ARTICLE
10 April 2026

KDK Dijital Masa Dergisi 2026

KD
Kolcuoglu Demirkan Kocakli Attorneys at Law

Contributor

Kolcuoglu Demirkan Koçakli is a full-service Turkish independent law Firm based in Istanbul, advising international clients on complex Turkish law matters and delivering practical and commercial solutions in M&A, Energy & Infrastructure, Litigation, Arbitration, Corporate & Commercial, Banking & Finance, Compliance, PPP and Employment.
Kripto varliklar ve finans teknolojileri artik yalnizca teknolojinin değil; finansal sistemin ve hukukun da bir parçasi. Bu sayıda kripto varlıklar ve finans teknolojilerine ilişkin hukuki gelişmeler, Türkiye ve küresel uygulamalar çerçevesinde incelenmektedir.
Turkey Technology
Kolcuoğlu Demirkan Koçaklı Attorneys at Law’s articles from Kolcuoglu Demirkan Kocakli Attorneys at Law are most popular:
  • within Technology topic(s)

Dijital dönüşümün hukuk dünyasında yarattığı etki artmaya devam ederken, Kolcuoğlu Demirkan Koçaklı olarak bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmeyi ve müvekkillerimize en güncel bilgiyi sunmayı önemsiyoruz. Bu yaklaşımımızın bir yansıması olarak, kripto varlıklar, blok zinciri, tokenizasyon, finans  teknolojileri, ödeme sistemleri, elektronik para ve yapay zekâ konularındaki deneyimimizi birleştirdiğimiz bir Dijital Masa oluşturduk. Farklı alanlarda uzman yaklaşık 15 avukatın katkılarıyla çalışmalarını sürdüren Dijital Masa, büro içerisindeki bilgi paylaşımımızı güçlendirmekle kalmıyor; aynı zamanda sektör dinamiklerini ve hukuki gelişmeleri düzenli olarak takip etmemize imkân sağlıyor.

Bu sayıda yer alan makaleler ağırlıklı olarak 2025 yılı boyunca dijital ekonomi ve kripto varlıklar alanında öne çıkan gelişmeleri özetlemektedir. 

KDK Dijital Masa ekibinin katkılarıyla hazırlanan bu yayının, okuyucular için faydalı bir kaynak olmasını umuyoruz.

KRİPTO VARLIK HİZMET SAĞLAYICILARINA İLİŞKİN İKİNCİL MEVZUAT 

13 Mart 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıların Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ ve Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıların Çalışma Usul ve Esasları ile Sermaye Yeterliliği Hakkında Tebliğ, Türkiye’de kripto varlık piyasası bakımından uzun süredir beklenen ikincil düzenleme boşluğunu büyük ölçüde doldurmuştur. Sermaye Piyasası Kurulu (“SPK”) tarafından yayımlanan bu Tebliğler ile kripto varlık hizmet sağlayıcılarının (“KVHS”) kuruluş, faaliyet, sermaye yeterliliği, saklama ve denetim esasları ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

Tebliğler, kripto varlık alım-satımı, takas, transfer, ilk satış veya dağıtım ve saklama gibi faaliyetlerin yalnızca SPK’dan izin almış KVHS’ler tarafından sunulabileceğini açıkça hükme bağlamaktadır. Bu yaklaşım, kripto varlık piyasasının “düzenleme dışı” olduğu yönündeki algıyı sona erdirerek yatırımcı korumasını güçlendirmeyi hedeflemektedir. Yönetici kadrolar için getirilen mesleki tecrübe ve itibar şartları da sektörde kurumsal yönetişim anlayışını pekiştirmektedir.

Sermaye yeterliliğine ilişkin hükümler, KVHS’ler için öngörülen asgari sermaye eşiklerinin ödeme kuruluşları, aracı kurumlar ve portföy yönetim şirketleri ile kıyaslandığında belirgin biçimde yüksek olması bakımından dikkat çekmektedir. Platformlar için 250 milyon Türk Lirası, saklama kuruluşları için ise 630 milyon Türk Lirası asgari kuruluş sermayesi şartı getirilmiştir. Bunun yanı sıra özsermaye, likit rezerv, borçlanma sınırları ve müşteri varlıklarıyla ilişkili ilave yükümlülükler öngörülmüştür. Bu düzenlemeler, finansal dayanıklılığı zayıf aktörlerin piyasada faaliyet göstermesini zorlaştırarak sistemik riskleri azaltmayı amaçlamaktadır.

Kripto varlıkların listelenmesine ilişkin olarak getirilen listeleme komitesi zorunluluğu ve yazılı prosedürler, platformların keyfi listeleme kararlarının önüne geçmeyi hedeflemektedir. Ayrıca kaldıraçlı işlemler, türev ürünler, kredili alım ve açığa satış gibi işlemlerin yasaklanması, kripto piyasalarının geleneksel sermaye piyasalarında görülen yüksek riskli işlemleri yeniden üretmesini engellemeye yöneliktir.

Saklama hizmetlerine ilişkin düzenlemeler yatırımcının korunması bakımından kritik önemdedir. Kripto varlıkların, SPK tarafından yetkilendirilmiş saklama kuruluşlarında ve platform varlıklarından ayrı şekilde tutulması zorunlu kılınmıştır. Merkezi Kayıt Kuruluşu (“MKK”) entegrasyonu ise kripto varlıkların kaydi izlenebilirliğini artırarak şeffaflığı güçlendirmektedir.

Öte yandan KVHS’ler bakımından yalnızca sermaye piyasası mevzuatı değil, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesine ilişkin mevzuat kapsamında da yeni yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülükler KVHS’lerin operasyonlarında merkezi bir konuma sahiptir. Mali Suçları Araştırma Kurulu (“MASAK”) mevzuatı çerçevesinde KVHS’ler; müşteri kimliğinin tespiti, sürekli müşteri izleme, şüpheli işlem bildiriminde bulunma, işlem kayıtlarının muhafazası ve uyum görevlisi atama gibi yükümlülüklere tabidir. Bu kapsamda, KVHS’ler için Mali Eylem Görev Gücü standartlarıyla uyumlu şekilde seyahat kuralının (travel rule) hayata geçirilmesi ve belirli tutarların üzerindeki kripto varlık transferlerinde gönderen ve alıcı bilgilerinin toplanması zorunlu hâle getirilmiştir. Ayrıca kripto varlık çekim işlemlerine yönelik bekleme süreleri, transfer limitleri ve işlem açıklaması alma yükümlülükleri getirilerek, KVHS’lerin müşteri işlemlerini yalnızca teknik açıdan değil, risk temelli bir izleme perspektifiyle yönetmeleri amaçlanmıştır. Tebliğlerle getirilen düzenleme yapısı, MASAK yükümlülükleri ile SPK gözetiminin birlikte işletildiği çift katmanlı bir denetim rejiminin benimsendiğini göstermektedir.

Yurt dışında yerleşik KVHS’ler bakımından benimsenen ters-talep (reverse solicitation) ilkesi uyarınca, Türkiye’deki yerleşik kişilere yönelik tanıtım, reklam ve pazarlama gibi faaliyetlerde bulunulmaması şartıyla, Türkiye’de yerleşik kişilerin tamamen kendi inisiyatifleri doğrultusunda, yurt dışında yerleşik kripto varlık hizmet sağlayıcılardan aldıkları her türlü hizmet ile bu kuruluşlar nezdinde açtıkları hesaplar, söz konusu hesaplara gönderilen nakit ve kripto varlıklar ile bu hesaplar üzerinden gerçekleştirdikleri işlemler Tebliğler’in kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu durum, Türkiye piyasasının tamamen kapatılmadığını; ancak izinsiz tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine karşı net bir duruş sergilendiğini göstermektedir. Söz konusu düzenleme, uluslararası piyasalara erişim ile ulusal yatırımcının korunması arasında denge kurma çabasının bir yansımasıdır.

Sonuç olarak ikincil mevzuat, kripto varlık piyasasında ciddi bir hukuki çerçeve oluşturmuştur. Bununla birlikte, sıkı sermaye ve uyum yükümlülüklerinin piyasa dinamikleri, rekabet ve inovasyon üzerindeki etkileri, önümüzdeki dönemde uygulama pratiğiyle birlikte daha net biçimde ortaya çıkacaktır.

KRİPTO VARLIK OLARAK İHRAÇ EDİLECEK PAYLAR

Son yıllarda dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, dünya genelinde finansal piyasalar köklü bir dönüşüm sürecine girmiştir. Blokzincir ve dağıtık defter teknolojilerinin gelişmesi, geleneksel finansal araçların kripto varlık teknolojileri kullanılarak ihraç edilmesine ortam hazırlarken; Avrupa Birliği, ABD ve Asya başta olmak üzere birçok ülkede tokenizasyon, dijital menkul kıymetler ve kripto varlık tabanlı finansal ürünlere yönelik mevzuat çalışmaları yoğunlaşmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak, Türkiye’de de sermaye piyasası mevzuatında önemli adımlar atılmaktadır. Bu doğrultuda sermaye piyasası araçlarının kripto varlık olarak ihraç edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kanunu’nda (“SPKn”) 26 Haziran 2024 tarihinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler, kripto varlık teknolojilerinin sermaye piyasalarına entegrasyonu bakımından yeni bir hukuki çerçeve oluşturmuştur. Bu kapsamda SPKn’nin 13. maddesinde yapılan düzenleme, kripto varlık olarak ihraç edilecek sermaye piyasası araçlarının izlenmesinin Merkezi Kayıt Kuruluşu (“MKK”) yerine kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafından yapılabilmesine imkân tanımıştır.

Bu gelişmeleri takiben, Sermaye Piyasası Kurulu’nun ikincil düzenlemelerinden olan Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıların Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ ile Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıların Çalışma Usul ve Esasları ile Sermaye Yeterliliği Hakkında Tebliğ, kripto varlık hizmet sağlayıcıların çalışma usul ve esaslarına ilişkin temel çerçeveyi belirlemiştir. Anılan düzenlemeler, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının organizasyon yapısından faaliyet süreçlerine, iç kontrol mekanizmalarından sermaye yeterliliğine kadar birçok hususu ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. Özellikle Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıların Çalışma Usul ve Esasları ile Sermaye Yeterliliği Hakkında Tebliğ’in 16. maddesi ile platformlara, satışına aracılık edecekleri kripto varlıkların türü ve hukuki niteliğine göre akıllı sözleşmelere yazılacak asgari unsurları kontrol etme ve sözleşme doğruluğunu inceleme yükümlülüğü getirilmiş ve platformlar, kripto varlık olarak ihraç edilecek sermaye piyasası araçlarının izlenmesi ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun belirleyeceği esasları karşılayacak şekilde kurgulandığının kontrolü bakımından sorumluluk altındadır.

MKK ise Kripto Varlık Merkezi Kayıt Sistemi altyapısını kurmuş ve kripto varlık temelli pay ihracı halinde hak kullanımında bu sistemdeki kayıtların dikkate alınacağı belirtilmiştir. Tüm bu gelişmelere karşın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun uygulamaya yönelik herhangi bir karar almadığı görülmektedir. İlerleyen süreçte ülkemizde kripto varlık tabanlı sermaye piyasası araçlarının ve özellikle pay ihracının ilk örneklerinin görülmeye başlanması beklenmektedir.

KRİPTO VARLIKLARIN TEMİNAT NİTELİĞİ

Kripto varlıklar, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda (“SPKn”); dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak elektronik olarak oluşturulup saklanabilen, dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan ve değer veya hak ifade edebilen gayri maddi varlıklar olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, kripto varlıkların mevzuatta açık biçimde gayri maddi malvarlığı değeri olarak konumlandırıldığını ve klasik finansal araçlardan ayrıldığını ortaya koymaktadır.

Türk Medeni Kanunu’na göre eşya; maddi, sınırlandırılabilir ve hakimiyet altına alınabilir nesnelerden oluşmakta olup kripto varlıkların eşya hukukundaki yeri doktrinde tartışmalıdır. Her ne kadar bazı yazarlar kriptoyu eşyaya yaklaşan değer olarak görse de Türk hukukunda kripto varlıkların açıkça eşya sayıldığı bir düzenleme bulunmamaktadır. Mevzuat ve içtihat, kripto varlığı klasik anlamda eşyadan ziyade, haczedilebilir bir gayri maddi malvarlığı değeri olarak konumlandırmaktadır. Nitekim, uygulamada icra daireleri ve Yargıtay, kripto varlıkların haczedilebileceğini kabul etmekte ve işlem platformlarındaki hesaplarda bulunan varlıkların haczi yoluna gidilebileceği yönünde bir yaklaşım benimsemektedir.

Kripto varlıklar, malvarlığı değeri olmaları sebebiyle fiilen teminata konu edilebilmektedir. Kripto varlıkların merkeziyetsiz yapısı, hızlı ve aracı olmadan transfer edilebiliyor olması, kolay saklanması ve değer tespitinin kolaylığı, teminat olarak kullanılmasını kolaylaştıran unsurlar arasındadır. En yaygın örnek, kripto varlığın işlem yapılan hesap üzerinden teminat altına alınmasıdır. Bu yöntemde borçlu, kripto varlığını platform nezdinde teminat hesabına aldırır ve platform tarafından bu varlık üzerinde blokaj uygulanır. Hukuki yapı çoğunlukla alacak hakkının rehni veya emin sıfatıyla saklama ve teminat ilişkisi şeklinde kurgulanır. Bunun haricinde bazı ülkelerde, kripto varlığın çok imzalı cüzdan yoluyla teminat altına alınması uygulaması mevcuttur. Kripto varlığın transferinin birden fazla tarafın onayına bağlanması sayesinde kontrol esaslı bir güvence sağlanır. Bir diğer uygulama alanı ise uluslararası işlemlerde, kripto varlık teminatının İngiliz hukuku veya New York hukuku gibi hukuk sistemlerine tabi kılınmasıdır; bu durumda Türk taraflar açısından milletlerarası özel hukuk hükümleri devreye girmektedir.

Bununla birlikte, SPKn’de Değişiklik Yapılmasına Dair 7518 sayılı Kanun ile kripto varlıkların teminata konu edilmesi önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Buna göre, kripto varlıkları konu edinen rehin sözleşmelerine 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu uygulanmayacaktır. Dolayısıyla kripto varlıklar üzerinde Taşınır Rehin Sistemi siciline tescil edilen bir ticari taşınır rehni kurulması mümkün değildir. Bu durum, kripto varlıklar bakımından kayıtlı ve ayni nitelikte bir teminat rejiminin henüz bulunmadığını göstermektedir.

Diğer yandan, dijital varlık teminatlarının sınır ötesi nitelik taşıdığı hallerde, hangi hukukun uygulanacağı konusunda bir belirsizlik vardır. Avrupa Hukuk Enstitüsü tarafından yayımlanan Dijital Varlıkların Teminat Olarak Kullanılmasına İlişkin İlkeler (Principles on the Use of Digital Assets as Security), dijital varlıkların teminat olarak kullanılmasına ilişkin özellikle uygulanacak hukukun belirlenmesi ve sınır ötesi uyuşmazlıklar konusunda yol gösterici ilkeler ortaya koymaktadır. Ancak bu ilkeler Türk hukuku bakımından bağlayıcı nitelik taşımamakta olup ülkemizde kripto varlıklar için henüz özel ve kapsamlı bir ayni teminat rejimi oluşturulmamıştır. Mevcut durumda uygulama, ağırlıklı olarak sözleşmesel ve kontrol esaslı teminat modelleri üzerinden şekillenmektedir.

KRİPTO VARLIKLARA İLİŞKİN YARGI İÇTİHADININ ŞEKİLLENMESİ

Kripto varlıkların hukuki niteliği ve bu alandaki uyuşmazlıkların nasıl çözümleneceği, Türkiye’de uzun süre belirsizliğini korumuştu. Ancak son yıllarda verilen mahkeme kararları ve idari kurumların uygulamaları, kripto varlık hukukunun içtihat yoluyla şekillenmeye başladığını göstermektedir.

Bu sürecin en çarpıcı örneği, hiç kuşkusuz Thodex davasıdır. İlk derece mahkemesi, Thodex’i fiilen bir kripto varlık hizmet sağlayıcısı olarak kabul etmiş ve platformun faaliyetlerini nitelikli dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları kapsamında değerlendirmiştir. Karar, kripto varlık platformlarının “hukuk boşluğunda” faaliyet gösteremeyeceğini açık biçimde ortaya koyması bakımından emsal niteliğindedir.

Özel hukuk alanında verilen kararlar ise görev ve yetki tartışmalarını gündeme taşımıştır. Kripto varlık alım-satım işlemlerinin tüketici işlemi olarak değerlendirilmemesi, bu faaliyetlerin yatırım niteliği taşıdığı yönünde bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir. Buna karşılık bazı alacak davalarında ticaret mahkemelerinin görevli kabul edilmesi, kripto varlık uyuşmazlıklarının ticari dava kapsamında ele alınabileceğini ortaya koymaktadır.

İhtiyati haciz taleplerine ilişkin istinaf kararları, kripto varlıkların soyut, değişken ve üçüncü kişi platformlar nezdinde tutulan yapısının usul hukuku bakımından yarattığı zorlukları gözler önüne sermektedir. Mahkemeler özellikle; alacağın dayanağının kripto varlık işlemlerine özgü teknik belgelerle ispat edilmesindeki güçlükler, varlığın borçluya ait olduğunun kesin biçimde ortaya konulamaması ve kripto varlıkların anlık değer değişimleri nedeniyle haczin ölçülülüğü konularında tereddüt yaşamaktadır. Bu nedenle mahkemeler, alacağın varlığı ve miktarının kesin biçimde ortaya konulamadığı hallerde geçici hukuki koruma taleplerine temkinli yaklaşmaktadır. Bu yaklaşım, yatırımcıların hızlı ve etkili hak arama imkanlarını sınırlayabilmektedir.

İdari işlemler bakımından ise Kişisel Verileri Koruma Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurulu kararları öne çıkmaktadır. Özellikle kripto varlık hizmet sağlayıcılarının kimlik doğrulama süreçlerine ilişkin Kişisel Verileri Koruma Kurumu kararları, kara para aklanmasının önlenmesi ve müşteri tanıma önlemleri yükümlülükleri ile kişisel verilerin korunması arasındaki hassas dengeyi somutlaştırmaktadır. Sermaye Piyasası Kurulu’nun izinsiz faaliyetlere yönelik erişim engeli kararları ise, kripto varlık piyasasında idari gözetim ve yaptırım mekanizmalarının etkin biçimde kullanılmaya başlandığını göstermektedir.

Sonuç olarak Türkiye’de kripto varlıklara ilişkin içtihat, ceza hukuku, özel hukuk ve idare hukuku ekseninde çok katmanlı bir biçimde şekillenmektedir. Bu içtihat birikimi, yeni mevzuatın uygulanmasında hem sektör aktörlerine hem de yatırımcılara yol gösterecektir.

KRİPTO VARLIKLARIN VERGİLENDİRİLMESİ

Kripto varlık alanındaki hızlı gelişim, vergi hukuku bakımından ciddi belirsizlikleri beraberinde getirmektedir. Özellikle kripto varlıklardan elde edilen kazançların hangi gelir unsuruna gireceği ve nasıl vergilendirileceği hususları, Türk vergi mevzuatında halen açık bir düzenlemeye kavuşturulmamıştır.

Türk hukukunda kripto varlıklara ilişkin ilk tanım Sermaye Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7518 sayılı Kanun ile Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında değişikliğe gidilerek yapılmıştır. Kripto varlıklar, getirilen yeni düzenleme ile “dağıtık defter teknolojisi kullanılarak oluşturulan ve değer veya hak ifade edebilen gayri maddi varlıklar” olarak tanımlanmış ve kavramsal bir zemin kazanmıştır. Bu tanım sermaye piyasası hukuku bakımından bir çerçeve sunsa da vergi hukuku açısından güncel olarak doğrudan bir vergilendirme yetkisi doğurduğunu söylemek mümkün değildir. Anayasa’nın 73/3. maddesi uyarınca vergilerin kanunla konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması esastır. Vergi kanunlarında açık bir düzenleme bulunmaksızın, kıyas veya yorum yoluyla yeni bir vergi yükümlülüğü ihdas edilmesi mümkün değildir.

Kripto varlıklar hukuki olarak tanımlanmış olmasına karşın bu tanım ile vergisel sonuç arasındaki bağın kurulmamış olması vergi hukuku uygulaması açısından bir eksiklik teşkil etmektedir. Örneğin kripto varlıkların miras yoluyla intikali halinde veraset ve intikal vergisine tabi olup olmayacağı, bir mal veya hizmet karşılığında devredilmeleri durumunda işlemin katma değer vergisi kapsamında bir teslim veya hizmet sayılıp sayılmayacağı ve özellikle Nitelikli Fikri Tapular’ın (“NFT”) elden çıkarılmasında dijital bir varlık devri mi yoksa fikri hak teslimi mi söz konusu olduğu hususları mevcut mevzuat çerçevesinde açık değildir. Benzer şekilde kripto varlıkların bağışlanması veya takas edilmesi durumlarında vergiyi doğuran olayın tespiti uygulamada belirsizliğini korumaktadır. Bu belirsizlikler, aynı ekonomik nitelikteki işlemlerin farklı mükellefler bakımından farklı vergisel sonuçlara tabi tutulması riskini doğurmakta; hukuki güvenlik ve vergide öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir. Avrupa Birliği Kripto Varlık Piyasaları Tüzüğü (“MiCA”) düzenlemesinde benimsenen, kripto varlıkları “hak veya değerlerin dijital temsili” olarak ele alan geniş yaklaşım, vergi hukuku bakımından daha esnek ve teknolojik gelişmelere uyumlu bir model sunmaktadır. Türk vergi mevzuatında da kripto varlıklara ilişkin açık, kapsamlı ve sistematik bir düzenleme yapılması hem mükelleflerin vergisel yükümlülüklerini öngörebilmeleri hem de vergi idaresinin uygulamada yeknesaklık sağlayabilmesi açısından önem arz etmektedir.

Bu eksikliklerin giderilmesi adına 2 Mart 2026 tarihinde “Kripto Varlıkların Vergilendirilmesi ve Diğer Bazı Vergi Konularına İlişkin Kanun Teklifi” Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş olup söz konusu taslak ile kripto varlıklardan elde edilen kazançların vergilendirilmesine ilişkin bir çerçeve oluşturulması amaçlanmaktadır. Teklif kapsamında kripto varlıklara ilişkin işlem vergisi ve gelir vergisi stopajı getirilmesi, Gelir Vergisi Kanunu’nda kripto varlıkların düzenlenmesi ve kripto varlık işlem vergisi kapsamına giren kripto varlıkların tesliminin KDV’den istisna edilmesi gibi çeşitli uygulamalar getirilmektedir. Önümüzdeki dönemde ilgili kanun taslağının onaylanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Nitekim diğer ülke uygulamaları da kripto varlıkların vergilendirilmesinde açık ve sistematik düzenlemelerin önemini ortaya koymaktadır. Örneğin ABD’de kripto varlıklar vergisel açıdan mülk olarak kabul edilmekte ve satım, takas veya ödeme aracı olarak kullanıldıkları her durumda vergiyi doğuran bir işlem meydana geldiği açıkça düzenlenmektedir. Almanya’da bireysel yatırımcılar bakımından elde tutma süresine dayalı bir sistem benimsenmiş; kripto varlıkların bir yıldan uzun süre elde tutulması halinde satış kazançları vergiden istisna edilmiştir. Fransa’da ise kripto varlık kazançları, faaliyetin profesyonel nitelik taşıyıp taşımadığına göre ayrıştırılarak bireysel yatırımcılar için sabit oranlı bir vergilendirme rejimi öngörülmüştür.

Sonuç olarak, kripto varlıkların ekonomik hayattaki ağırlığı karşısında vergilendirme ihtiyacı açıktır; ancak bu ihtiyacın Anayasa’nın vergilerin kanuniliği ilkesiyle uyumlu, açık ve öngörülebilir bir yasal çerçeve ile karşılanması zorunludur. Aksi halde mevcut belirsizlikler hem mükellefler hem de idare bakımından süregelen hukuki ve uygulamaya ilişkin sorunlara yol açmaya devam edecektir.

To read this Newsletter in full, please click here.

© Kolcuoğlu Demirkan Koçaklı Attorneys at Law 2020

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

See More Popular Content From

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More