- within Insolvency/Bankruptcy/Re-Structuring and Employment and HR topic(s)
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, tahkimden önce arabuluculuğa başvurulmasını öngören terditli uyuşmazlık çözüm yöntemlerine ilişkin yaklaşımını değiştirerek, tahkimden önce arabuluculuğa başvurmanın tahkim iradesini zedelemediğine karar vermiştir.
Yargıtay, 2025 tarihli kararında, tahkimden önce arabuluculuk yolunun öngörülmesi halinde tarafların tahkim iradesinin açık ve kesin şekilde ortaya konulmadığı gerekçesiyle söz konusu tahkim anlaşmalarının geçersiz olduğuna karar vermişti. Ancak, 2026 tarihli sonraki kararında bu yaklaşımını değiştirerek, arabuluculuğun tahkimden önce şart koşulmasının tarafların tahkim iradesini ortadan kaldırmadığını; aksine uyuşmazlığın kademeli biçimde çözümünü amaçlayan "Mediation-Arbitration" ("Med-Arb") (önce arabuluculuk, ardından tahkim) modeli olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
i. Yargıtay'ın 2025 Yılındaki Kararı: Arabuluculuk Şartı Tahkim İradesini Ortadan Kaldırır
Yargıtay'ın konuya ilişkin 2025 yılında verdiği ilk karar,1 bir avukatlık ücret sözleşmesinde yer alan tahkim şartının geçerliliğine ilişkindir. İnceleme konusu düzenleme, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların öncelikle arabuluculuk yoluyla çözümlenmesini, bu yolla sonuç alınamaması halinde ise Baro Hakem Kurulu tarafından karara bağlanmasını öngörmektedir.
Karara konu olayda, taraflar sözleşme uyarınca öncelikle arabuluculuk yoluna başvurmuş; ancak süreç anlaşmayla sonuçlanamayınca davalı taraf Türkiye Barolar Birliği Tahkim Merkezi'ne müracaat etmiştir. Uyuşmazlığı inceleyen hakem, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ("HMK") 412. maddesi uyarınca tahkim şartının geçerli olduğu sonucuna ulaşmış; kendi yetkisini kabul ederek yargılamaya devam etmiş ve davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hakem kararına karşı davacı tarafından iptal davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi sıfatıyla inceleme yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, sözleşmede yer alan tahkim şartının geçerli olduğu ve hakem kararının iptalini gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine vararak iptal talebini reddetmiştir.
Bunun üzerine karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay, değerlendirmesinde tarafların tahkim iradesinin "karışıklığa mahal vermeyecek biçimde açık, kesin ve tereddütsüz" şekilde ortaya konulması gerektiğini vurgulayarak, bu ölçüt çerçevesinde sözleşmede yer alan düzenlemeyi mercek altına alınmıştır.
Netice itibarıyla Yargıtay, söz konusu hükmün tarafların tahkime başvurma yönündeki iradesini kesin, açık ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak derecede ortaya koymadığı sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay'a göre, düzenlemede kullanılan ifadeler, tarafların devlet yargısından kesin olarak feragat ederek tahkime gitme yönündeki iradelerini tereddüde mahal bırakmayacak açıklıkta yansıtmamaktadır. Zira, arabuluculuğun mahkemelerde dava açılmadan önce başvurulması gereken ve bazı uyuşmazlık türlerinde dava şartı olarak düzenlenen bir yöntem olduğu ifade edilmiştir. Oysa somut olayda, tahkimden önce arabuluculuğa gidileceğine ilişkin düzenleme nedeniyle sözleşmede yer alan tahkim şartının, uygulanacak uyuşmazlık çözüm yöntemi bakımından kendi içinde tutarlı ve hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta kaleme alınmadığı değerlendirilmiştir.
Bu gerekçeyle Yargıtay, geçerli bir tahkim anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği ve dolayısıyla hakemin yetkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşmış; hakem kararının bu yönüyle iptal edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
ii. Yargıtay'ın 2026 Tarihli Kararı: Tahkim Öncesi Arabuluculuk Öngörülmesi Tahkim Anlaşmasını Geçersiz Kılmaz
Anılan kararın verilmesinden dokuz ay sonra, aynı uyuşmazlık Bölge Adliye Mahkemesi'nin direnme kararı üzerine bir kez daha Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin önüne gelmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, bu ikinci incelemesinde önceki yaklaşımından tamamen ayrılarak, tahkimden önce arabuluculuğa başvurulmasını öngören düzenlemenin tahkim iradesini ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşmış ve önceki kararının aksine bir hüküm tesis etmiştir.2
Bölge Adliye Mahkemesi'nin direnme kararını temyiz eden davacı taraf, temyiz başvurusunda; davalının arabuluculuk görüşmeleri sırasında tahkim itirazında bulunmadığını, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi mevcutsa dava şartı arabuluculuk hükümlerinin uygulanamayacağını, somut olayda tahkim şartının açık, net ve kesin olmadığını ve tarafların tahkim iradesinin tereddüde yer bırakmayacak biçimde ortaya konulmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Bu çerçevede Yargıtay, arabuluculuk şartını ve tahkim iradesini yeniden ele almıştır. Bu kez Yargıtay, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları olan arabuluculuk ve tahkimin bir arada uygulanmasının uygulama ve öğretide "Med-Arb" olarak adlandırıldığını ve bu yönteme göre, tarafların öncelikle arabuluculukta anlaşmaya çalışıp, anlaşamamaları durumunda ise uyuşmazlığın tahkimde görüleceğini kararlaştırabileceklerine karar vermiştir. Yargıtay'a göre bu şekilde hem arabuluculuk sürecinden beklenen esneklik hem de nihai kararın tahkimde verilmesinin bir arada sağlanması mümkün olmaktadır.
Nitekim, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nun 5(1). maddesinde de arabuluculuk ve tahkim yollarının birlikte öngörülebileceği açıkça kabul edilmiştir: "Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz:"
Dolayısıyla, her iki çözüm yolunun birlikte öngörülmesi ve uygulanması için önemli olan uyuşmazlığın hem arabuluculuk usulüne hem de tahkim yargılamasına elverişli olmasıdır.
Somut olayda, avukatlık ücret sözleşmesinin ilgili hükmünde uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözümlenememesi halinde tahkim yoluyla çözüleceğine dair taraf iradeleri herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olarak belirtilmiştir.
Bu nedenle, taraflarca terditli olarak öncelikle arabuluculuğa başvurulmasının öngörülmesi ve anlaşma sağlanamaması halinde tahkim şartı öngörülmesi hukuka uygundur. Başka bir iptal nedeni de söz konusu olmadığından, Bölge Adliye Mahkemesi'nin direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.
iii. Değerlendirme
Uygulama ve öğretide kabul gören Med-Arb yöntemi, tahkim iradesi bakımından bugüne kadar tartışmalı görülmeyen bir uyuşmazlık çözüm modeli olarak kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay, 2025 tarihli kararında bu modeli tahkim iradesinin bulunmadığı yönünde yorumlamış; 2026 tarihli kararında ise isabetli biçimde görüş değiştirerek Med-Arb düzenlemelerini geçerli kabul etmiştir.
Kanaatimizce de Yargıtay'ın 2025 tarihli kararı isabetli olmaktan uzaktır. Zira, uyuşmazlığın öncelikle arabuluculuk yoluyla müzakere edilmek istenmesi, tarafların tahkim yoluyla bağlayıcı ve nihai çözüm arama iradesinden vazgeçtiği anlamına gelmemektedir.
Tarafların kademeli uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını tercih etmeleri, tahkim iradesinin belirsiz olduğu sonucunu doğurmaz; aksine, uyuşmazlığın dostane yollarla çözülmesinin teşvik edilmesi ve bu mümkün olmadığı takdirde bağlayıcı tahkime başvurulması yönünde açık bir iradenin varlığını ortaya koyar. Bu nedenle 2026 tarihli karar, hem uyuşmazlık çözüm yöntemleri hem de tahkim iradesinin yorumunda daha dengeli ve isabetli bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.
Footnotes
1. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E.2025/225, K.2025/2164 sayılı ve 15 Nisan 2025 tarihli kararı.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E.2025/5452, K.2026/129 sayılı ve 15 Ocak 2026 tarihli kar
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.