ARTICLE
29 August 2025

Münhasır Ekonomik Bölge Rejimi ve Devletlerin Deniz Yetki Alanları Üzerindeki Hakları

E
Egemenoglu

Contributor

Egemenoglu is one of the largest full-service law firms in Turkey, advising market-leading clients since 1968. Egemenoğlu who is proud to hold many national and international clients from different sectors, is appreciated by both his clients and the Turkish legal market with his fast, practical, rigorous and solution-oriented work in a wide range of fields of expertise. Egemenoğlu has been considered worthy of various rankings by the world’s most leading and esteemed rating institutions and legal guides. We have been ranked as Recognized in “Project and Finance” and “Mergers and Acquisitions” areas by IFLR 1000. We also take place among the top- tier law firms of Turkey at the rankings of Legal 500, at which world’s best law firms are regarded, in “Employment Law” and “Real Estate / Construction” areas. Also our firm is regarded as significant by Chambers& Partners in “Employment Law” area as well.
Denizlerin uluslararası hukuk açısından paylaşımı, kıyıdaş devletlerin egemenlik hakları ile diğer devletlerin serbest kullanım haklarını dengeleyen karmaşık bir hukuki düzene dayanır.
Turkey Transport

1. Giriş

Denizlerin uluslararası hukuk açısından paylaşımı, kıyıdaş devletlerin egemenlik hakları ile diğer devletlerin serbest kullanım haklarını dengeleyen karmaşık bir hukuki düzene dayanır. 20. yüzyılın ortalarından itibaren teknolojik gelişmelerle birlikte deniz tabanı ve deniz altı kaynaklarının ekonomik değeri artmış; bu gelişme, devletlerin deniz alanları üzerindeki yetki taleplerini yeniden şekillendirmiştir. Özellikle 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)1 ile düzenlenen Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramı, klasik egemenlik anlayışı ile açık deniz serbestliği arasındaki dengeyi sağlayan sui generis bir hukuk rejimi olarak ortaya çıkmıştır. Bu rejim, kıyı devletlerine belirli bir deniz alanında doğal kaynaklara yönelik münhasır haklar tanımakta, aynı zamanda diğer devletlerin deniz ulaşımı ve iletişim özgürlüklerini koruma amacı da gütmektedir.

1.1. Münhasır Ekonomik Bölge Kavramının Önemi

MEB kavramı, deniz kaynaklarının artan ekonomik değerine paralel olarak kıyı devletlerinin egemenlik alanlarını genişletme ihtiyacından doğmuştur. Özellikle deniz altındaki petrol, doğalgaz ve maden rezervleri ile balıkçılık kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı, devletlerin denizlerdeki hak ve yetkilerini net bir şekilde belirlemesini gerekli kılmıştır. MEB, kıyı devletine 200 deniz miline kadar olan alan içerisinde doğal kaynakları araştırma, işletme, koruma ve yönetme yetkisi verirken; diğer devletlere seyrüsefer, uçuş ve kablo döşeme gibi haklarını da sürdürme imkânı tanır. Bu yönüyle MEB, deniz yetki alanlarının hem ekonomik işlevi hem de uluslararası barış ve güvenlik açısından dengeli yönetimi için kritik bir araçtır. Ayrıca, kıta sahanlığı ile sık sık karıştırılan MEB kavramı, farklı oluşum süreci ve hak kapsamıyla da özgün bir yapıya sahiptir.

1.2. Çalışmanın Amacı ve Yöntemi

Bu çalışmanın amacı, münhasır ekonomik bölge rejimini hukuki, tarihsel ve uygulamaya dönük yönleriyle inceleyerek devletlerin MEB üzerindeki hak ve yükümlülüklerini ortaya koymaktır. Çalışma, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası hukuk belgeleri, bölgesel bildirgeler ve devlet uygulamaları üzerinden yürütülmüştür2. Ayrıca, Latin Amerika, Afrika ve Asya devletlerinin tarihsel yaklaşımları ile Üçüncü BM Deniz Hukuku Konferansı 3sürecinde şekillenen normatif çerçeve karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. MEB'in sınırlandırılması, kıyısı olmayan veya coğrafi olarak elverişsiz devletlerin hakları ve ortaya çıkan sınır uyuşmazlıklarının çözüm yolları da analiz edilmiştir. Bu yönüyle çalışma, hem mevcut hukuki düzenin değerlendirilmesine hem de güncel tartışmaların anlaşılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.

2. Uluslararası Hukukta Deniz Yetki Alanları

Devletlerin denizler üzerindeki egemenlik ve yetki talepleri, uluslararası deniz hukukunun temel tartışma alanlarından biridir. 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS), bu alanlara ilişkin sınırları ve hakları açıkça belirleyerek devletler arasında denge sağlamayı amaçlamıştır. Bu kapsamda deniz yetki alanları; içsular, karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge (MEB) ve açık denizler olmak üzere sınıflandırılmıştır. Bu bölümde, söz konusu alanlardan içsular, karasuları, kıta sahanlığı ve MEB'in içinde yer aldığı açık deniz sistematiği incelenecektir.

2.1. İçsular ve Karasuları

İçsular, bir devletin kara parçası tarafından tamamen çevrelenen ve denize açılmayan sularıdır. Limanlar, körfezler, haliçler ve iç denizler bu kapsama girer. Devletin içsuları üzerindeki egemenliği, kara sınırları üzerindeki egemenliğiyle aynı düzeyde olup; bu sulara yabancı gemilerin ancak ilgili devletin izniyle girmesi mümkündür.

Karasuları ise, kıyı devletinin kara ülkesine bitişik olan ve denize doğru 12 deniz miline kadar uzanan deniz şerididir. Bu alanda da kıyı devleti tam egemenlik hakkına sahiptir; ancak, diğer devletlerin gemileri bu sulardan "zararsız geçiş" hakkı çerçevesinde geçebilir. BMDHS madde 2'ye göre karasuları4, hava sahası ve deniz yatağı dâhil olmak üzere kıyı devletinin egemenliği altındadır.

2.2. Kıta Sahanlığı

Kıta sahanlığı, kıyı devletinin kara ülkesinin deniz altında doğal bir uzantısıdır ve genellikle 200 deniz miline kadar olan deniz yatağını ve onun toprak altını kapsar. BMDHS madde 76 5uyarınca, bu alan ya 200 deniz miline kadar uzanır ya da kıta kenarının doğal dış sınırına kadar genişleyebilir. Kıta sahanlığı üzerindeki haklar kıyı devletine aittir ve bu haklar herhangi bir ilan veya fiilî kullanım gerektirmeksizin ipso facto ve ab initio geçerlilik kazanır. Bu yönüyle, kıta sahanlığı hakları ilanla değil, doğrudan coğrafi yapıyla ilişkilidir.

2.3. Açık Denizler ve Münhasır Ekonomik Bölge

Açık denizler, herhangi bir devletin egemenliği altına girmeyen, seyrüsefer, uçuş, balıkçılık ve bilimsel araştırma gibi serbestliklerin geçerli olduğu deniz alanlarını ifade eder. BMDHS madde 876'de bu alanlar "denizlerin özgürce kullanımı" ilkesi doğrultusunda düzenlenmiştir.

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ise, karasularının ötesinde, kıyıdan itibaren 200 deniz miline kadar uzanan özel bir deniz yetki alanıdır. MEB, açık deniz serbestliğini tümüyle ortadan kaldırmaz; ancak kıyı devletine bu bölgede canlı ve cansız doğal kaynaklar üzerinde araştırma, işletme, koruma ve yönetme hakkı tanır. BMDHS madde 567 ve devamı maddelerde MEB rejimi ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Kıta sahanlığından farklı olarak, MEB yalnızca kıyı devletinin açıkça ilanı ile oluşur ve uluslararası tanınırlık kazanır.

3. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Kavramı ve Hukuki Dayanağı

Deniz yetki alanları arasında münhasır ekonomik bölge (MEB), kıyı devletinin egemenlik hakları ile diğer devletlerin deniz serbestlikleri arasında denge kuran özgün bir deniz rejimi olarak kabul edilmektedir. 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile hukuki çerçevesi belirlenen bu kavram, deniz hukuku tarihinde hem ekonomik faydaya hem de uluslararası iş birliğine dayanan bir model sunmuştur. MEB, özellikle gelişmekte olan kıyı devletlerinin kaynaklarını etkin kullanma taleplerinin uluslararası hukuka yansımasıdır.

3.1. MEB'in Tanımı ve Özellikleri

Münhasır ekonomik bölge, karasularının ötesinde, kıyıdan itibaren 200 deniz miline kadar uzanan deniz alanını ifade eder. Bu alan, yalnızca deniz yüzeyini değil; deniz yatağı, toprak altı ve su sütununu

da kapsar. MEB rejimi kapsamında kıyı devletine tanınan haklar yalnızca ekonomik faaliyetlerle sınırlıdır. Bu haklar arasında şunlar yer alır:

  • Canlı ve cansız doğal kaynakları araştırma, işletme, koruma ve yönetme (BMDHS 56),
  • Deniz enerjisinden (rüzgar, akıntı) ekonomik amaçlarla faydalanma,
  • Suni adalar ve tesisler inşa etme ve bunları kontrol etme,
  • Deniz çevresini koruma ve bilimsel araştırmaları düzenleme.

MEB'de egemenlik değil, egemen haklar söz konusudur; bu nedenle, diğer devletler MEB'de seyrüsefer, uçuş ve denizaltı kablo döşeme gibi özgürlükleri kullanmaya devam edebilir. MEB'in oluşturulabilmesi için kıyı devletinin bu yönde bir ilan yapması gerekir. Bu yönüyle, kıta sahanlığından farklı olarak MEB kendiliğinden doğmaz.

3.2. Kıta Sahanlığı ile MEB Arasındaki Farklar

Kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölge (MEB) kavramları zaman zaman karıştırılsa da, hem hukuki doğaları hem de kapsadıkları alanlar bakımından önemli farklılıklar taşımaktadır. Öncelikle kıta sahanlığı, kıyı devletinin kara ülkesinin denizin altına doğru doğal bir uzantısı olarak tanımlanır. Bu alan, coğrafi ve jeolojik esaslara dayanmakta olup, devletin herhangi bir beyanına gerek kalmaksızın kendiliğinden doğar. Diğer bir ifadeyle, kıta sahanlığı üzerindeki haklar ipso facto ve ab initio olarak, yani doğrudan ve başlangıçtan itibaren kıyı devletine aittir.

Buna karşın, MEB bir hukuki rejim olup, yalnızca kıyı devletinin açık bir irade beyanıyla, yani ilan yoluyla tesis edilebilir. MEB'in oluşabilmesi için kıyı devleti bu bölgeyi açıkça tanımlamalı ve ilgili uluslararası toplumu bilgilendirmelidir. Bu yönüyle kıta sahanlığı coğrafi, MEB ise hukuki nitelikli bir deniz yetki alanıdır.

Kapsadıkları alan bakımından da iki kavram arasında farklılık söz konusudur. Kıta sahanlığı yalnızca deniz yatağı ve onun altındaki doğal kaynaklara ilişkin haklar tanırken; MEB, bu alanlara ek olarak deniz yüzeyi ve su sütunu (yani denizin üst katmanları) üzerindeki kaynaklar üzerinde de hak ve yetkiler tanır. Böylece MEB rejimi, balıkçılık, rüzgar ve akıntı enerjisinden faydalanma, çevresel koruma, bilimsel araştırma gibi çok daha geniş kapsamlı ekonomik faaliyetleri içerebilir.

Ayrıca kıta sahanlığı sadece cansız doğal kaynaklara (petrol, doğalgaz, maden vb.) ilişkin haklar tanırken; MEB rejimi hem canlı (balık, deniz canlıları) hem de cansız kaynaklar üzerinde münhasır ekonomik haklar sağlar. Bu yönüyle MEB, daha kapsayıcı ve çok boyutlu bir ekonomik kullanım alanı sunar.

Son olarak, MEB'de diğer devletlerin seyrüsefer, uçuş ve iletişim özgürlüğü korunmakta; buna karşın kıta sahanlığında bu özgürlüklerin kapsamı daha sınırlı olup yalnızca deniz tabanı ile ilgili teknik faaliyetler (örneğin kablo döşeme) söz konusu olabilir.

Bu farklılıklar, her iki rejimin uluslararası deniz hukukundaki işlevlerinin ayrıştığını ve uygulamada dikkatle ayrım yapılması gerektiğini göstermektedir.

3.3. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) Kapsamında MEB


Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (1982), münhasır ekonomik bölgeye ilişkin temel uluslararası hukuki dayanağı teşkil eder. Sözleşmenin 55–75. maddeleri arasında MEB rejimi detaylı biçimde düzenlenmiştir. Özellikle:

  • Madde 56: Kıyı devletlerinin hak ve yetkilerini,
  • Madde 58: Diğer devletlerin hak ve yükümlülüklerini,
  • Madde 61–62: Canlı kaynakların yönetimi ve sürdürülebilirliği ilkelerini,
  • Madde 73: Denetim ve yaptırım yetkisini,
  • Madde 74–75: MEB sınırlarının belirlenmesi ve uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını içermektedir.8

Bu düzenlemelerle birlikte UNCLOS, hem kıyı devletlerinin ekonomik menfaatlerini hem de diğer devletlerin uluslararası deniz hukuku kapsamındaki haklarını dengeleyecek bir normatif çerçeve sunmuştur. Bu bağlamda MEB, klasik egemenlik alanlarından farklı olarak hem koruyucu hem paylaştırıcı bir hukukî yapı inşa etmektedir.

4. Tarihsel Gelişim Süreci

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramı, deniz hukukunun evrimi içinde kıyı devletlerinin ekonomik çıkarlarını daha etkin biçimde koruma ihtiyacından doğmuş ve uluslararası hukukun merkezî konularından biri haline gelmiştir. Bu kavramın gelişimi, tek bir devletin tasarrufuyla değil; farklı kıtalardan gelen çok taraflı yaklaşımlar, bölgesel bildirgeler ve nihayetinde küresel düzeyde kabul gören hukuki düzenlemelerle şekillenmiştir.

4.1. Truman Bildirgesi (1945)9

MEB kavramının doğuşu, modern uluslararası deniz hukukunda 1945 tarihli Truman Bildirgesi ile başlar. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry S. Truman tarafından yayımlanan bu bildiriyle ABD, kıyılarına bitişik kıtasal şelfte bulunan doğal kaynaklar üzerinde egemen hak iddiasında bulunmuştur. Bildirgede, deniz tabanındaki petrol ve diğer minerallerin korunması ve işletilmesi amacıyla kıyı devletlerinin yargı yetkisine sahip olması gerektiği savunulmuştur. Her ne kadar bildiride "münhasır ekonomik bölge" ifadesi açıkça kullanılmamış olsa da, deniz altı kaynakları üzerinde kıyı devleti yararına bir ayrıcalık tesis edilmesi, bu rejimin temelini oluşturan ilk adım olarak kabul edilmektedir.

4.2. Latin Amerika ve Şili–Peru İlanları10

Truman Bildirgesi'nin hemen ardından, Latin Amerika devletleri, özellikle Şili ve Peru, bu görüşü daha da ileri taşıyan tek taraflı beyanlarda bulunmuşlardır. 1947 yılında Şili Devlet Başkanı'nın açıklaması ve Peru Hükümeti'nin 200 deniz mili genişliğinde deniz yetki alanları ilan etmesi, MEB kavramının bölgesel düzeyde somutlaşmasını sağlamıştır. Bu ilanlarda, balina avcılığı, balıkçılık ve deniz altı kaynaklarının kullanımı bakımından kıyı devletine geniş haklar tanınırken, seyrüsefer

özgürlüğü korunmuştur. 1952 tarihli Santiago Bildirgesi 11ise Şili, Ekvador ve Peru arasında imzalanarak 200 deniz millik ekonomik yetki bölgesi anlayışını resmîleştirmiştir.

4.3. Arap Devletleri ve Patrimonyal Deniz 12Yaklaşımı

1949 yılı itibarıyla bazı Arap devletleri de deniz tabanındaki doğal kaynaklar üzerindeki egemenlik iddialarını artırmışlardır. Bu devletler, "kıta sahanlığı" yerine "batık topraklar" (submerged lands) terimini kullanarak, deniz altındaki petrol rezervleri başta olmak üzere kaynakların kıyı devletinin millî mülkiyetinde olduğunu savunmuşlardır. Bu yaklaşım, "patrimonyal deniz" anlayışıyla birleşmiş ve özellikle denizlerin ekonomik değerine odaklanan bir perspektif geliştirmiştir. Bu ilanlar, kıta sahanlığının ötesinde ekonomik bölge kavramının Ortadoğu coğrafyasında da kabul gördüğünü göstermektedir.

4.4. AALCC ve Afrika–Asya Perspektifi

1970'li yıllarda Asya-Afrika Hukuki Danışma Komitesi (AALCC)13 bünyesinde yapılan çalışmalar, gelişmekte olan ülkelerin deniz kaynaklarından adil biçimde yararlanmasını sağlamayı amaçlamıştır. 1971'de Kolombo ve 1972'de Lagos toplantılarında, kıyı devletlerinin karasularının ötesinde kalan deniz alanlarında hak iddia etmesinin gerekliliği savunulmuştur. Bu toplantılarda, batılı gelişmiş ülkelerin ileri teknolojiler sayesinde deniz kaynaklarına daha rahat erişim sağlayabildiği, buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin kıyı sularında dahi yeterince faydalanamadığı vurgulanmıştır. Bu eşitsizliği gidermek için MEB fikri savunulmuş, Kenya bu konuda öncü bir öneri sunmuştur.

4.5. Üçüncü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı (1973–1982)14

MEB kavramının nihai olarak uluslararası hukuki rejime kavuşması, 1973–1982 yılları arasında gerçekleşen Üçüncü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı ile olmuştur. Konferans boyunca MEB'in kapsamı, sınırları, kıyı ve diğer devletlerin hakları yoğun biçimde tartışılmıştır. Konferansta üç eğilim öne çıkmıştır: tam egemenlik savunan toprakçı eğilim, yalnızca kaynaklar üzerinde öncelik tanıyan öncelikçi eğilim, ve MEB'in özgün bir hukukî statü olduğunu kabul eden bölgeci eğilim. Bu süreç sonunda, 1982 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS)15 ile MEB, uluslararası hukukun tanıdığı ve sınırlarını belirlediği bir deniz yetki alanı olarak yerini almıştır.

5. MEB'de Devletlerin Hak ve Yetkileri

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) rejimi, kıyı devletine yalnızca ekonomik nitelikte haklar tanıyan ve bu hakların sınırlarını uluslararası hukuk normlarıyla belirleyen bir yapıya sahiptir. MEB içerisinde kıyı devleti egemenlik kullanmaz; ancak egemen haklar kullanır. Bu fark, söz konusu bölgedeki diğer devletlerin seyrüsefer, uçuş ve iletişim özgürlüklerinin korunması açısından önemlidir. UNCLOS'un 56. maddesi çerçevesinde, sahildar devletin MEB üzerindeki yetkileri sınırlı ama özelleşmiş alanlara yöneliktir.

5.1. Sahildar Devletin Hakları

Sahildar devlet, MEB içerisinde kaynakların araştırılması, işletilmesi, korunması ve yönetilmesi konusunda egemen haklara sahiptir. 16Bu haklar karasularında olduğu gibi tam bir egemenlik anlamına gelmez; yalnızca ekonomik faaliyetlerle sınırlıdır. Ayrıca sahildar devlet, bölgede yasal ve idari düzenlemeler yapma, bu düzenlemelere uyulmasını sağlamak için denetim, gözaltı ve yargılama yetkilerini kullanma hakkına da sahiptir. Bu kapsamda yasa dışı avlanma, kaçakçılık veya çevresel tehdit gibi durumlarda yaptırım uygulama yetkisi mevcuttur.

5.2. Canlı ve Cansız Kaynaklar Üzerindeki Yetkiler

Kıyı devletinin MEB'deki yetkileri hem canlı (balıkçılık, deniz memelileri vb.) hem de cansız (petrol, doğalgaz, madenler) deniz kaynaklarını kapsar. Canlı kaynaklar açısından, kıyı devleti kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamakla yükümlüdür. 17Bu çerçevede, avlanabilir stokları tespit etmeli ve bu stokları koruyacak önlemler almalıdır (UNCLOS m.61).

Eğer kıyı devleti bu stokları kendi başına kullanamayacaksa, artan kapasiteyi diğer devletlere uygun şartlarla tahsis etmesi öngörülür (m.62)18. Bu durum, hem kaynakların etkin kullanımı hem de uluslararası işbirliği bakımından önem taşır.

Cansız kaynaklar üzerinde ise kıyı devleti, deniz yatağındaki hidrokarbon rezervleri ve mineraller üzerinde mutlak işletme hakkına sahiptir. Bu alanlara dair arama ve çıkarma faaliyetleri yalnızca sahildar devletin izniyle yapılabilir.

5.3. Bilimsel Araştırma ve Çevre Koruma Yetkisi

MEB rejimi, kıyı devletine deniz bilimsel araştırmalarını izleme, denetleme ve izin verme yetkisi de tanır. Bu araştırmaların sonuçlarına erişme hakkı da sahildar devlete aittir. Özellikle yabancı devlet veya kuruluşlar tarafından yapılacak bilimsel faaliyetler, kıyı devletinin iznine tabidir (UNCLOS m.246).19

Buna ek olarak, kıyı devleti, MEB sınırları içerisinde deniz çevresini koruma ve kirlenmeyi önleme yükümlülüğü altındadır (m.56/1b).20 Bu yetki, petrol sızıntıları, atık boşaltımı ve aşırı avlanma gibi çevreyi tehdit eden unsurlara müdahale etmeyi de kapsar.

5.4. Suni Adalar ve Tesisler Üzerindeki Yetkiler

Kıyı devleti, MEB sınırları içerisinde suni adalar, yapılar ve tesisler inşa etme, bunları işletme ve bakımını yapma hakkına sahiptir (UNCLOS m.60).21 Bu yapılar genellikle enerji üretimi, petrol platformları, araştırma tesisleri veya ulaşım merkezleri gibi amaçlarla kurulur.

Bu yapılar çevresinde 500 metreye kadar güvenlik bölgeleri oluşturulabilir. Diğer devletlerin bu yapıların etrafında seyrüsefer yaparken bu güvenlik alanına riayet etmesi zorunludur. Ancak bu tesisler egemenlik kurma amacı taşımaz; karasuları oluşturmaz ve ada statüsünde değerlendirilmezler.

Sahildar devlet, bu yapılarla ilgili olarak gümrük, sağlık, güvenlik ve göç düzenlemelerini yürütme hakkına sahiptir. Fakat bu yetkiler, diğer devletlerin MEB içerisindeki haklarını ortadan kaldırmaz; yalnızca sahildar devletin ekonomik faaliyetlerini koruyacak düzeyde sınırlama getirir.

6. Diğer Devletlerin Hakları ve Yükümlülükleri

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), kıyı devletine belirli ekonomik haklar tanısa da, bu bölge tamamen kapalı veya tek taraflı egemenliğe konu bir alan değildir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (UNCLOS) 58. maddesi, MEB içinde diğer devletlerin de belirli haklara sahip olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu haklar, denizlerin serbest kullanımı ilkesine dayanır ve özellikle ticaretin, ulaşımın ve iletişimin kesintisiz işleyişini teminat altına almayı amaçlar.22

6.1. Seyrüsefer, Uçuş ve Kablo Serbestliği

MEB içerisinde, sahildar devletin münhasır ekonomik yetkileri yalnızca kaynaklar üzerindedir. Dolayısıyla, diğer devletlerin MEB üzerinde seyrüsefer (navigation), uçuş (overflight) ve deniz altı kabloları ve boru hatları döşeme özgürlüğü aynen geçerlidir.23 Bu özgürlükler UNCLOS'un 87. maddesinde yer alan "açık deniz serbestliği" ilkesi kapsamında değerlendirilir ve MEB içinde de korunur.

Bu bağlamda, sahildar devletin MEB'deki egemen hakları, diğer devletlerin gemi geçişi, ticari uçuşlar veya okyanus tabanı üzerinden geçen iletişim hatları kurma faaliyetlerini engelleyecek nitelikte değildir. Ancak bu faaliyetler, kıyı devletinin çevre koruma ve güvenlik düzenlemelerine zarar vermeyecek şekilde yürütülmelidir. Örneğin, deniz altı kablosu döşeyecek bir devlet, ilgili sahildar devlete danışmak ve çevresel etki değerlendirmesi yapmak zorundadır.

6.2. Sahildar Devletin Mevzuatına Uyma Yükümlülüğü

UNCLOS m.58/3 uyarınca, MEB içinde haklarını kullanan tüm devletler, sahildar devletin haklarını ve çıkarlarını gözetmekle yükümlüdür. 24Bu yükümlülük, sahildar devletin MEB üzerinde yürürlüğe koyduğu yasal düzenlemelere saygı gösterilmesini de kapsar. Özellikle çevrenin korunması, doğal kaynakların sürdürülebilirliği ve deniz güvenliğine ilişkin kurallara riayet edilmesi gerekir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, sahildar devletin çıkardığı kanunların UNCLOS hükümleriyle bağdaşır olması gerektiğidir. Aksi hâlde, sahildar devletin mevzuatı diğer devletler için bağlayıcılığını kaybedebilir. Bu nedenle, sahildar devletin mevzuat yapma yetkisi sınırsız değildir; uluslararası hukuk çerçevesinde şekillenir.

 

Diğer devletlerin bu yükümlülüklere uymaması durumunda, sahildar devlet; gözaltı, el koyma ve yargı yetkisini kullanarak müdahalede bulunabilir. Ancak bu yetki, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde kullanılmalıdır. Aksi hâlde uluslararası sorumluluk gündeme gelebilir.

7. Kıyısı Olmayan ve Coğrafi Açıdan Elverişsiz Devletlerin Hakları

Uluslararası deniz hukukunda yalnızca kıyı devletleri değil, denize kıyısı bulunmayan veya coğrafi bakımdan elverişsiz konumda bulunan devletler de münhasır ekonomik bölgelerden (MEB) sınırlı ölçüde yararlanma hakkına sahiptir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma ve bölgesel eşitsizliklerin azaltılması bakımından bu hakların varlığı büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), söz konusu devletlerin haklarını tanımış ve kıyı devletleriyle aralarında kurulacak iş birliğinin hukuki çerçevesini ortaya koymuştur.

7.1. UNCLOS 69. ve 70. Maddeleri

UNCLOS'un 69. maddesi, denize kıyısı olmayan devletlerin, belirli şartlar altında MEB'deki canlı kaynaklardan yararlanabileceğini düzenlemektedir. Eğer sahildar devlet, kendi MEB sınırları içindeki avlanabilir kaynakların tamamını kullanamıyorsa, bu "artık kapasite" diğer devletlere, özellikle de kıyısı olmayanlara, adil ve uygun şartlarla tahsis edilmelidir.25

70. madde ise coğrafi açıdan elverişsiz devletler için benzer bir düzenleme getirir. Bu kavram; kıyısı çok dar olan, yarı kapalı denizlerde yer alan, kıta sahanlığı sınırlı ya da halkının büyük bölümü deniz ürünlerine bağımlı olan devletleri kapsar. Bu devletlerin, aynı alt-bölge ya da bölgedeki sahildar devletlerin MEB'inde yer alan kaynaklara erişimi, ikili ya da çok taraflı anlaşmalar ile sağlanabilir.26

Her iki madde de kıyı devletinin kaynaklarını dış devletlerle paylaşmasını bir yükümlülük haline getirmemekte; bu durumu "fazlalık kaynak" şartına bağlamaktadır. Başka bir ifadeyle, sahildar devlet kaynaklarının tamamını kendi kapasitesiyle kullanabiliyorsa, bunları başkalarıyla paylaşmakla yükümlü değildir.

7.2. Hakkaniyet İlkesi ve Avlanma Hakkı

Kıyısı olmayan ve coğrafi bakımdan elverişsiz devletlerin MEB'den yararlanması, mutlak bir hak değil; hakkaniyet ilkesine dayalı bir paylaşım çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu ilke, kıyı devleti ile diğer devletler arasında yapılacak düzenlemelerde adil, dengeli ve sürdürülebilir bir kaynak paylaşımını hedefler.

UNCLOS'un genel ruhuna uygun olarak; sahildar devletin ulusal ekonomik ihtiyaçları, kaynak kullanım kapasitesi, çevresel sürdürülebilirlik öncelikleri ve geleneksel balıkçılarının korunması, söz konusu düzenlemelerde dikkate alınması gereken temel faktörler arasında yer alır.

Bu tür hakların kullanımı daima ikili ya da çok taraflı anlaşmalar ile şekillendirilmelidir. Taraflar arasında yapılacak düzenlemelerde hem sahildar devletin iç pazarı ve mevcut ekonomik durumu hem de diğer devletlerin gıda ihtiyacı ve kalkınma düzeyi göz önünde bulundurulmalıdır.

Hakkaniyet ilkesi, deniz hukukunun yalnızca teknik bir kaynak paylaşımı değil, aynı zamanda insani, kalkınmacı ve iş birliğine dayalı yönünü de temsil eder. Bu yönüyle, özellikle denize erişimi olmayan gelişmekte olan devletlerin deniz kaynaklarından dışlanmaması, uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olarak değerlendirilmelidir.

8.1. Ortalama Çizgi, Doğal Uzantı ve Müzakere Yöntemleri27

MEB sınırlandırılmasında kullanılan başlıca yöntemlerden biri, ortalama çizgi (equidistance line) yöntemidir. Bu yöntemde, kıyıları karşı karşıya veya bitişik olan devletlerin sahillerinden eşit uzaklıkta bir çizgi çizilir ve bu çizgi sınır olarak kabul edilir. Pratikte oldukça sık başvurulan bir yöntemdir; ancak her zaman hakkaniyeti sağlamadığı durumlar da olabilmektedir.

Bir diğer yöntem ise doğal uzantı (natural prolongation) ilkesidir. Bu yaklaşımda, devletin kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısı dikkate alınır ve kıta sahanlığı veya MEB sınırı buna göre belirlenir. Özellikle jeolojik ve morfolojik olarak belirgin yapılar, bu yöntemin uygulanmasında etkili olabilir.

Bununla birlikte, müzakere yöntemi, deniz sınırlandırmalarında en temel ve öncelikli çözümdür. İlgili devletler, karşılıklı iyi niyet ve uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde, ekonomik ve coğrafi koşulları gözeterek sınırlarını belirleme yoluna gitmelidir. UNCLOS'un 74. ve 83. maddeleri, sınırlandırmanın taraf devletler arasında adil bir sonuca ulaşacak şekilde yapılmasını ve mümkünse anlaşma yoluyla gerçekleştirilmesini öngörür.

8.2. Uluslararası Adalet Divanı ve Bağlayıcı Kararlar2829

Taraflar arasında müzakere yoluyla bir çözüme ulaşılamaması hâlinde, uyuşmazlıkların çözümü için Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ya da Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS) gibi yargı organlarına başvurulabilir. Bu yargı mercileri, daha önce birçok MEB sınırlandırması uyuşmazlığında emsal kararlar vermiştir.

UAD'nin uyguladığı yöntem genellikle üç aşamadan oluşur: (i) geçici eşit uzaklık çizgisinin çizilmesi,

(ii) özel koşulların değerlendirilerek bu çizginin düzeltilip düzeltilmeyeceğinin belirlenmesi, ve (iii) elde edilen sonucun orantılılık testi ile hakkaniyete uygun olup olmadığının kontrolü. Bu sistematik, hem coğrafi gerçeklikleri hem de ekonomik ve siyasi dengeleri dikkate alır.

Yargı kararları bağlayıcı niteliktedir ve taraf devletlerce uygulanması zorunludur. Ancak, sınırlandırma davalarında yargı yoluna başvurulması genellikle tarafların açık rızasına bağlıdır.

8.3. Hakkaniyet İlkesi ve Uzlaştırma Süreci

MEB sınırlandırmalarında temel referans noktalarından biri, hakkaniyet (equity) ilkesidir. UNCLOS'un

74. ve 83. maddeleri, sınırlandırmaların adil sonuçlar doğuracak biçimde yapılmasını şart koşar. Hakkaniyet ilkesi, yalnızca mesafeye dayalı coğrafi ölçütleri değil; aynı zamanda nüfus yoğunluğu,

ekonomik ihtiyaçlar, kıyı uzunluğu, denize çıkış olanakları, geleneksel balıkçılık hakları ve çevresel koşulları da hesaba katar.

Taraflar müzakerelerden sonuç alamazsa, UNCLOS XV. Kısım çerçevesinde uzlaştırma (conciliation) usulüne başvurabilir. Uzlaştırma komisyonu, bağlayıcı olmayan ama tarafları tatmin etmeye yönelik bir rapor hazırlayarak önerilerde bulunur. Taraflar bu önerileri dikkate alarak yeni müzakerelere girebilirler. Uyuşmazlığın derinleşmesi hâlinde ise yargı yoluna başvurulabilir.30

Bu süreçler, deniz yetki alanlarının paylaşımında sadece jeopolitik değil, aynı zamanda hukuki ve diplomatik boyutların da belirleyici olduğunu göstermektedir.

9. Sonuç ve Değerlendirme

Denizlerin artan ekonomik ve stratejik önemi, kıyı devletlerini karasularının ötesinde yeni hak alanları tesis etmeye yöneltmiş; bu çerçevede Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramı, deniz hukukunun temel yapı taşlarından biri hâline gelmiştir. Gerek doğal kaynakların sürdürülebilir işletilmesi gerekse deniz çevresinin korunması açısından MEB rejimi, hem kıyı devletlerinin egemen haklarını hem de diğer devletlerin denizlerden serbestçe yararlanma ilkelerini dengelemeye çalışan bir düzenleme biçimidir.

9.1. MEB Rejiminin Hukuki Önemi

MEB rejimi, tam egemenlik yerine sınırlı ve belirli alanlarla sınırlı "egemen hak" tanıyan özgün bir hukuki yapıya sahiptir. Bu yönüyle karasularından ayrılırken, kıta sahanlığı ile bazı benzerlikler taşır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ile birlikte, bu kavram hem normatif temellere kavuşmuş hem de devletlerarası ilişkilerde geniş kabul görmüştür. Özellikle kıta sahanlığı ile MEB arasındaki farkların netleşmesi, kıyı devletlerinin hak iddialarını daha sistematik biçimde ortaya koymasını sağlamıştır.

MEB'in hukuki önemi, yalnızca kaynakların işletilmesinde değil, aynı zamanda devletlerin çevre koruma, bilimsel araştırma yapma, ulaşım altyapısı kurma gibi çok yönlü faaliyetlerinde görünür hâle gelmiştir. Ayrıca bu rejim, hakkaniyet, iş birliği ve barışçıl çözüm ilkelerine dayalı bir deniz düzeninin inşasına katkı sağlamaktadır.

9.2. Günümüzde MEB Uyuşmazlıkları ve Türkiye'nin Konumu

Günümüzde MEB'e ilişkin en kritik tartışmalar, sınırlandırma uyuşmazlıkları ve jeopolitik çıkar çatışmaları etrafında şekillenmektedir. Doğu Akdeniz, Güney Çin Denizi ve Arktik Bölgesi gibi stratejik alanlar, devletlerin MEB ilanlarıyla üst üste binen yetki iddialarına sahne olmaktadır. Bu tür uyuşmazlıklar, deniz altı enerji kaynaklarının paylaşımı, balıkçılık hakları ve suni ada inşaları gibi çok katmanlı sorunları beraberinde getirmektedir.

Türkiye, MEB rejiminin hem hukuki hem de siyasi boyutuyla en çok ilgilenen aktörlerden biridir. Özellikle Doğu Akdeniz'de, Yunanistan ve GKRY'nin maksimalist tezlerine karşı, Türkiye uluslararası hukuktaki hakkaniyet ilkesi ve kıyı uzunluğu esasına dayalı bir yaklaşım benimsemektedir. Türkiye, henüz UNCLOS'a taraf olmasa da, bazı hükümlerini teamül hukuku olarak kabul etmekte ve

30 (Birleşmiş Milletler, 1982, Kısım XV)

karşılıklılık esasına göre MEB sınırlandırması yapabileceğini ifade etmektedir. 31Bu çerçevede, Libya ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşması (2019), 32Türkiye'nin bu alandaki aktif pozisyonunu güçlendirmiştir.

Ancak Türkiye'nin MEB ilanı konusunda atacağı adımlar, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri gözeten diplomatik stratejilerle de uyumlu olmalıdır. Zira MEB sınırlandırmaları, uluslararası yargı süreçlerinden çok, müzakere ve uzlaşma zeminlerinde çözüme kavuşturulabilecek niteliktedir.

Genel Değerlendirme

Sonuç olarak, MEB rejimi, devletlerin denizlerdeki ekonomik menfaatlerini koruma amacıyla şekillenen; ancak aynı zamanda çevresel, bilimsel ve diplomatik iş birliğini de teşvik eden karma bir yapıdır. Devletlerin bu rejimi hukukun üstünlüğü, hakkaniyet ve barış ilkeleri çerçevesinde uygulaması; yalnızca kendi çıkarlarını değil, denizlerin ortak miras niteliğini de gözeten bir dengeyi mümkün kılacaktır.

Kaynakça

  • Asya-Afrika Hukuki Danışma Komitesi [AALCC]. (1971). Colombo Toplantısı Raporu.
  • Asya-Afrika Hukuki Danışma Komitesi [AALCC]. (1972). Lagos Toplantısı Raporu.
  • Birleşmiş Milletler. (1982). Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi [United Nations Convention on the Law of the Sea – UNCLOS]. https://www.un.org/depts/los/convention_agreements/texts/unclos/unclos_toc.htm
  • Churchill, R. R., & Lowe, A. V. (1999). The law of the sea (3rd ed.). Manchester University
  • Kuwait Hükümeti. (1949). Declaration Concerning Submerged Lands.
  • Peru Hükümeti. (1947). Decree on Maritime Dominion.
  • Rothwell, R., & Stephens, T. (2010). The international law of the sea. Hart Publishing.
  • Santiago (1952). Declaración sobre Zona Marítima. Şili, Peru ve Ekvador tarafından imzalanmıştır.
  • Şili Hükümeti. (1947). Presidential Declaration on Maritime Zones.
  • Tanaka, (2012). The international law of the sea (2nd ed.). Cambridge University Press.
  • C. Dışişleri Bakanlığı. (2020). Doğu Akdeniz'de Deniz Yetki Alanları Hakkında Türkiye'nin Görüşleri. https://www.mfa.gov.tr/turkiye-nin-deniz-yetki-alanlari.tr.mfa
  • Truman, H. S. (1945, 28 Eylül). Proclamation on the Continental Shelf. The American Presidency Project. https://presidency.ucsb.edu/documents/proclamation-2667-policy- the-united-states-respect-the-natural-resources-the-subsoil-and
  • Türkiye Cumhuriyeti & Libya Devleti. (2019). Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası. Resmî Gazete No: 30988 (Mükerrer). https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2019/12/20191207M1-1.pdf
  • Uluslararası Adalet Divanı. (2009). Maritime Delimitation in the Black Sea (Romania v. Ukraine). ICJ Reports 2009, s. 61. https://icj-cij.org/case/132
  • Üçüncü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı. (1973–1982). Resmî Belgeler ve Nihai Raporlar. Birleşmiş Milletler. https://www.un.org/depts/los/

Footnotes

1 (Birleşmiş Milletler, 1982)

2 (Churchill & Lowe, 1999)

3 (Üçüncü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı, 1973–1982)

4 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 2)

5 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 76)

6 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 87)

7 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 56 vd.)

8 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 55–75

9 (Truman, 1945)

10 (Şili Hükümeti, 1947; Peru Hükümeti, 1947)

11 (Santiago Bildirgesi, 1952)

12 (Kuwait Hükümeti, 1949)

13 (AALCC, 1971; AALCC, 1972)

14 (Üçüncü BM Deniz Hukuku Konferansı, 1973–1982)

15 (Birleşmiş Milletler, 1982)

16 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 56)

17 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 61)

18 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 62)

19 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 246)

20 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 56/1-b)

21 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 60)

22 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 58)

23 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 87)

24 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 58/3)

25 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 69)

26 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 70)

27 (Birleşmiş Milletler, 1982, md. 74, 83)

28 Uluslararası Adalet Divanı. (2009). Maritime Delimitation in the Black Sea (Romania v. Ukraine). ICJ Reports 2009, s. 61. https://www.icj-cij.org/case/132

29 Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi. (2012). Delimitation of the Maritime Boundary in the Bay of Bengal (Bangladesh/Myanmar). https://www.itlos.org/en/cases/list-of-cases/case-no-16/

30 (Birleşmiş Milletler, 1982, Kısım XV)

31 (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2020)

32 (Türkiye Cumhuriyeti & Libya Devleti, 2019)

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

See More Popular Content From

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More