu tespitten sonra mahkemece depo veya iflas kararı verilebileceğini ileri sürmüştür. Bunun üzerine Asliye Ticaret Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, Davacının iflas yoluyla takip başlatıp iflas davası açmasının mümkün olduğunu ve depo kararının tahkim kararına gerek olmadan verilebileceğine hükmetmiştir. Yargıtay ise aksi görüş belirterek bozma kararı vermiştir. Yargıtay'ın bozma kararı üzerine yerel mahkemece verilen direnme kararı neticesinde uyuşmazlık HGK önüne gelmiş; HGK bu kez önceki içtihadından ayrılarak iflas davalarının fonksiyonel olarak iki ayrı aşamadan oluştuğunu kabul etmiştir.

HGK, güncel tarihli bu kararında iflas davalarının esasen “İtirazın Kaldırılması ve İflas” aşamaları olmak üzere iki ayrı aşamadan oluştuğunu ifade etmiştir. Ardından önceki kararından tamamen farklı olarak iflas davalarında alacağın varlığının ve miktarının tespit edildiği “İtirazın Kaldırılması” aşamasında tahkim yoluna başvurmanın mümkün olduğunu fakat davanın geri kalan aşaması olan “İflas” aşamasının ise tahkime elverişli olmadığını belirtmiştir. Bu doğrultuda HGK, taraflar arasında geçerli bir tahkim şartı bulunduğu hallerde, alacaklı tarafın öncelikle tahkim yoluna başvurarak alacağını tespit ettirmesi gerektiğini, tahkim kararının alınmasını müteakip iflas yoluyla takip başlatılabileceğini ve Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde iflas davası açılabileceğini hükme bağlamıştır.

"...Bu nedenle davacıların öncelikle tahkime başvurarak alacağın varlığını ve miktarını ispatlayacak karar aldıktan sonra borçlular hakkında iflâs yoluyla takip başlatması ve iflâs davası açması gerekirken, taraflar arasında kararlaştırılan yetkili yargı yerini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs yoluyla takip başlatılması ve sonrasında iflâs davası açılması yerinde olmadığından, davalıların süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir..."

Yine bununla beraber HGK, iflas davalarının tahkim elverişliliği bakımından bir sınırlama daha getirerek İİK 177'de belirtilen “Doğrudan Doğruya İflas Halleri”nden birinin mevcut olması halinde uyuşmazlığın tahkime elverişli olmayacağını belirtilmiştir.

“İcra ve İflâs Kanunu'nun 177. maddesinde yer alan doğrudan doğruya iflâs hâllerinden birinin bulunması durumunda mahkemece doğrudan iflâs yargılamasına başlanmakta olup bu durumda uyuşmazlık tahkime elverişli olmayacağından aleyhine iflâs davası açılan tarafın sözleşmedeki tahkim şartının varlığını ileri sürdüğü takdirde bu itirazın yerinde görülmesi mümkün değildir.”

Son olarak HGK, taraflar arasında geçerli bir tahkim şartı bulunmasına rağmen iflas yoluyla takip başlatılmasının ahde vefa ilkesine aykırı olduğunu, bu tutumun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığını ve tahkim anlaşmasını etkisiz kılmaya yönelik olduğunu açıkça ifade etmiştir.

“Somut olayda, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmasına ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bir uyuşmazlık olmasına rağmen davacı arsa sahipleri tahkim yolunu tercih etmemiş genel iflâs yolu ile takibe geçerek tahkim anlaşmasının davalılar açısından uygulanabilirliğini imkânsız hâle getirmiştir. Davacıların öncesinde eda davası açması hâlinde tahkim ilk itirazı ile karşılaşacak olmaları karşısında eda davası açma ihtimali bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan TMK'nın 2. Maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. **Ahde vefa ilkesi dikkate alındığında, davacıların iflâs yoluyla takip başlatarak sözleşmedeki tahkim şartını bertaraf etmek amacında olduğunun kabulü gerekir.”

D. Sonuç:

HGK'nin güncel kararıyla, iflas davalarında geçerli bir tahkim şartına dayanılarak tahkim ilk itirazının ileri sürülebilmesinin önü açılmıştır. Bu çerçevede HGK, geçerli bir tahkim şartının varlığı halinde iflas davalarında tahkim ilk itirazının dikkate alınması gerektiğini kabul etmiş; iflas kararı verme yetkisinin ise kamu düzeni gereği Asliye Ticaret Mahkemesine ait olmaya devam ettiğini vurgulamıştır. Bu karar, Türk hukukunda tahkim anlaşmalarının dolaylı yollarla bertaraf edilmesine izin verilmeyeceğini, mahkemelerin tahkim iradesine azami etki tanıyan bir yaklaşımı benimsediğini ve Türkiye'nin tahkim dostu bir yargı sistemi olma yönündeki eğilimini güçlendirdiğini göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More